İTTİFAKLAR ÖZELİNDE ERKEN SEÇİM

Türkiye, 16 Nisan’da Anayasa değişikliğini kabul eden referandumun ardından yeniden sandık başına gidiyor. 24 Haziran 2018’deki seçimlerin en belirleyici unsuru partiler arası kurulan ittifaklar olacak. AK Parti ve MHP, ‘Cumhur İttifakı’ çatısı altında bir araya gelirken, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ‘Millet İttifakı’nı kurdu. Hesapların her geçen gün değiştiği seçim sürecini siyaseti yakından takip eden Prof. Dr. Mehmet Şahin ve gazeteci Oral Çalışlar değerlendirdi.
Posted on Haziran 20, 2018, 9:22 am
FavoriteLoadingBeğen 25 mins

24 Haziran Türkiye için bir milat olacak. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin yapılacağı bu 24 Haziran seçimlerinde ülke yepyeni bir sisteme geçiş yapacak. Uzmanlar, AK Parti ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) kurduğu Cumhur İttifakı’nın, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti (İP), Saadet Partisi (SP) ve Demokrat Parti’nin (DP) kurduğu Millet İttifakı’nın bir adım önünde olduğu görüşünde birleşiyorlar. Biz de Polis Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şahin ve gazeteci Oral Çalışlar ile ittifakları ve erken seçimi konuştuk.

Mehmet Şahin erken seçim kararının alınmasında en önemli etkenin 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum olduğunun altını çizerek şunları söylüyor: “Türkiye, Cumhurbaşkanı Hükumet Sistemi diye yeni bir sisteme geçti. Onun 18 maddeden 3’ü yürürlüğe girmişti. Diğer maddeler için halen 1,5 yıllık bir süre var. Bu sistemin geçişinde sıkıntı yaratmak isteyen kişiler, partiler, ülkeler vardı. Sisteme bir an geçilmesi için Cumhur İttifakı üyelerinin anlaştıklarını, bunun daha iyi olacağına inandıklarını düşünüyorum. İkinci neden de bu 1,5 yıllık süreyi göz önünde bulundurarak bunu engellemek için toplumu etkileyecek ekonomik manipülasyon süreci başlamıştı, buna dur demek için de böyle bir kararın alındığını düşünüyorum. Bence bu iki karar son derece belirleyici oldu.”

PROF. DR. MEHMET ŞAHİN
Polis Akademisi Öğretim Üyesi
Muharrem İnce alacağı oyu önümüzdeki süreçte CHP içindeki liderlik yarışını sürdürmek için bir fırsat olacak kullanacak

Halk siyasetçiyi terbiye edecek

Yapılacak seçimde Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçişin önemine de değinen Şahin, “Eski düzenin devam etmesini isteyenler var biliyorsunuz. Özellikle şimdi Millet İttifakı adı altında bir araya gelenler ne diyorlar ‘Biz eski düzenin devamını istiyoruz. Eğer biz seçimi kazanırsak eski düzenin gelmesini istiyoruz.’ Yani Türkiye’deki eski siyasi hastalıkların destekçisiler ve ‘Bunların yanında yer alacağız, bunu destekleyeceğiz’ diyorlar. Cumhur İttifakı’na baktığımız zaman, onlar da milletin kabul ettiği referandumla gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin iyice yerleşmesi ve Türkiye’nin yeni bir sürece doğru gitmesi yönünde tavrımızı koyduk diyor. Bence bu iki zihniyet burada yarışacak” diyor.

Yeni sistemin koalisyonlar dönemini sonlandıracağını belirten Şahin, “Koalisyonlar dönemlerinin sona erdiği, güçlü yürütmenin güçlü Meclis’in ve de yargının bağımsız olduğu bir süreç başlayacak. Bence en önemli şey şu hangi parti gelirse gelsin seçilecek olan Cumhurbaşkanı, artık bugünkü gibi bir cumhurbaşkanı olmayacak. Yürütmenin başı olacak. Yani hükumeti o götürecek, halk güven oyu verecek. Gensoru yok, güvenoyu yok ama halkın vermiş olduğu güven oyu var. 50 artı 1’le hangi partinin adayı gelirse gelsin, halka bakmak zorunda. Halkın istediği şekilde yönetimi uygulamak zorunda. Şimdi bugüne kadar yüzde 20 ile 21 ile bakıyorsunuz birinci parti hükumeti kurabiliyordu, belli güç odaklarının isteği doğrultusunda ülkeyi yönetiyordunuz ama şimdi 50 artı 1’i almak için halkın ayağına gitmek, onu ikna etmek zorundasınız. Ben yeni sistemle birlikte, hangi parti hangi aday olursa olsun halkın isteklerini göz ardı edemeyeceği ve o şekilde ülkeyi yönetmek zorunda olduğu için, siyaset ve siyasetçinin bu yeni sistemde halk tarafından terbiye edileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullanıyor.

