TAKSİM TOPÇU KIŞLASI 1937

18. ve 19. yüzyılları uzun savaşlarla geçiren Avrupa’nın büyük imparatorluklarında merkezi şehirler kontrolden çıkmıştı. Paris’ten Londra’ya, Viyana’dan Roma’ya, Petersburg’dan İstanbul’a imparatorluk başkentleri bu iki yüzyılı ağır hasarlı geçirdi. Hasar, yalnızca savaşın doğrudan şiddetinden kaynaklanmıyordu.

Kontrolsüz göç, herhangi bir kurala bağlı olmayan derme çatma mahallelerle kadim şehirleri kuşatıyordu. Eski kentlilerle, şehre savrularak gelen kara kalabalıklar yüzyıllarca karşı karşıya geldi.

İmparatorluklar çareyi, geniş yetkilerle donattıkları uzman kişilere, mühendislik eseri şehirler planlatmakta buldu. Bu planlar pek çok farklı soruna neden olsa da gelişmiş ve köklü devletler şehirlerde istedikleri düzeni kurmayı nihayet başardı.

Planlama süreci her imparatorlukta kendi özgün koşullarına göre farklı dönemlerde oldu. Paris’te, Napolyon döneminde gerçekleşti. İmparator, neredeyse kendisi kadar yetkiyle donattığı Baron Haussmann’a Paris’i yıktırıp yeniden yaptırdı. Bugün dünyanın hayran kaldığı Paris büyük ölçüde onun eseridir.

‘Şehirlerin Ecesi’ -kraliçesi- olarak nitelenen İstanbul’un Batı’daki tarzda planlama sürecine girmesi 1930’ları buldu. Avrupa’nın en uzun savaşını veren Osmanlı Devleti’nin içinden doğan genç Cumhuriyet, savaş bunalımları geçtikten sonra ilk iş olarak şehir planlamasına el attı.

İstanbul’da modern anlamda bir nâzım planı oluşturma düşüncesi işte böyle doğdu.

TAKSİM GEZİ PARKI

Ahşap evlerden bir ağ

Peki, 1930’lara gelindiğinde İstanbul’da durum nasıldı? Şehir neye benziyordu? Suriçi’nde yaşayan eski kentliler, büyüyen ihtiyaçlarını karşılamak için İstanbul’u çevreleyen Anadolu ve Trakya’yla işbirliği içinde olmak zorundaydı.

Yüzyıllar boyunca, Suriçi halkının hizmetine koşmak için imparatorluğun her köşesinden gelen yığınlar ailelerini de yanlarına getirince büyük bir nüfusa ulaşmıştı. Surların etrafı ahşap barakalardan örülen bir ağ ile kaplıydı. Bu ağ Suriçi’ne de ulaşıyordu. Şehir, ulaşım imkânını kısıtlayan üst üste yapı yığınlarıyla kilitlenmişti.

Tek parti yönetimi İstanbul’a çekidüzen vermek için Fransa’dan bir mimar getirmeye karar verdi. 1934 yılında kendisine yapılan daveti kabul ederek İstanbul’a gelecek mimar Henry Prost, 1905’ten 1911’e kadar çeşitli projeler için İstanbul’u ziyaret etmiş hatta Ayasofya ve çevresi için etüt çalışmaları yapmıştı. Osmanlı yönetimiyle çalışmalarını paylaşan Prost, Birinci Dünya Savaşı nedeniyle İstanbul’la ilgili planlarını ertelemek zorunda kalmıştı.

Prost’un hayalindeki İstanbul

Altı yıl boyunca şehri ziyaret ederek gözlemleyen Prost’un İstanbul’la ilgili o yıllarda bir hayali vardı. Ayasofya çevresini inceleyen Prost, Roma’nın görkemli yıllarının şehir planlamasını yeniden canlandırmak istiyordu.

