Yaklaşık bir yıldır hükumetin gündeminde olan ‘yatay mimari’ nihayet hayata geçiyor. Şehirler, yatay mimariye geçiş çerçevesinde yeni imar kriterlerine kavuşuyor. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna, Bilgi Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Bilgin, AYİDER Başkan Yardımcısı mimar Serdar Nebioğlu ve inşaat mühendisi Oğuz Can Ocakçı’ya dikey mimariden yatay mimariye geçişle ilgili görüşlerini sorduk.

Türkiye, kentleşmede yeni bir döneme adım attı. Geçen ay gerçekleştirilen Şehircilik Şûrası’nda illerin bundan sonra hangi esaslar üzerinden imar planları hazırlayacakları konusunda temel bir çerçeve çizildi. Yürürlüğe giren imar yönetmeliği, önümüzdeki dönemde illerin özgün yapılarına uygun hale getirilerek uygulamaya konulacak. İmar yönetmeliğinin nasıl uygulanacağını, avantajlarını mimarlık ve inşaat sektöründen uzman isimlerle konuştuk.

İstanbul’da son 20 yıldır yüksek yapılaşma konusunda kontrolsüz davranıldığını, geri dönüşü olmayan adımlar atıldığını belirten İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna şunları söyledi: “İstanbul’da ilk etapta Şişli ilçesindeki Maslak aksı üzerinde yüksek yapılar tercih edildi. Sağlam zemine sahip olduğu için bu bölge tercih edildi. Ama bir, iki derken, şimdi Maslak bölgesine bakarsanız tamamen dikey yapılar görürsünüz.

NUSRET SUNA
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBE BAŞKANI

 

İstanbul’un topoğrafyası yatay mimariye uygun. Ancak dikey yapıları yıkıp yerine yataylarını yapmak artık mümkün değil.

 

Sonra bu yapılar kentin sahil kısımlarında oluşmaya başladı. Meşhur Zeytinburnu’ndaki ki 16×9 yapıları, Florya’da Ataköy Plajı’nın üstünde, denizi görmemize engel olabilecek şekilde set gibi yüksek yapılar. Tabii bu yapılar halkımızda da yavaş yavaş rahatsızlığa yol açtı.”

 Yüksek yapılar ısı adası oluşturdu

Nusret Suna şöyle devam etti: “Bu yapılar trafik yoğunluğunu artırdı. Altyapı tamamlanmadığı için buna bağlı sorunlar çıktı. Yüksek yapılar hava koridorlarımızı kesti. Kentin kuzeyinden, kuzey ormanlarından gelen hava akımını kesti. Hava akımını kestiği zaman iç bölgelerde, Şişli ve Beşiktaş gibi bölgelerde ısı adaları oluşmaya başladı. Buna ilaveten biz iç bölgelerde de yüksek yapılar yapmaya başladık. Çoğunluğu cam giydirme olan yapılar güneş ışığını olduğu gibi yansıtıyor. Bu da hava sıcaklığını artırıyor.”

Topoğrafya yatay mimariye uygun

Şehir planlamasında ideal olanın yatay yapılaşma olduğunu belirten Suna şunları söyledi: “İstanbul’un topografyası buna uygundur. Ancak siz şimdi dikey yaptığınız yapıları yıkıp yatay yapabilir misiniz? Artık İstanbul’da yapılması gereken, şehri yapılaşmaya açmamak, nüfusu daha fazla artırmamak.

İstanbul’a geliş durdurulsun diyoruz ama vize konulacak hali de yok. Nüfusu sabit tuttuktan sonra İstanbul dışında cazibe merkezleri oluşturarak nüfusu oralara yönlendirmek gerekiyor.”

PROF. DR. İHSAN BİLGİN                                    Bilgi Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi

Dikey mimari Amerikan normudur

Yatay mimarinin, dikey yapılardan toplumda duyulan rahatsızlığın bir ifadesi olarak gündeme geldiğini belirten Bilgi Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Bilgin’in görüşleri şöyle: “Gökdelen adlı kule yapılar, başta New York olmak üzere Amerika’nın doğu yakası kentleriyle birlikte gündeme geldi.