Muhalefetin kurduğu Millet İttifakı’nı da değerlendiren Mehmet Şahin, bu ittifakın ortak özelliğinin Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı olduğunun altını çiziyor. Şahin, “Millet ittifakı adı altında bir araya gelen CHP, İP, Saadet Partisi ve DP, bir de HDP var ki ittifakın gözükmeyen öznesi. Onu da göz ardı etmemek lazım. Bunları hangi ilke bir araya getirebilir diye baktığımızda tek bir şey var. Ortak icraatları değil de Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı. Başka bunları bir araya getiren sebeplere baktığımda şu sebep ile bir araya geldiler diyemiyorum açıkçası” diyor.

Amaçları AK Parti’nin kaybetmesiydi

Muhalefetin çatı aday arayışında Abdullah Gül ismi üzerinde durmasıyla ilgili de konuşan Şahin, “Abdullah Gü’ün adaylığının gündeme gelmesinin tek nedeni Abdullah Gül’e kazandırmak, Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek değildi. Abdullah Gül aday olursa eğer AK Parti’den bir taş koparabilir miyiz, önemli bir kitle koparabilir miyiz acaba derdindeydiler. Onların amacı Abdullah Gül’e kazandırmak değil onların amacı Tayyip Erdoğan ve AK Parti’ye kaybettirmekti, o da tutmadı” diye konuşuyor.

Konuşmasına “Abdullah Gül aday olsaydı da kaybedecekti, olmasa da kaybetti” diye devam eden Şahin, şu ifadeleri kullanıyor: “Abdullah Gül kaybetti. Niye biliyor musunuz? Çünkü niyetini belli etti. Abdullah Gül’ün bugüne kadar siyasi hayatını takip edenler bunu rahatlıkla söyleyebilir. Abdullah Gül şunu istiyordu: Yemeği pişirin ama çok iyi pişirin, o da biraz soğusun, ben onu yemesini çok iyi bilirim. Böyle bir siyasetçi kendisi. Ben bir araya geleyim, sizi mobilize edeyim ve seçimi kazanayım değil onun siyaseti. Siz her şeyi hazırlayın, ben gelip otururum. Böyle bir siyaset tarzı. Bunu burada da gösterdi. Fakat kötü olan şu: AK Parti’nin kurucularından, AK Parti’nin ilk başbakanı, AK Parti’nin ilk cumhurbaşkanı, hepsini üst üste koyuyorsunuz ve bu partinin içinden çıkmış birinin hatta 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’ün ve dolayısıyla AK Parti’nin özellikle CHP’nin takip etmiş olduğu politikadan dolayı karşı karşıya kalmış olduğu muameleye baktığımızda onlarla netleşmese bile bir süreç içerisine girmesi bence Abdullah Gül açısından büyük bir siyasi hata. Bu tabi kendi açısından bir siyasi hata ama AK Parti ve teşkilatlar açısından da üzücü oldu. AK Parti ile bir bağı yok, üye olmadı ama bu sürecin bir kısmında yer alarak partinin tabanından tavanına tüm AK Partililerin içindeki o gönül bağını koparmış oldu.”

Kılıçdaroğlu koltuğunu kaybetmek istemedi

Mehmet Şahin, 15 CHP’linin önce İYİ Parti’ye ardından tekrar CHP’ye dönmesiyle ilgili de değerlendirmede bulundu. Şahin, CHP’nin her zaman enteresan tavırlar sergilediğinin altını çizerek, “Bu tavırları önceki süreçlerde de görebilirsiniz. Hatırlıyor musunuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Özçelik, 7 Haziran seçimlerinde ben ailemle birlikte HDP’ye oy verdim demişti.

