Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne doğru

Yrd. Doç. Dr. İsmail Çağlar, Mehmet Uçum, Prof. Dr. Yavuz Atar “Yeni sistemde vesayet kalkacak, yönetime istikrar gelecek.”
Yayın Tarihi: Şub 28, 2017
FavoriteLoadingBeğen 35 mins

Türkiye’nin 1923 yılında başlayan siyasi tarihi, aynı zamanda istikrar arayışının da tarihi. Bu süreç dönem dönem darbelerle kesilse de ideal demokratik kuralların yerleşmesi ve binlerce yıllık tarihi birikimden gelen devlet geleneğinin sürdürülmesi için büyük mücadele verildi. Bu mücadelede öne çıkan konu ise yeni Türkiye’nin kuruluşunda büyük etkisi olan güçlü liderlik kavramının tam merkezde oluşuydu. Cumhurbaşkanlığı sisteminin halkın oylarına sunulması için geçen süreçte tartışılan konu da bu oldu. Bu değişikliklerle sistemin sağlıklı şekilde uygulamaya geçmesi için atılan adımlar, yasal güvence altına alındı. Siyasi çekişmeden bağımsız olarak yeni dönemin getirilerinin halka doğru anlatılmasına yönelik hamleler ise devam ediyor. Bu noktada dikkat çeken konu, parlamenter sistem içinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan, bu seçimler sonrasında da hükumetler ve cumhurbaşkanlığı arasında ortaya çıkan krizler oldu. Söz konusu krizler, devletin işlevsel yapısına büyük zarar verirken, ekonomiden dış politikaya kadar pek çok alanda yeterli ve gerekli adımların atılmasına engel oluyordu.

Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçimleri her zaman büyük önem taşıdı. Bazı seçimler sırasında ise krizler yaşandı.  

Cumhurbaşkanı – hükumet gerilimi

Cumhuriyet’in ilanından günümüze kadar yapılan 20 seçimin 18’inde Cumhurbaşkanı’nı Parlamento seçti. 1980’deki seçim sonuçsuz kalırken, 1982 yılında Kenan Evren, 1982 Anayasası’na eklenen bir madde ile halk oylaması sonucu Cumhurbaşkanı oldu. Parlamento’da yapılan seçimler ve siyasi krizin ağır faturasını hatırlamak için 1980 yılına gitmek gerekiyor.

Fahri Korutürk’ün görev süresi 1980’de sona erdi ama Cumhurbaşkanı seçimine yönelik tartışmalar çok önceden başlamıştı. Başta CHP ve AP (Adalet Partisi) olmak üzere pek çok partinin bir aday etrafında uzlaşma sağlayamadıkları seçimde, turların devamı boyunca pek çok aday çıktı. 5.5 ay süren 118 birleşimde Cumhurbaşkanı seçimi için yapılan 115 turda sonuç alınamadı ve ülke 5 ay 6 gün Cumhurbaşkansız kaldı. Bu kaos ortamına, bir de ülkedeki boşluktan faydalanan örgütlerin terör eylemleri eklenince 12 Eylül’e giden yol açılmış oldu. 12 Eylül döneminde Türkiye demokrasisinin aldığı yaranın tamiri için verilen mücadele halen devam ediyor.

Cumhurbaşkanları ile hükumetler arasındaki gerilimler ise resmin bir başka yüzü. Siyasi tarih bu olayların onlarca örneğiyle dolu. Krizlerin en ağırının 2001’in 19 Şubat günü yaşandığı konusunda hemfikir olanların sayısı oldukça fazla.

İsmail Çağlar SETA İstanbul Genel Koordinatör Yardımcısı

Parlamenter sistem içinde koalisyon seçeneği işlemiyor. Koalisyon seçeneği Türk siyasal kültürüne uygun değil.