İstanbul’da 20. yüzyılın finans merkezi Levent-Maslak, dünyaya yayılan Amerikan normlarına uyularak oluşturuldu.

 

O zamana kadar Papa V. Sixtus’un 16. yüzyılda inşa ettiği Barok Roma ve onu model alarak 14. Louis ve 3. Napolyon’un iki etapta inşa ettikleri Paris’in beş-altı katlı bitişik nizam binalarıyla kurulu kentleri, kadim dünyanın en yoğun ve görkemli kentleriydi.

Atlantik eksenli gelişen yeni kapitalizm hem inşaat sektörünce kullanılabilen yeni bir sermaye fazlası doğurup hem de yeni kapitalizmin yeni uluslararası şirketleri yeni standartlarda yeni bir ofis stokuna ihtiyaç duyunca, Atlantik’e kıyısı olan liman kentlerinde bir ofis patlaması yaşandı. Londra, Hamburg gibi Avrupa kentleri bu ihtiyacı, Roma-Paris modeli beş-altı katlı ışık avlulu iri binalarla çözerken, yeni kent New York, Manhattan Yarımadası’nda gökdeleni keşfederek yoğunlaştı. Zamanla önce Amerikan kentlerinde, sonra Avrupa’da kule ofislerden oluşma iş merkezleri tekrarlanan bir standarda dönüştü. İstanbul’un 19. yüzyıl iş merkezi Sirkeci-Galata, Avrupa standartlarıyla şekillenirken, 20. yüzyılın merkezi Levent-Maslak, yayılan Amerikan normlarına uydu. Zaten 20. yüzyılın son çeyreğindeki küreselleşme, Amerika’nın yoğunlaşma normlarını bir yandan Asya’dan Afrika’ya, öte yandan da iskân bölgelerinden geçici konaklama otellere tüm kentsel programlara yaydı. Yatay mimari de bu normun yarattığı sorunlara karşı yine o Avrupa’nın kadim normlarına dönme özlemi ve arayışı olsa gerek.”

SERDAR NEBİOĞLU AYİDER Başkan Yardımcısı

İstanbul kendi planını yapmalı

İmar yönetmeliğinin her ilde tek tip olarak uygulanamayacağını belirten, AYİDER Başkan Yardımcısı mimar Serdar Nebioğlu’nun görüşleri şöyle: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmeliği daha çok bir kılavuz gibi görüp, her bölgenin başta büyükşehirleri kendi master imar planlarını bölge nüfus yoğunlukları ile sosyal donatı ve yeşil alan yeterliliğine uygun olarak hazırlamaları gerekir.

İstanbul Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği olarak, imar yönetmeliğiyle emsalli bölgelerdeki başlıca sorunların hâlâ çözülemediğini görüyoruz. Her bölgenin ihtiyaçları ve büyüme oranları farklı olduğundan, İstanbul’un kendi master imar planını yapması gerekiyor.”

Devlet desteği şart 

Yatay mimariye geçişin Türkiye ölçeğinde mümkün olabileceğini belirten Nebioğlu şöyle devam etti: “İstanbul’daki mevcut yerel yönetimlerin plan notlarını baz alıp; nüfus yoğunluğu ve altyapı yeterliliğini düşünürsek, yatay yapılaşmayı günümüz şartlarında sağlamak imkânsız. Şu ana kadar edindiğimiz tecrübelerden, makro ölçeği tasarlamadan mikro ölçekte yapılan değişikliklerin yeni problemleri katlayarak gelecek kuşaklara aktardığını biliyoruz.

 İnşaat sektörü açısından yatay ya da dikey mimarinin bir farkı yoktur. Rant kaybı yaşanmaz.