Ankara ile el sıkıştıktan sonra çalışmaya koyuldu. Tek parti yönetimi, Napolyon’un Baron Haussmann’ı kadar olmasa da yine geniş yetkilerle donatmıştı Fransız mimarı.

İstanbul’a geçmeden önce Prost’un çalıştığı şehirlere bakmakta yarar var. Paris’in genişletilmesi çalışmalarında yer alan Fransız mimar daha sonra Fas’ın pek çok şehrinin yeniden imarında yer aldı.

Şehirlerin özgün durumları bir yana Prost genel hatlarıyla benzer bir planı uyguladı: Eski kentin yeni yol ve meydanlarla desteklenmesi.  İstanbul’da Prost’un karşılaştığı ilk zorluk, Tarihi Yarımada’nın üzerinde oturduğu binlerce yıllık tarihti. Bu yüzden çalışmalarını, bugün de sık sık karşımıza çıktığı gibi arkeologlarla sürdürmesi gerekiyordu.

Arkeoloji Müzesi ile yapılan ortak çalışmalar bu sorunu bir ölçüde çözdü. Prost’un ilk dönemdeki çalışmaları, İstanbul’daki sarayların yenilenmesinde etkili oldu. Başlatılan arkeoloji ve restorasyon seferberliği de Türkiye’ye bu alanda önemli bir birikimi miras bıraktı.

DOLMABAHÇE SARAYI AHIRLARI 1939

Yıkımlar yıllarca tartışıldı

Ancak İstanbul’un bu ilk modern nâzım planı bazı yıkımları da beraberinde getirdi. Şehrin ulaşımını modernleştirecek planlar yıkımı zorunlu kılıyordu. Pek çok tarihi yapının ortadan kaldırılması şehirde geri dönüşü mümkün olmayan bir bellek yitimi anlamına geliyordu. Bu çelişki şehir plancıları ve tarihçiler arasında hâlâ tartışılır.

Prost’un İstanbul’a hazırladığı nâzım planı Cumhuriyet tarihi boyunca çok farklı görüşlerden yönetimler tarafından uygulandı. İstanbul her dönemde yıkımlardan nasibini aldı. Tek parti döneminin kudretli valileri de, Demokrat Partili Menderes de yol için yıkım planını uyguladı. Bu miras, 80’li yılların yönetimleri tarafından da sahiplenildi.

Yeni nizam için yıkım

İstanbul’un görünümü tartışmasız Prost’un eseridir. Peki, bu görünümün temelleri nasıl atıldı? Prost, İstanbul için dört yıl çalışarak hazırladığı Nâzım Plan Raporu’nda şöyle der: “Hâlâ boş olan arazilerde bütünüyle yeni semtler yaratmak; hızlı ulaşım araçlarıyla donanmış, havadar konutlardan oluşan semtler. İstimlâki yukarı doğru gerçekleştirerek, yeni semtlerde yapılabilecek kadar eski semtlerde konut yıkmak. Daha sonra eski semtleri yeni bir plan üstünde yeniden inşa etmek.” Nitekim Prost, tarihi İstanbul için yeni yollar ve yeni semtlerin oluşturulmasıyla büyük bir dönüşümü başlattı. Zorlu istimlak meselelerinde Prost’un imdadına yangınlar yetişti. Yangınlara dayanamayan ahşap mahallelerde Batı tarzında binalar inşa edildi. Fatih’ten Üsküdar’a pek çok ahşap mahalle aynı kaderi yaşadı. Eski mahalleler ortadan kalkmaya başlayınca da büyük caddeler, tramvaylar, modern kamu binaları daha kolay yapıldı.

