ERSİN NAZİF GÜRDOĞAN

“Teknolojinin Ötesi”, “Kültür ve Sanayileşme”, “Hicaz’dan Endülüs’e”, “Zamanı Aşan Şehirler” gibi Batı ve Doğu zihin dünyalarını karşılaştıran pek çok esere imza atan Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, geçtiğimiz yıl kaleme aldığı “Ortadoğu medeniyetlerin savaş meydanı oldu” yazısıyla başlıktaki bu eski soruyu 21. yüzyılın koşullarına uyarlayarak cevaplamıştı:

Dünyanın hiçbir yerinde toplumlar bulundukları yerde durmazlar. Toplumlar da ırmaklar gibi akarlar. Tarih içinde Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” şiirinde vurguladığı gibi: “Her şey akar.” Medeniyetler, kültürler, ülkeler, değerler. Oluklar çift birinden kutsal medeniyetler akar, birinden seküler medeniyetler.

Geçmişten geleceğe doğru olan bu akışta, medeniyetler, birbirleriyle hem yarışırlar, hem de savaşırlar. Dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel canlılık, medeniyetlerin birbirleriyle savaşmasından daha çok yarışmasından kaynaklanır.

Dünyada her şeyin karşıtlarıyla bir arada bulunması gibi, medeniyetler de karşıtlarıyla bir arada bulunur. Nasıl gündüz geceye ihtiyaç duyarsa, kutsal kültürden beslenen medeniyetler de seküler kültürden beslenen medeniyetlere ihtiyaç duyar. Dünya medeniyetlerin binbir çiçek açan bahçesidir.

Farklı medeniyetlerin bir arada bulunmadığı toplumlarda, hayatın hiçbir alanında zenginleşme olmaz. Medeniyetler birbirleriyle yarışarak dönüşürler, dönüşerek yarışırlar. Kapılarını dünyaya kapatan medeniyetlerin, insanlık tarihinde kalıcı izler bırakmaları mümkün değildir.

Ondokuz ve Yirminci yüzyıllarda, kutsal kültüre yaslanan İslam medeniyeti, süküler kültüre yaslanan Batı medeniyeti karşısındaki üstünlüğünü, büyük ölçüde yitirdi. İbn Haldun’un, “Mağluplar galipleri taklit ederler”, değişim yasası uyarınca, mağluplar galipleri taklit etti.

Osmanlı Devleti’nin en büyük mirasçısı Türkiye, Ortadoğu’nun geleceğini, İslam medeniyetinin değerlerinden daha çok Batı medeniyetinin değerlerinde aradı. Türkiye’de bütün yatırımlar, Doğu medeniyetinin bereketli topraklarına değil, Batı medeniyetinin çorak topraklarına yapıldı. İki medeniyet birbirine düşman ilan edildi. Ortadoğu ve dünyadaki büyük savaşlar, Doğululaşmaktan daha çok Batılılaşmaya verilen önem ve ağırlıktan kaynaklanıyor. Ortadoğu’da son iki yüzyılda, iki medeniyet her alanda kıran kırana savaşıyor. Seküler Batı medeniyeti, bir gül bahçesine düşen göktaşı gibi, kutsal kaynaklara dayanan Doğu medeniyetinin bütün değerlerini yerle bir etti. Batı’nın estirdiği teknoloji odaklı seküler fırtına, bütün dünyada çok etkili oldu. Dünyanın her ülkesinde köklü dönüşümlere yol açtı. Bütün dünya Batı’nın seküler kültürüne dört elle sarıldı. Ancak Batı’da “Tanrı öldü” diyenler, hem Doğu’ya, hem de Batı’ya yalnızca savaş getirdi.

Dünyada medeniyetler neyi arıyorlarsa, toplumlar da medeniyetlerin aradığını bulurlar. Her medeniyetin kendine özgü bir sosyolojisi ve kendine özgü bir edebiyatı vardır. Bir medeniyetin sosyolojisi olanları ele alırken, bir medeniyetin edebiyatı olması gerekenleri ele alır. Batı’nın seküler medeniyetinin bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya yayılmasıyla, dünyada olanlarla olması gerekenler arasında aşılmaz dağların olduğu ortaya çıktı. Bütün dünyanın el ele vererek, olanla olması gereken arasında yükselen dağları aşması gerekir.

Seküler Batı medeniyetinde kutsal kültür adına ne varsa hepsi Doğu medeniyetinden ithal edilmiştir. Batı’nın seküler medeniyetinin temelinde, yakıp yıktığı Bağdat ve Şam vardır. Şam ve Bağdat olmasaydı, Kurtuba ve Gırnata olmazdı. Gırnata ve Kurtuba olmasaydı, Paris, Londra, Berlin olmazdı. Doğu ile Batı’nın harman olduğu Ortadoğu’da, devletler değil medeniyetler savaşıyor. Ortadoğu’daki savaşın sorumluları devletlerden önce medeniyetlerdir. Ortadoğu’da Batı medeniyeti öldü. Doğu medeniyetinin doğum sancıları yaşanıyor. Doğu medeniyetinin inşasında en büyük sorumluluk Ortadoğu’ya düşüyor. İslam en sonda gelen ancak en başta olan medeniyettir.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)