İstanbul’a nefes aldıran vakıflar

Osmanlı ordusunun İstanbul’a yaptığı son kuşatma harekâtının merkezi olan Haliç kıyısındaki Eyüp, Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin kabrinin bulunması dışında, kuşatma sürerken Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilk ikamet ettiği İstanbul semti olarak da önem kazandı. Bugünkü İstanbul, Eyüp’ten başladı.
Yayın Tarihi: Ağu 6, 2017
FavoriteLoadingBeğen 9 mins

İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Han’ın kendi adıyla kurduğu vakfın ardından vakıf faaliyetleri o denli ilerledi ki, temiz hava temininden meyve dağıtımına kadar her alanda birbirinden ilginç vakıflar kuruldu. Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul’un az bilinen vakıflarını derledi

İnsanlığın yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yükselten vakıflar hem İstanbul’un imarında hem de sosyal olarak gelişmesine büyük rol oynadı. Fatih Sultan Mehmet’in fethin hemen ardından İstanbul’da kendi adıyla kurduğu vakıf, Ayasofya başta olmak üzere İstanbul’daki pek çok eseri bünyesine katarken, hem Osmanlı paşaları hem âlimler hem de tüccarlar Fatih’in izinden giderek şehrin pek çok sorununa kurdukları vakıflar aracılığıyla çare aradı. Vakıf kültürü, Osmanlı ahalisi tarafından o denli benimsendi ki, temiz havadan leylek yuvalarının düzenlemesine kadar sayısız alanda vakıflar ortaya çıktı. Osmanlı’nın hastaneler, güçsüzler ve yetimler yurtları, camiler gibi alanlarda hizmet veren ve bugüne de ulaşan vakıflarının dışında kalan birbirinden ilginç vakıflar, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir çalışmada yer aldı. İşte İstanbul’un birbirinden ilginç vakıfları.

Ümmet-i Muhammed teneffüs eyleyecek

1730 yılında Ekmekçi Ahmed Nureddin tarafından Bebek semtinde kurulan Nefes Vakfı’nın vakfiyesinde şu sözler yer alır: “Ümmet-i Muhammed teneffüs eyleyecektir.” İnsanların su kadar, temiz havaya da ihtiyacı olduğu düşüncesinden yola çıkan Ekmekçi Ahmed Nureddin Efendi, Bebek’te bir köşk inşa ettirmiş. İnsanlar da bu sayede dinlenmişler, denizi seyretmişler, sohbet etmişler. Nureddin Efendi daha sonra köşke bir de iskele ilave ettirmiş. Ahmed Nureddin’inkine benzer bir vakıf da piknik amacıyla kurulmuş. Kaşıkçı Mustafa Efendi Bin Ahmed adlı hayırsever tarafından kurulan vakfın amacı, talebeleri pikniğe götürmek. Yıl boyunca sorumluluk sahibi olup, belli derslerle meşgul olan ve dinlenme ihtiyacı duyan öğrenciler, bu şekilde rahatlatılmış, derslerinde başarılı olmaları da dolaylı olarak sağlanmaya çalışılmış.

Fatih’in duvar temizliği vakfı

Vakıf kültürünün öncüsü Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbulluların günlük hayatına temas eden bir vakfı da Duvar ve Sokak Temizliği Vakfı. Bu kuruluşun vakfiyesinde şöyle yazıyor: “Aklı başında, dirayetli birisi vakfın mahinur kuşu olup her an cami, medrese, darütalim, imaret vs. hangisi olursa olsun duvarlarının temiz kalmasına dikkat edecek, yazı yazan veya pisleyen kendini bilmezlerin pisliklerini temizleyecektir. İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezerler, bu sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökerler.” Kaptanı Derya Hasan Paşa da çevrenin genel temizliği için bir vakıf kurdurmuş. İstanbul’da kurulan Kaptan-ı Derya Hasan Paşa Vakfı. Hasan Paşa Vakfı, vakıf geleneğine bağlı kalarak meydana getirdiği her hayratın ömür boyu koruyuculuğunu yapmış, ihtiyaç oldukça her türlü çevre temizliği faaliyetinin maliyetlerini karşılamış. Aynı tarihlerde bir vakıf da İstanbul’daki gölleri temizlemek için Ali Bey Bin Hamza adıyla kurulmuş.

Köleler için kurulan vakıflar

İstanbul’da düşkünlere, yardıma ihtiyacı olanlara destek için kurulan vakıfların sayısı bir hayli fazla. İstanbul’da 1865 yılında Ayşe Sıdıka Hanım Bint-i Abdullah adında bir vakıf, senede altı bin kuruş evlenmek isteyen fakir hanımların düğün merasimleriyle elbise masraflarına ve yaşlı kadınlardan elbise ihtiyacı olanların giydirilmesine harcamış. 1574 yılında ise Şehit Sokullu Mehmet Paşa Vakfı savaşa giden gazi ve mücahitlere iyi atlar verilmesini sağlamış. 1794 yılında İstanbul’da kurulan Mihrişah Valide Sultan Vakfı, ellerinde biriken ve ihtiyaç fazlası geliri, ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için kullanmış. Askerlerin her türlü giyeceğinin, yiyeceğinin ve savaş araç-gereçlerinin alınması için harcamalar yapmış.

1754 yılında İstanbul’da, Lütfi Efendi’nin azatlı kölesi, Vildan Hatun adında bir vakıf kurmuş, insanların ihtiyacı için, terk edilen bir arsayı belediyeden izin alarak güzelleştirmiş. Böylece her zaman, şehir insanının ihtiyacı olan rahat edebilme ve istirahat ihtiyacı karşılanmış.

1558 yılında İstanbul’da Kemal Ağa Kızı’nın kurduğu Zeyni Hatun Vakfı ise azatlı kölelerin fakir ve muhtaç olanlarına bin akçe ayrılmasını, yoksa eğer başka dul ve fakir hanımların ihtiyaçları için harcanmasını, ayrıca ilkokul öğrencilerine her yıl bin akçelik kaftan ve pabuç alınmasını şart koşmuş.  II. Selim’in eşi, Sultan Murat’ın annesi Nurbanu Valide Sultan, kendi adıyla bir vakıf kurarak İstanbul’da, öğrencilerinden fakir olanlarına senede iki defa olmak üzere, elbise dağıtmıştır. 1483 yılında İstanbul’da kurulan Sultan Selçuk Hatun Vakfı ise iki bahçeye ve mezraya senede 100 adet çeşitli meyve ağaçlarının dikilmesini sağlamıştır.

1708 yılında İstanbul’da Selim Ağa oğlu Hacı İbrahim Paşa kendi adına bir vakıf kurarak, borçlu ve hapiste olan Müslümanlara senede bin akçe verilmesini öngörmüştür. 1661 yılında İstanbul’da Köprülü Mehmet Paşa adıyla kurulan vakıf, iki kişinin köyde gece bekçiliği yapmasını ve karşılığında her birine günlük iki akçe ücret verilmesini öngörmüştür. 1497 yılında İstanbul’da Doka Veled- i Petros Vakfı kendilerini efendilerinden satın alıp kurtarmak isteyen Hıristiyan kölelere 10 bin dirhem borç vererek, özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamıştır. Mirliva, Redif 1. Karahisarışarki Liva Kumandanlığından Mütekaid lakabıyla bilinen bir kişi tarafından, 1908’de İstanbul’da kurulan Hayrettin Paşa Vakfı ise gelirlerinin fazlasının arta kalanıyla Osmanlı donanmasının güçlenmesi için çalışmalar yapmıştır.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)