Büyük bir ekonomik kriz

19 Şubat 2001, tarihe Türkiye’deki ekonomik krizi tetikleyen siyasi kavga olarak geçti. Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesinde, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, eski Başbakan Bülent Ecevit’in Devlet Denetleme Kurulu’nun BDDK’da yaptığı çalışmaları eleştiren sözlerinden rahatsız olduğunu söyledi. Bu arada Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan araya girdi ve “O anayasayı bir de biz görelim” dedi. Sezer, bunun üzerine elindeki anayasa kitabını Ecevit ve Özkan’ın bulunduğu yöne fırlattı. Bu olayla birlikte gerilen Cumhurbaşkanı- Hükumet ilişkilerinin etkisi kısa sürede sokağa taştı. Tartışma haberi duyulduktan saatler sonra Türkiye tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden biri başladı. Döviz fiyatları ve faizler tırmanışa geçti. Merkez Bankası’ndan yaklaşık 7.6 milyar dolarlık döviz çıkışı oldu. İşsizlik oranı yüzde 11’lere, kentsel alanda eğitimli genç işsiz oranı da yüzde 30’lara yükseldi.

Cumhurbaşkanı ile hükumet arasındaki gerilim sonucunda meydana gelen krizlerin en ağır faturasını, bugün Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi için referandumda oy kullanacak olan halk ödedi.

Bu krizlerin en ağır faturasını bugün Cumhurbaşkanlığı Sistemi için referandumda oy kullanacak olan halk ödedi. Bunların tekrarlanmaması için ilk adım 10 yıl önceki anayasa değişikliğiyle atıldı. 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın Meclis yerine halk tarafından seçilmesi öngörüldü. 10 Ağustos 2014’te yapılan seçimi ise Recep Tayyip Erdoğan kazandı.

Yürütmede istikrarı sağlamak

Parlamenter sistemin yarattığı çift başlılığı ve Cumhurbaşkanı ile hükumetler arasındaki gerilimi sona erdirmeyi, ülkeye istikrar getirmeyi hedefleyen sistem değişikliği hakkında konuştuğumuz Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) İstanbul Genel Koordinatör Yardımcısı İsmail Çağlar, “Son 15 yılı bir kenara bıraktığınızda devamlı yıkılıp kurulan ve devam etmeyen koalisyon hükumetlerini görüyoruz” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu parlamenter sistem içinde koalisyon seçeneği işlemiyor. Koalisyon seçeneği Türk siyasal kültürüne uygun değil. Bunun en yakın örneğini 7 Haziran 2015 seçiminden sonra gördük. Yürütmede istikrarı sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç vardı. Yürütmede istikrar sağlayacak bu düzenleme, koalisyonu zorlaştıran hatta imkânsız hale getiren yasaları parlamenter sistem içinde kabul etmekle mümkün olabilirdi. Burada da millet iradesinin sandıktan çıkmasıyla yani temsille alakalı bir sorun olacaktı. Diğer seçenek de parlamenter sistemi değiştirip, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmekti. Türkiye ikinci seçeneği tercih etti.”

Referandumdan ‘evet’ çıkarsa, 3 Kasım 2019 akşamı saat 20:00’de, önümüzdeki beş yıl boyunca bizi yönetecek olan kişinin kim olduğunu öğrenmiş olacağız.

Koalisyon döneminde siyasi başarısızlıklar

Anayasa hukukçusu, İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Atar, parlamenter sistemin ülkeye ne kazandırdığı sorusunun doğru yanıtlanması gerektiği görüşünde: “Öncelikle parlamenter sistemin ülkemizde başarılı olup olmadığına bakmak gerekir. Demokrasiye geçtikten sonra Türkiye tarihinin önemli bir bölümü koalisyonlarda geçmiştir. Türkiye’nin en büyük ekonomik çıkmazları, siyasi başarısızlıkları ve dış politikadaki güçsüzlükleri genellikle koalisyon dönemlerinde olmuştur. Koalisyon konusunda başarılı olan ülkeler elbette vardır ama bu yönetim tarzı bizde başarılı olamamaktadır. Tek parti hükumetlerinin ortaya çıkması ise genellikle temsilde adaletten feragat pahasına olmaktadır. Bununla birlikte istisnai olarak 1987, 2007 ve 2011’de mucize kabilinden hem temsilde adalet hem tek parti hükumetinin gerçekleştiğini görmüş olsak da bu durumun bir garantisi bulunmamaktadır. Gelişmekte olan bir ülkenin istikrara ihtiyacı vardır ama bunu sağlarken kuvvetler ayrılığını, uzlaşma kültürünü ve temsili de bir şekilde garanti eden bir sisteme ihtiyaç duyulduğu aşikârdır.