Ankara’nın desteği 

Pek çok tarihçi ve siyaset bilimciye göre dönemin tek parti Ankara’sı eskiyi hatırlatan İstanbul’u ortadan kaldırdığı için Prost’un işine çok fazla karışmadı. İdeolojik tercihler şehir planlamasında etkili olmuştu. 1956’da Menderes, İstanbul’un imarını şahsi meselesi ilan etti. İktidarda kaldığı dört yıl boyunca yol yapımı, cadde genişletmesi, eski yapıların yıkımı ve yenilerin yapımını sürdürdü. 1960 darbesi sonrası Menderes hakkındaki suçlamaların büyük çoğunluğu bu konu üzerineydi ve Menderes de talihin garip bir cilvesi olarak tek parti döneminin mimarı Prost’un master planını örnek aldıklarını her savunmasında anlattı.

İNÖNÜ STADI

Ankara’ya yazılan imar mektubu

İstanbul’da Henry Prost’un yıkımlarıyla sonuçlanacak ilk nâzım planı zamansız yazılmış bir mektubun eseriydi. Ankara yönetimi, 1933 senesinde İstanbul planlaması için meşhur Fransız mimar Charles – Êdouard Jeanneret’ye (Le Corbusier) bir teklif götürmüştü. İstanbul’u iyi bilen ve şehre hayran olan Le Corbusier, Türkiye’ye ilk defa 1911’de gelmiş, Edirne, İstanbul ve Bursa’da uzun uzun incelemeler yaparak notlar almış, resim ve krokiler çizmişti. İstanbul’da yolculuğu boyunca el üstünde tutulan mimar, izlenimlerini “Her şey beni Türkleri ayrı bir yere koymaya götürüyor. Kibar ve ağırbaşlılardı; nesnelerin varlığına saygıları vardı. Yapıtları, kocaman, güzel ve görkemli” diye anlatmıştı.

Le Corbusier, İstanbul’un tarihî dokusunu olduğu gibi muhafaza etme düşüncesiyle Ankara’ya bir rapor gönderdi. Tabii bu düşünce, Osmanlı’yı yansıtan bir İstanbul görmek istemeyen tek parti yönetiminin hiç hoşuna gitmedi. Sonuçta başka bir Fransız olan Heny Prost tercih edildi. Le Corbusier anılarında, İstanbul’u olduğu gibi muhafaza etme teklifinin Cumhuriyetçi kadrolar tarafından hoş karşılanmayacağını düşünememesini büyük bir hata olarak nitelemişti. Ünlü mimar, 1948 yılında Şemsa Demiren’e verdiği röportajda da şunları söylemişti: “Eğer hayatımın en büyük gafı ve en büyük taktik hatası yazdığım mektup olmasa idi, bugün büyük rakibim Prost yerine güzel İstanbul şehrinin imarıyla ben uğraşacaktım. Bu mektupta, inkılâp yapmış bir milletin en büyük inkılâpçısına İstanbul’u eski hali ile asırların tozu toprağı ile bırakmasını öneriyordum. Ne büyük hata yaptığımı sonradan anladım.”


Prost Planı’yla yıkılan İstanbul

Cemil Topuzlu’dan Lütfi Kırdar’a, Fahrettin Kerim Gökay’dan Bedrettin Dalan’a her görüşten şehir yönetimi Prost Planı’na sadık kalarak İstanbul’u yıktı.

İşte kaybettiklerimiz:

1939 Bugünkü Taksim Gezi Parkı’nda yer alan Topçu Kışlası, Prost’un imar planına göre park yapılmak üzere yıkıldı.

1939 İnönü Stadı’nın yapılmasına karar verilen Istabl-ı Âmire yani Dolmabahçe Sarayı’nın ahırları yıkıldı. 1949 Tophane Meydanı’ndaki 100 yıllık müşiriyet binaları yıkıldı.

1956 Beşiktaş Hamamı, Beyhan Sultan Sarayı, Ebussuud Efendi ve Ali Paşa çeşmeleri ile Şirmend Çavuş ve Selçuk Hatun camileri yıkıldı.

1957 Vatan Caddesi’nin açılması için civardaki bütün tarihi yapılar yıkıldı.

1984 Tarlabaşı Bulvarı için onlarca tarihi apartman yıkıldı.


 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)