CHP kazanmak için değil AK Parti ve Tayyip Bey’e kaybettirmek için politika takip ettiği için bir ana muhalefet partisi olarak iktidar alternatifi olma özelliğini çoktan kaybetmiş bir parti. Aynı politikayı devam ettiriyor dikkat ederseniz. Alternatif olamıyor. Bu seçimde başka partilerle işbirliği yapıyor, birazını sana vereyim tavrıyla hareket ediyor. Bu aynı zamanda Türk demokrasisi açısından büyük bir zafiyettir. Genellikle CHP’lilere baktığınızda iktidarın güçlü olmasını demokrasi zaafı olarak gösterirler ama demokrasi için Türkiye’deki en büyük zaaf ana muhalefet partisinin iktidar alternatifi olma özelliğini korumamasıdır.

Bu da kendilerinden kaynaklanan bir süreçtir. Bunu açık açık söylemek lazım. Bunun bir göstergesi daha var. Ana muhalefet partisinin lideri alternatif olamayacağını gösteren bir tavırla aday olamıyor ve partisinin içinden başkasını destekliyor. Peki kazanacağını düşünse aday olmaz mı? Olur. Baştan zaten CHP liderinin bu süreçte kazanamayacağım tavrıyla hareket ettiğini görüyorsunuz. Bu nedenle milletvekilliği ve genel başkanlık koltuğunu kaybetmemek için yeni bir aday devreye koyduklarını görüyorsunuz” diyor.

“CHP’nin önümüzdeki süreçte geçmiş dönemde aldığı oyu almakta zorlanacağını düşünüyorum” diyerek sözlerini sürdüren Şahin şu ifadeleri kullanıyor: “CHP’nin bu tür yaklaşımları, yanlış politikaları kendi seçmeninde bir ümitsizlik ortaya çıkarıyor ve farklı alternatif aramasına neden oluyor. CHP’nin Tayyip Bey düşmanlığı üzerinden nasıl oy toplarım çabası içine girdiğini görüyorsunuz. Ben bütün çabasının bu olduğunu düşünüyorum. Bu önümüzdeki süreçte de devam edecek.”

Muharrem İnce’nin CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesiyle ilgili de tespitlerde bulunan Şahin, “Muharrem İnce’nin kaybedeceğini düşünüyorum. Muharrem İnce kurt bir politikacıdır. Burada alacağı oyu önümüzdeki süreçte CHP içindeki liderlik yarışını sürdürmek için bir fırsat olacak

kullanacak. Enteresan bir şey daha var. Muharrem İnce diyelim ki Tayyip Bey karşısında kaybetti, bu Muharrem İnce kaybetti olmayacak kamuoyunda, CHP kaybetti olacak. CHP genel başkanı kim? Kemal Kılıçdaroğlu. Bu stratejiyi oluşturtan da Kılıçdaroğlu. Eğer Muharrem İnce kaybederse bu kaybetmenin en büyük faturası CHP’ye ve genel başkanına yazılacak. Bunu iyi okumak lazım. Ben Muharrem İnce’nin önümüzdeki süreçte aldığı oyu CHP içindeki liderlik yarışında kullanacağını düşünüyorum” diye konuşuyor.

Şahin, CHP’nin siyasetini de şu sözlerle ifade ediyor: “CHP’deki en önemli şey şudur: CHP’nin içindeki koltuklarını kazanabiliyorsanız siyaseten başarılısınız. Çünkü Türkiye’de bir koltuk kazanma şansları yok. Çünkü millete yönelik bir projelerinin olmadığını görüyorsunuz, milleti ikna etmeye yönelik bir projeleri yok. Diğer seçim süreçlerinde aldıkları tavırda bile CHP’nin içinde bir pozisyon kazanır mıyız çabası içinde hareket ettiğini görüyoruz. İşte bunu demokrasi açısından zafiyet diye anlatmamızın sebebi bu. Alternatif olamıyorsanız iktidarı zorlamazsınız. Alternatif olma özelliği olmayan bir ana muhalefet partisi demokrasi açısından ciddi sıkıntılar doğurur.”