Dolayısıyla da eğer koalisyonlarla yürütülecekse, ülkemizde parlamenter sistemin başarılı olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Çünkü böyle bir durumda sorumluluk net bir şekilde bir partiye yüklenememekte, çeşitli partilere dağılmaktadır. Bu noktada sorumluluğun dağılması sebebiyle ortaya çıkan krizler ve başarıların veya başarısızlıkların başkalarına mâl edilmesi gibi birtakım sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Mademki Türkiye’nin siyaseten bölünmüş yapısı her zaman tek parti hükumetlerini garanti etmemekte ve koalisyonlar da başarılı olamamakta, o halde istikrarı ve sürdürülebilir yönetimi kalıcı olarak sağlamamız açısından yeni bir hükumet modeline ihtiyacımız olduğu açıktır.” Prof. Dr. Yavuz Atar, 2007’deki referandumda Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi yönünde karar çıktığını hatırlatıyor ve artık sembolik Cumhurbaşkanlığı’na geri dönüşün mümkün olmadığına da vurgu yapıyor. Anayasa değişikliği tartışmalarına bakıldığında, AK Parti ve MHP’nin işleyişin mevcut yapıyla sağlıklı sürdürülemeyeceği tezini öne çıkardığı görülüyor.

 

SETA’dan İsmail Çağlar, AK Parti ile MHP uzlaştı. Bunun yanına CHP’yi koyamazsınız diyor.

 

Siyasi Sorumluluk

Mevcut Sistem

Cumhurbaşkanı, görevi sırasında tek başına aldığı karar ve verdiği emirlerden sorumlu tutulamaz. Görev alanına ilişkin herhangi bir suçlama yapılamaz. Görevine ilişkin konular denetlenemez. Cumhurbaşkanı’nın teklifiyle başbakan ve ilgili bakanlarca yapılan iş ve işlemlerden başbakan ve ilgili bakan sorumludur.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi

Yapılan iş ve işlemlerden Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve ilgili bakanlar sorumlu tutulacak. Cumhurbaşkanı; tek başına yapacağı iş ve işlemlerle, onaylayacağı kararlardan sorumlu olacak. Siyasi sorumluluk Cumhurbaşkanı’na ait olacak.

Yargısal Sorumluluk


Mevcut Sistem

Cumhurbaşkanı vatana ihanet dışında imzaladığı kararlar ve emirlerden dolayı yargılanamaz.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi

Yürütme yetkisini icra eden Cumhurbaşkanı’na yargı yolu açık olacak. Cumhurbaşkanı’nın yargılanmasına Meclis karar verecek. TBMM, üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Cumhurbaşkanı’nı Yüce Divan’a sevk edebilecek. Yüce Divan’da, seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı seçim kararı alamayacak, görevi sona erecek.

HSYK-HSK Üye Seçimi


Mevcut Sistem

HSYK, 22 üyeden oluşuyor. Kurulun başkanı olan Adalet Bakanı ve müsteşarı kurul tabii üyesi. Kalan 20 üyeden; yedisini adli yargı hâkim ve savcıları, üçünü idari yargı hâkim ve savcıları, üçünü Yargıtay Genel Kurulu, ikisini Danıştay Genel Kurulu, birini Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, dördünü Cumhurbaşkanı seçiyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeni adı Hâkimler ve Savcılar Kurulu olacak. HSK, 13 üyeden oluşacak. İki daire halinde çalışacak. Adalet Bakanı ve müsteşarı tabii üye olacak. Kalan dört üyeyi Cumhurbaşkanı, yedi üyeyi TBMM seçecek. Üyeler dört yıl için görev alacak ve süresi bitenler yeniden atanabilecek.