 

Bugünkü şartlarda nüfus yoğunluk analizine göre kentsel yenileme ve dönüşüm için yapı üreticilerinin sadece arsa payı karşılığı ile bu yenilemeye devam etme şansı bulunmamaktadır. Burada yaşanacak daralma ve tıkanmanın inşaat sektörünü ciddi anlamda etkileyeceği ortadadır.

Burada yeni yönetmelik düzenlemesi dışında, yerli üretimlerin teşvik edilip desteklendiği bir yapının kurulmasına acil ihtiyacımız vardır. Bu kıstasta hazırlanan projelerin hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hem de İller Bankası ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanacak paketlerle desteklenip sektörün önünün açılması gerekir.”

OĞUZ CAN OCAKÇI İnşaat Mühendisi

Yüksek yapılar zorunluluktu

Dikey mimarinin bir tercihten öte zorunluluk olarak ortaya çıktığını belirten inşaat mühendisi Oğuz Can Ocakçı şunları söyledi: Yeni imar yönetmeliği inşaat sektöründe olumlu ve olumsuz yanlarıyla bir gerçek olarak önümüzde. Geçmiştekiler gibi bu yönetmeliğin de mükemmel olmasını bekleyemeyiz. Önemli olan yeni yönetmeliğin kâmil manada ve adaletle uygulanmasıdır.

Yatay mimariye geçmek için şehri yatayda büyütecek tarzda alanlara sahip olmak gerekir

 

Kentlerin cazibe merkezilerinin ve bu merkezlerdeki yapı alanlarının sınırlı, ihtiyaçların sınırsız olmasından dolayı dikey mimariye ihtiyaç duyuldu. Yatay mimariye geçmek için şehri yatayda büyütecek tarzda alanlara sahip olmak gerekir. İstanbul’un mevcut yapı alanlarında yatay mimarinin uygulanması mümkün değil; zira imar alanlarındaki binaların dönüşümüyle doğacak ihtiyacın yatay mimari ile karşılanması mümkün değil.”

Yatay mimari şehir merkezinden uzak bölgelerde olur

Yatay mimarinin uygulanabileceği arsaların yatay mimarinin prensiplerine uygun şehir ve ulaşım planları yapılmış bölgeler oluşturularak imara açılması gerektiğini belirten Ocakçı şöyle devam etti: “Böylesine geniş alanlar şehrin merkezine uzak bölgelerde oluşturulabilir. İnsanları bu bölgelerde yaşamaya teşvik edebilmek için kamunun altyapı ve ulaşım yatırımlarını bu bölgelerin imara açılmasıyla birlikte hayata geçirmesi gerekir. İnsanlar örneğin İstanbul’un merkezindeki noktalara konforlu ve güvenilir bir ulaşım sistemiyle erişebileceklerine inandıkları takdirde yatay mimari esaslarında yapılaşmış çok daha medeni ve çevreyle uyumlu banliyö diye tabir edebileceğimiz yerlerde yaşamayı tercih edeceklerdir”.

 Sektör rant kaybı yaşamaz 

Yatay mimaride inşaat sektöründe rant açısından sorun yaşanmayacağını belirten Ocakçı şunları söyledi: “İnşaat sektörü açısından yatay ya da dikey mimarinin bir farkı yoktur. Nihayetinde inşaat sektörünün imalatı değişmeyecektir. Burada önemli olan şehrin ihtiyaçlarına cevap verecek tarzda arsaların üretimi ve piyasaya açılmasıdır. Rantı yaratan piyasa şartlarıdır. Müteahhitlerin halihazırda elinde olan arsalardaki imar durumlarında yeni yönetmelikten kaynaklanan bir azalma olursa, bir rant kaybı doğabileceği düşünülebilir. Ancak uzun vadede piyasa bu kaybı gayrimenkullerin üzerine değer artışı olarak telafi edecektir. Bunların dışında yatay mimarinin rant olarak dikey mimariye oranla bir kayıp oluşturması söz konusu değildir.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)