Lüks siyaset sona erdi

İttifakların seçimi nasıl etkileyeceğini de anlatan Şahin şunları söylüyor: “Bugüne kadar uygulanan seçim süreçlerinde genelde partiler seçime kendileri giriyordu. Kimisi baraj altı kalıyor, bir kısmı barajı geçiyordu ama kendi alanları vardı, dar da olsa siyasetlerini kendi tabanlarına anlatıyorlardı. Bu şekilde de lüks bir siyaset yapıyorlardı eskiden. Bu sistem gelmeden önce Türkiye’deki muhalefet partileri özellikle lüks siyaset yapıyorlardı. Neydi lüks siyaset diyor ki iktidar olmama gerek yok, yüzde 10 alırım, 15 alırım, 20 alırım, muhalefet partisiyim zaten. Seçmen benden istekte bulunduğunda muhalefet partisiyim der çekilirim. Yıllardır devam eden böyle tembelleşmiş muhalefet partileriyle karşı karşıyaydık. Ama artık alternatif olmak istiyorsanız ki olmak zorundasınız 50 artı 1’e talip olmak zorundasınız. O zaman ne yapacaksınız bugüne kadar sürdürmüş olduğunuz siyaseti sürdürmekte zorlanacaksınız.

Bunun da yolu ya tek başınıza geleceksiniz ya da ittifak kurarak geleceksiniz. İttifakın şöyle bir getirisi de var tabii, ittifak kurduğunuz zaman yüzde 10 barajının bir anlamı kalmadığını görüyorsunuz. Bu da aynı zamanda partilerin bu güne kadar özelikle yüzde 10 barajını aşamayanlar ittifak içinde bunu aşabiliyor. İşte o zaman bunu ittifak içinde gösterebilme becerisini ortaya koyman lazım. Şimdi bunu göreceğiz. İşte burada da bir şey ortaya çıkıyor o lüks siyaset yapma imkanı ortadan kalktığı için partilerin kendi ilkelerini savunmada ve bunu sürdürmede ne kadar ilkeli olup olmadıklarını görüyoruz.

Mesela son dönemde beni en çok şaşırtan şeylerden bir tanesi Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun davranışları ve söylemleri. Farkındaysanız Türk milleti özelikle muhafazakar tabanı ağzı açık bir şekilde izliyor. İşte bu sistemin getirmiş olduğu bir şey var sizin ne olduğunuzu, kiminle durduğunuzu, kimin yanında resim verdiğinizi net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu açıdan da faydalı olduğunu düşünüyorum.”

Adayların seçimi kazanmak için nasıl bir tavır içinde olmaları gerektiğini de anlatan Şahin sözlerine şöyle devam ediyor: “Siyaset milletle yapılır, siyaset insanla yapılır, siyaset toplumla yapılır. Bir defa şikayet ettiren bir söylem toplum tarafından talep görmüyor. Ümit verici siyaseti, vizyon taşıyan söylemleri ve tavırları millet daha da çok benimsiyor.

Mesela dikkatimi çeken bir şey vardı CHP ile İP genel başkanlarının konuşmasında. Bir taraftan Türkiye’de ekonomi çökmüş diyorlar bir taraftan da şunları bunları iktidara geldiğimiz zaman vereceğiz diyorlar. O zaman insana şunu sorarlar hani ekonomi çöktü diyorsunuz nereden vereceksiniz bunları. Demek ki bir yandan da siz ülkenin güçlü yönetildiğini kabul ediyorsunuz üstü kapalı olarak. Bence ümit ve inandırıcılık en önemli etken olacak seçimde.”

ORAL ÇALIŞLAR
Gazeteci-Yazar
Türkiye kamplaşarak değil, uzlaşarak siyaset yapmaya mecbur olan bir ülke. Kamplaştırmanın kimseye faydası olmadığını gördük.

Muhalefet kuvvetler ayrılığı ilkesinde buluştu

Gazeteci Oral Çalışlar da erken seçim kararı alınmasında özellikle ekonomide son 1 ayda yükselen fiyatların etkili olduğunu belirterek, “İhracatın açık vermesi, dış borçlanma yükünün artması önemliydi. İkinci neden MHP ile yapılan ittifakın iki sene boyunca başka problemleri yaratma ihtimalinin varlığı seçimi erkene aldırdı diye düşünmek mümkün” diyor.

Muhalefetin seçime hazır olmadığı ile ilgili görüşlere katılmadığını dile getiren Çalışlar, “Siyaset zaten her zaman seçime de hazırdır, tartışmaya da hazırdır. Bu yüzden bence muhalefet hazır değildir teorisini çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Çünkü sonuç olarak Türkiye sürekli seçim ortamında yaşayan bir ülke. Zaten kısa bir süre içerisinde herkes toparlandı, adaylarını belirledi ve seçim atmosferine girildi” ifadelerini kullanıyor.