En büyük getirisi istikrar

SETA İstanbul Genel Koordinatör Yardımcısı İsmail Çağlar ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, yeni sistemin en büyük avantajının istikrar olacağını belirtiyor. Çağlar, “Referandumdan ‘evet’ çıkarsa bir geçiş süreci olacak, geçiş sürecinden sonra 3 Kasım 2019’da yapılacak seçimlerle bu sisteme geçilecek. Kasım 2019’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde saat 17:00’de sandıklar kapatılacak. O akşam saat 20:00’de önümüzdeki beş yıl boyunca bizi yönetecek olan kişinin kim olduğunu öğrenmiş olacağız. ‘Hükumet kuruldu mu kurulmadı mı, koalisyon olur mu, güvenoyu alır mı, hangi parti anlaşır’ gibi kaygılar gündemimizden çıkmış olacak. En büyük getirisi bu olacak, yönetimdeki istikrar” diyor.

Halkın gücü devlet yönetimine yansıyacak

Anayasa değişikliği ile beraber gündeme gelen Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin en büyük avantajının vesayetçi yapının ortadan kalkması olacağını belirten Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum, halkın gerçek gücünün devlet yönetimine yansıyacağını söylüyor: “Cumhuriyet, Atatürk, laiklik birilerinin tekelinde olan değerler değildir. Milletin tamamına ait güvence değerleridir. Bunlara gerçek anlamda sahip olan halktır. Halkın güçlendiği bir sistemde bu değerlerimizin tartışmasız güvencede olacağına da şüphe yoktur. Ayrıca bu anayasa değişikliğinin politik hukuk yaklaşımı; sistemin güvencelerini sadece kural ve kurumlara indirgemiyor. Ayrıca kural ve kurum güvencesini de vesayetçi bir anlayışa dayandırmıyor. Kuralların uygulanışı ve kurumların işleyişinde dayatmacı bir hukuk anlayışından uzak kalıyor. Hukukun meşruiyetini seçkinlerin iradesine değil, sosyolojinin iradesine bağlıyor. Kolaylaştırıcı bir hukuk anlayışıyla sosyolojiye ve siyasi dinamiklere alan açıyor. Meşruiyet silsilesinde baş aşağı duran yapıyı ayakları üzerine kaldırıyor. Bu değişikliğin, topluma dayanan siyaset ve sosyolojik siyaset üzerinden üretilen, hukuku meşru gören bir yaklaşımı var. Bu nedenle önerilen model halkın devletle ilişkisini güçlendiren, halkın devlet üzerindeki etkisini artıran, kriz eşiklerinde veya kriz içinde sorunların çözümünü siyasi aktörlerin uzlaşmasına bırakan, olmadı nihai olarak halka gitmeyi mecbur kılan bir modeldir. Yani halk yan hakemlikten siyaset süreçlerinde ve devletin işleyişinde orta hakem pozisyonuna geçiyor. Siyaset, hakem halkın kararlarına uygun oynamak zorunda kalıyor. Devlet halkın istediği gibi işliyor. Milli egemenliği somutlayan, gerçek kılan ve halk iradesine dayandıran bir değişiklik söz konusu.”

Siyasi ve hukuki açıdan sorumlu Cumhurbaşkanı

Anayasa hukukçusu ve İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Atar ise Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin getirileri üzerine yaptığı açıklamada, sorumluluk ilkesinin üzerinde duruyor: “Cumhurbaşkanlığı Sistemi, sorumsuz ancak yetkili Cumhurbaşkanı’nın hem siyasi hem de hukuki açıdan sorumlu olmasını öngörmektedir. Bu, demokrasi ve hukuk devleti bakımından önemlidir. Öte yandan yürütmenin doğrudan halk tarafından seçilecek olması, hükumet istikrarını garanti altına alacaktır. Mevcut parlamenter sistemde tamamen yürütmeye bağlı olarak çalışan yasama organı, daha bağımsız bir işleyiş ve yapıya kavuşacaktır.”

