DR. FATİH ERBAŞ
Uluslararası Strateji Uzmanı Krizlerden her biri sıradan bir devleti sırt üstü yere serecek hadiselerdir. Ancak söz konusu Türkiye olunca hesaplar tutmuyor.

ABD-Türkiye ilişkilerinin tarihsel seyrini kırılma noktaları üzerinden özetlediğimizde, karşımıza çıkan soruları uluslararası güvenlik stratejileri uzmanı Dr. Fatih Erbaş’a yönelttik.

İlk olarak dünden bugüne ABD ve Türkiye’yi birbirine müttefik yapan sebeplere dikkati çeken Erbaş, “Türkiye ile ABD’nin ilişkileri 18. yüzyılın son dönemine kadar uzanır. Ancak iki devlet arasındaki irtibatı, bir ‘ittifak’ temelinde İkinci Dünya Savaşı ile birlikte tanımlayabiliriz. Bir yanda Almanya ve Japonya’ya karşı verdiği savaşı zaferle sonlandıran ancak harbin sonunda arzu etmediği şekilde Sovyetler Birliği gibi bir yapı ile karşı karşıya kalan ABD ve onun liderliğindeki ‘demokratik’, ‘kapitalist’ veya ‘özgür’ Batı; öte yanda ise İkinci Dünya Harbi’ne girmediği halde savaşın sıkıntılarından etkilenen ve yanı başındaki Sovyetler Birliği gibi bir devle baş başa kalan Batı dünyasına yakın bir Türkiye.

Ortak düşman algısı veya korkusu, ABD ve Türkiye’yi birbirine yaklaştırmış, Türkiye önce ABD’nin desteği ile yeni kurulan Birleşmiş Milletler’e, daha sonra da ‘komünist’ dünyaya karşı kurulan NATO’ya dahil olmuştur. NATO ittifakı, Türk-ABD ilişkisini müttefiklik temelinde tanımlamamızı sağlayan bir yapı olmuştur” ifadelerini kullanıyor.

ABD’nin ‘şımarık’ tavrı

Erbaş, “Türk-ABD ilişkilerinde Türkiye tarafından bakıldığında, gri bir alan bulunmamaktadır. Yani Türkiye, ABD ile ilişkilerinde güven esasına dayalı ve taahhütlerini yerine getiren bir müttefik olarak davranmıştır. Türkiye açısından ABD, ortak demokratik,siyasi, iktisadi ve askerî hedefleri paylaştığı önemli bir ortak olarak görülmüştür. Doğrusu meseleye ABD açısından bakıldığında resim pek de böyle görünmemektedir. ABD açısından Türkiye maalesef yıllarca, kabaca ‘Ne yaparsam yapayım beni terk etmeyecek bir ortak’ olarak görülmüş ve böyle muamele edilmiş bir devlettir. Bu iki devletin ortaklıkları zaman zaman ortak tehdit temelinde işbirliği çizgisinde ilerlemiştir.

Bu işbirliğinde ise her zaman tahammül eden, kolaylık gösteren taraf Türkiye olmuştur. Öyle ki Türkiye-ABD ilişkilerinde, Türkiye büyük ağabey, ABD ise şımarık kardeş gibi davranmıştır” tespitlerinde bulunuyor.

Kriz üreten müttefiklik

Son dönemde oldukça gerilimli bir hal alan ikili ilişkilerin yakın geçmişinde benzer krizlere rastlandığına değinen Erbaş bu gerilimleri şöyle anlatıyor: “1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Türkiye’ye karşı uygulanan haksız silah ambargosu dönemi; Ermeni terörü konusunda ABD tarafından gösterilmeyen dostça yaklaşım; PKK terörü konusunda vurdumduymazlık ve Irak’ın kuzeyinde ABD tarafından PKK’ya yaşam alanı sağlanması; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ABD tarafından dejenere edilmesi gayretleri; Türk-Yunan sorunlarında ABD tarafından Yunanistan yanlısı sözde tarafsızlık uygulanması bir çırpıda sayabileceğimiz krizlerdir.

Tabii bu arada, Türkiye’de yaşanan 1960, 1971 ve 1980 askerî darbeleri, 28 Şubat 1997 ‘irtica’ olayları, 2002 sonrası Türkiye’de yaşatılmaya çalışılan hükumet krizleri, Fetullah Gülen’in korunması ve yönlendirilmesi gibi ABD tarafından kotarıldığını bildiğimiz hususları bu listeye eklemiyoruz bile. Bu krizlerden her biri, sıradan bir devleti sırtüstü yere serecek hadiselerdir. Ancak söz konusu Türkiye olunca hesaplar tam tutmuyor.”

Erbaş, “ABD denince aklınıza sadece bir devlet gelmesin. Türk-ABD ilişkilerinde belirleyici unsurlar, devlet organlarının faaliyetleri olduğu gibi, söz konusu ABD olunca uluslararası ve bölgesel askerî, siyasi ve iktisadi örgütler, mekanizmalar ile bizatihi sermayenin kendisi de olabilmektedir” diyor.

Türkiye-ABD ilişkilerinin son dönemine geldiğimizde, en büyük kırılmanın FETÖ’nün 15 Temmuz işgal girişimi sonrası yaşandığını belirter Erbaş, Türkiye’nin başına gelen bu elim hadisenin ardından ABD ve onun güdümündeki NATO ülkelerinin takındığı tavrın, müttefiklik ilişkisini derinden yaraladığını belirtiyor. Erbaş, “Türkiye’de gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimine katılanların, müttefikimiz olan başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler tarafından korunup kollanması, Türkiye açısından kabul edilebilir bir durum değildir” diye konuşuyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)