Millet İttifakı’nın birleştiği noktayı da kuvvetler ayrılığı ilkesi olarak anlatan Çalışlar, “Bu partilerin söylediği birinci neden, şu kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde birleşim oldu. İkinci neden, iktidarın merkezileştirilmesi yerine yargının ve yürütmenin güçlendirilmesi temelinde bir ittifakımız var deyip kendilerini böyle izah ediyorlar. Zaten hatırlarsanız 16 Nisan Referandumu’nda da hayır verenlerin temel itirazları kuvvetler ayrılığı, denge ve denetim mekanizmasının yok olması örneğiydi. Bu konuda muhalefetin bir ittifak olduğu ortada. Böyle bir ilkeleri var” diyor.

Seçimin ittifaklar özelinde yapılmasıyla ilgili de Çalışlar şu ifadeleri kullanıyor: “AK Parti iktidarı yüzde 10 barajını indirmeyerek yönetimde istikrar sağlıyordu. İttifak ortağı MHP kendini yüzde 10 barajını aşamama tehdidi altında hissedip ‘barajı indirin’ deyince bir formül hazırladı.

Bu formül de ittifak formülü olarak iktidar tarafındn düşünüldü, MHP ile AK Parti ittifakıyla ortak bir ittifak kurma imkanı yaratıldı. Böylece yüzde 10 barajı MHP’nin problemlerini aşmak açısından bir imkân olarak ortaya çıktı. Ama tabii bundan muhalefet de yararlandı. Muhalefet de yararlandığı için yüzde 10 barajı bir tek HDP dışında diğer bütün siyasi aktörler açısından anlamsız hale geldi.”

Çalışlar seçim sonunda parlamentodaki çoğunluk partisi ile devletin başındaki ismin partisi arasında bir farklılık olması sonucunda yeni sistemin nasıl işleyeceğini de şöyle anlatıyor: “Parlamentodaki çoğunluk ile iktidara gelecek kişinin farklı olması durumunda ortaya çıkacak çoğunluğun ne kadar olduğu da çok önemli.  Azami çoğunluk da Cumhurbaşkanı’nı idare edebilir, çünkü özellikle 16 Nisan Referandumu’yla anayasada yapılan değişiklikler yeni seçilecek Cumhurbaşkanı’na çok olağanüstü yetkiler tanıyor. Kararnameler çıkarma ve kanun konusunda, Meclis’ten daha etkili bir pozisyon alma açısından birçok gücü ve imkânı var. Bu yüzden basit çoğunluğu idare edebilir diye düşünülebilir.

Ama tabii ben böyle bir şeyle yetinmem derse Türkiye’yi erken seçime götürme şansı var Cumhurbaşkanı’nın. Ama tabii böyle bir durumda kendisi de seçime gitmiş olacak. Çünkü yeni anayasa değişikliğine göre Meclis’i seçime götüren Cumhurbaşkanı kendi Cumhurbaşkanlığını da feshetmiş oluyor. Otomatik olarak kendisi de seçime gitmiş oluyor. Meclis’in çoğunluğunu kaybetmiş bir Cumhurbaşkanı’nın böyle bir riski göze alıp, seçime gidip kendi çoğunluğunu da kaybetme ihtimali varken böyle bir yola başvurulur mu bunu bilemeyiz.”

Türkiye’nin seçim sürecini de Çalışlar şöyle değerlendiriyor: “Gönül ister ki daha uzlaşmalı bir süreç olsun. Başlangıçta işler fena gitmedi. Muharrem İnce’nin bütün adayları ziyaret etmesi, Selahattin Demirtaş’ın içeriden verdiği yumuşak mesajlar, Cumhurbaşkanı’nın Muharrem İnce’yle görüşmesi gibi adımlar daha uzlaşmacı bir imkân ortamını yaratabilir diye düşünüyoruz hep birlikte. Yani Türkiye sonuçta kamplaşarak değil, uzlaşarak siyaset yapmaya mecbur olan bir ülke. Çünkü kamplaşma ve kamplaşmayı sertleştirme sonuç olarak hem iktidarın hem muhalefetin işlerini zorlaştırıyor. Türkiye’nin çok büyük sorunlarının yüz yüze geldiği ortamda karşılıklı düşmanlaştırmanın Türkiye’ye bir faydası olmadığının şimdiye kadar yaşayarak gördük.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)