Toplumsal kutuplaşmanın önlenmesi

SETA İstanbul Genel Koordinatör Yardımcısı İsmail Çağlar, referandum sürecinde Türkiye’de toplumsal değil, siyasi kutuplaşma olduğu görüşünde.Çağlar, anayasa değişiklik sürecinde toplumsal uzlaşmanın sağlanması konusuna da değiniyor: “Anayasa için bir uzlaşmadan bahsediyorsak bu, Meclis’teki 550 vekilin uzlaşması anlamına gelmez. Bu beklenirse kimse anayasa yapamaz. Zaten bugün uzlaşmayı yaşıyoruz. Zira birbirine yakın sosyolojik tabanlara sahip AK Parti ile MHP uzlaştı. Bunun yanına CHP’yi koyamazsınız. Her partinin, her siyasal görüşün toplumdan beklentileri, anayasadan beklentileri, siyasetten beklentileri farklıdır. HDP ile MHP’yi örneğin nasıl uzlaştıracaksınız? Uzlaşma, mümkün olan içerisinde aranan bir şeydir. Birbirine benzemez faktörleri uzlaştıramayız. Bu anlamda da Türkiye’de anayasayı değiştirmek için yeterli bir uzlaşma oldu.”

12 Eylül döneminde Türkiye demokrasisinin aldığı yaranın tamiri için verilen mücadele hâlâ devam ediyor.

Mehmet Uçum Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı

 

Cumhuriyet, Atatürk, laiklik birilerinin tekelinde olan değerler değildir. Milletin tamamına ait güvence değerleridir.

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin en büyük avantajı, vesayetçi yapıyı ortadan kaldırmasıdır.

 

“Kapsayıcı Türk milleti” anlayışı

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, toplumsal uzlaşının çoğulculuk perspektifinden ele alınması gerektiğini dile getiriyor: “Siyasal sistem üzerinde toplumsal uzlaşma, bütün toplumun aynı modelde mutabık kalması olarak değerlendirilemez. Doğru olan, yeterli uzlaşmanın sağlanmasıdır. Yeterli uzlaşmanın esasını ise çoğulcu bir destek almak oluşturur. Çoğulcu destek yüzde 100 destek demek değildir. Çoğulculuğu garantileyecek minimum sayısal destek anlamına gelir. Buna göre ‘Doğrudan millet hükumeti’ modeli getiren bu sistem, kendi içinde getirilen güvence mekanizmalarının yanı sıra demokratik işleyişi garantileyecek çok önemli bir özelliğe sahip. Türkiye sosyolojisinin çeşitliliği ve çeşitlilik içindeki farklı derinlikler gözetildiğinde en az yüzde 50 artı bir kişinin oyunu almak ancak çoğulcu bir yapının desteğiyle olur. Çoğulcu yapılar ise demokrasinin en önemli güvencesidir. Bu açıdan bakıldığında halk oylamasında aranan sayısal çoğunluk da çoğulcu desteği garanti eden bir orandır.

Prof. Dr. Yavuz Atar Anayasa Hukukçusu

Yürütmenin doğrudan halk tarafından seçilecek olması, hükumet istikrarını garanti altına alacaktır.

İstikrarın ve sürdürülebilir yönetimin kalıcı olarak sağlanması için yeni bir hükumet modeline ihtiyaç olduğu açık.

Türk tipi başkanlık kavramı

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi konusunda öne çıkan konulardan biri de Türk tipi başkanlık kavramıydı. Prof. Dr. Yavuz Atar, uygulanacak sistemi dünyadaki benzerleri ile karşılaştırırken de Türk tipi başkanlık kavramına dikkat çekiyor: “Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi, başkanlık sistemlerinin mukayeseli olarak incelenmesi sonucunda Türkiye için oluşturulmuş özgün bir modeldir. Türk tipi başkanlık olarak adlandırılabilecek olan bu modelin geliştirilmesinde özellikle Amerikan literatüründe ABD Başkanlık Sistemi’nin rasyonelleştirilmesi için ortaya konulan tekliflerden yararlanıldığı görülmektedir. ABD’nin başkanlık sistemindeki temel sorun, genellikle yasama ile yürütmenin farklı partilerin elinde olduğu dönemlerde görülen çatışma durumudur. Çatışma dönemlerinde sorunlar çözümsüz kalmakta ve devlet organları görevlerini yapamaz hale gelmektedir. Bu nedenle Amerikan sistemindeki bu zafiyeti gidermek için bazı siyaset bilimciler ve anayasa hukukçuları birtakım çözüm mekanizmalarının sisteme eklenmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

‘Amerika’da bu sistemi daha iyi nasıl işletebiliriz?’ düşüncesinden hareket eden yazarların sisteme eklenmesini önerdikleri unsurların başında, başkanlık ve parlamento seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılması gelmektedir. Bu durumda benzer çoğunlukların iktidara gelmesi halinde işbirliği imkânları daha fazla olacak ve sistem rasyonel bir şekilde işleyebilecektir. Bir diğer önemli unsur ise hem başkana hem de parlamentoya erken seçime birlikte gitme konusunda yetki verilmesi teklifidir. Buna göre bir tıkanma olduğunda veya mutlak manada ülke yönetilemez hale geldiğinde, taraflardan biri seçimlerin birlikte yenilenmesine karar verebilecektir. Buradaki öneri, tek taraflı fesihten tamamen farklıdır ve her iki organ ancak birlikte erken seçime gitmek amacıyla bu yetkiyi kullanabilecektir.”

Yasama yetkisinin güçlendirilmesi

Yeni sistemde hükumet kurma sürecinin sancısız atlatılacağı, beş yılda bir gerçekleşecek seçimler arasında icraatların kesintisiz şekilde sürdürülebileceği ise dikkat çekilen bir başka konu. Yeni sistem yasama yetkisini ve icra makamını da güçlendiriyor. Bu sayede yönetimde çift başlılığın ortadan kalkacağı, Meclis’in kanun yapma ve hükumeti denetleme mekanizmalarındaki etkisinin artacağı dile getiriliyor.  Meclis asli işlevi olan yasa yapmaya odaklanacak ve hükumeti millet adına denetleyecek. Yasa teklifleri milletvekilleri tarafından verilecek, Meclis aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nı ve kabinesini denetleyecek. Cumhurbaşkanı yüzde 50’nin üzerinde bir oy ile doğrudan halk tarafından seçileceği için siyasette birliktelik artacak, kutuplaşma azalacak. Geçmişteki hükumet krizleri tarihe karışacak.

Temel noktalarda dünyadaki benzerleriyle aynı

Bu çalışma yapılırken, önerilen sistemin kapsayıcı özelliği daha fazla öne çıkarılmalıdır. Çünkü hakikaten bir reform süreci başlatan bu değişiklik hukuken dışlayıcı Türk Milleti anlayışından bütün kimlikleri, değerleri, yaşam tarzlarını eşit ve güvenceli gören kapsayıcı Türk Milleti anlayışına geçişin adımıdır.” SETA’dan İsmail Çağlar ise yeni sistemin Türkiye’ye özgü nitelikler taşıyor olmasının önemine dikkat çekiyor: “Yeni sistem yürütmeyi yasamadan ayırarak bunları iç içe geçmiş iki kuvvet, doğrudan halk tarafından seçilen iki kuvvet olarak kodluyor. Zaten başkanlık sisteminin tüm dünyadaki en temel ortak noktası budur. Farklılıklarına baktığımızda ise ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı ile Meclis’in birbirlerini karşılıklı olarak feshedip erken seçime gidebilmeleri var. Bu, dünyadaki uygulamaların bazısında vardır, bazısında yoktur. Cumhurbaşkanı’nın partili olması veya başkanın partili olması da keza böyle…”

Anayasada değişen maddeler

  1. Anayasanın “Yargı yetkisi” başlığında değişikliğe gidilecek. Buna göre, yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağına dair hüküm, “Bağımsız ve tarafsız” mahkemelerce kullanılacağı şeklinde değişecek.
  2. Teklifin ikinci maddesi milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılmasını öngörüyor.
  3. Seçilme yaşı 25’ten 18’e indirilecek ve askerlikle ilişiği olanlar milletvekili adaylığına başvuramayacak.
  4. Anayasanın “TBMM’nin Seçim Dönemi” başlıklı maddesi, “TBMM ve Cumhurbaşkanının Seçim Dönemi” olarak değişiyor. Teklife göre, TBMM seçimleri 4 yılda değil, 5 yılda bir yapılacak. Cumhurbaşkanı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde, belirtilen usule göre ikinci oylama yapılacak.
  5. TBMM’nin görevleri ve yetkileri, “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek, milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, TBMM üye tam sayısının 5’te 3 çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek, anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek” olarak sıralanıyor.
  6. TBMM, Meclis Araştırması, Genel Görüşme, Meclis Soruşturması ve Yazılı Soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanacak. Gensoru, denetleme yetkisinden çıkarılacak.
  7. Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiğinin kesilmesine yönelik düzenleme kaldırılıyor.
  8. Düzenlemeyle, anayasanın “Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerine” ilişkin maddesinde değişiklik yapılıyor ve Cumhurbaşkanı’na, “devlet başkanı” sıfatı getiriliyor. Devletin başı olan Cumhurbaşkanı’na, yürütme yetkisi de veriliyor.
  9. Daha önce sadece vatana ihanetle suçlanabilen Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek.
  10. Teklifin 10. maddesiyle “Cumhurbaşkanı Yardımcılığı” geliyor. Madde, Cumhurbaşkanı’na, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı Yardımcısı atayabilmesi imkânı tanıyor.
  11. Teklifin 11. maddesine göre TBMM, üye tam sayısının 5’te 3 çoğunluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar verilebilecek. TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanı seçimi birlikte yapılacak.
  12. Cumhurbaşkanı, kanunda düzenlenen ilgili şartların gerçekleşmesi halinde OHAL ilan edebilecek.
  13. Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamayacak.
  14. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısında değişikliğe gidiliyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeni adı Hâkimler ve Savcılar Kurulu olacak. Bugün 22 üyesi olan HSK, 13 üyeden oluşacak. iki daire halinde çalışacak. Adalet Bakanı ve müsteşarı tabii üye olacak. Kalan dört üyeyi Cumhurbaşkanı, yedi üyeyi TBMM seçecek.
  15. Kamu idareleri ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılacak.
  16. Teklifin 16. maddesiyle, önerilen hükumet sistemine uyum için yeni düzenlemeler ile getirilen bazı kavramların nedeniyle anayasanın farklı maddelerinde bulunan bazı ibareler değiştiriliyor ya da metinden çıkarılıyor.
  17. TBMM’nin bir sonraki seçimi ve Cumhurbaşkanı seçimi, 3 Kasım 2019 tarihinde yapılacak.
  18. Maddeye göre, “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesileceğine” dair hükmün kaldırılması, değişikliğin yayımı tarihinde; mevcut anayasada Bakanlar Kurulu, sıkıyönetim, tasarı, kanun hükmünde kararname, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ibarelerinin kaldırılmasına dair değişiklikler de TBMM ve Cumhurbaşkanı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın görevi başladığı tarihte yürürlüğe girecek.

 

 

FavoriteLoadingBeğen