BM’NİN KUDÜS KARARI ABD’Yİ KÜÇÜK DÜŞÜRDÜ

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti tanıması sonrası Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan 128’e karşı 9 oy için akademisyenler, “ABD’nin uluslararası alanda küçük düştüğünü” söylüyor. Bu kararla birlikte İsrail’in olası adımlarını, çözümün önündeki engelleri ve Filistin meselesini yakın gelecekte bekleyen tabloyu irdeledik.
Posted on Şubat 14, 2018, 10:32 am
FavoriteLoadingBeğen 17 mins

İsrail-Filistin krizinin çözüme kavuşmasının önündeki engellere ilişkin İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Talha Köse, “Çatışma çözümleri uzmanı olarak herhangi bir çatışmanın çözümlenebilmesi için birkaç tane temel basit şart var.

Bunlardan bir tanesi, tarafların istekli olması. İkincisi, aralarında bir iletişimin olması, sağlanması. Üçüncüsü, maddi imkânların olması. Paylaşılabilecek bir şey varsa maddi olarak tatmin ediyor olması” diyor.

Güç asimetrisi İsrail lehine

Filistin-İsrail meselesinde taraflardan birinin çözüm istemediğini belirten Köse, “Taraflardan biri güçlü olduğu için çözüm haricindeki alternatifleri de burada değerlendirebiliyor. Çünkü süper gücünden desteği var. Kapasite olarak diğer aktörden çok daha güçlü. Dolayısıyla böyle bir müzakereye çok sıcak bakmıyor.

Bunun altını oymak için de elinden gelen her şeyi yapıyor. Temel sorunlardan bir tanesi, buradaki güç asimetrisinin İsrail lehine çok fazla olması ve bunu dengeleyici bir uluslararası baskının olmaması” ifadelerini kullanıyor.

Krizin çözülmesi için gereken çerçevenin Birleşmiş Milletler tarafından çizildiğini söyleyen Köse, “1967 Savaşı temel alınır. 1967 sınırları çerçevesinde ve Doğu Kudüs’ün başkenti olacağı bir Filistin Devleti’ni İsrail’in kabul etmesi gerekiyor. Filistinlilerin tabii ki egemenliğini kabul etmeleri gerekiyor, kendilerini savunmalarını kabul etmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra Gazze’yle Batı Şeria arasında bir iletişimsizlik var. Bunu sağlayacak bir çerçeve oluşması lazım. Dolayısıyla kime sorarsanız sorun makul olan, aktörlerin hemen hepsi bu meselenin 1967 sınırları çerçevesinde çözüme ulaşabileceğini öngörüyor” diyor.

DOÇ. DR. TALHA KÖSE İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Amerika aslında kendisine yakın olan ülkeler üzerinde baskı oluşturmaya çalıştı ama başarılı olamadı.

Radikal İsrail sağı iki devletli çözüm istemiyor

İsrail’in iki devletli bu çözümü kabul etmediğini ifade eden Köse, özellikle bu çözümü radikal İsrail sağının istemediğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Onların Filistin topraklarının haricinde de hak iddiaları var. ‘Filistin kimliği yeni bir kimlik, ortadan kalksın, Arapların zaten birçok devleti var’ şeklinde düşünüyorlar. Dolayısıyla ‘Filistin topraklarından vazgeçsinler, başka yerlerdeki Arap devletlerine entegre olsun’ diyorlar.” Filistin’deki El Fetih ve Hamas ayrışmasına ilişkin de konuşan Köse şunları anlatıyor: “El Fetih ve Hamas’ın Filistin meselesine bakışında bir farklılık var. El Fetih’in kurtuluş örgütü daha seküler, milliyetçilik açısından bakıyor. Yani bir ulus devlet çerçevesi oluşturmaya çalışıyorlar Filistin açısından. Hamas ise daha İslami açıdan bakıyor.

İslami açıdan özellikle kutsal bölgelerin üzerinde meseleyi biraz daha din çatışması olarak görüyor. Daha büyük bir küresel olayın parçası olarak görüyorlar. Ama bu gerilim, bu farklılık Oslo Barış Süreci’ne kadar fazla ortaya çıkmamıştı.

Oslo Barış Süreci’nde El Fetih ve Yaser Arafat belli ölçülerde Filistin’in tarihi iddialarının bir kısmını almaktan vazgeçtikten sonra, orada bir ayrışma yaşandı. Hamas’ın başlangıçtaki talepleri maksimalistti. Ama daha sonra yavaş yavaş orta noktaya geldiler.”

BM kararı ABD için hesapsız bir hamle oldu

Talha Köse, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD aleyhine çıkan karara ilişkin yedi-sekiz küçük devlet haricinde bütün devletlerin Filistin’den yana tavır sergilediğini belirtiyor. Uluslararası toplumun konuya bakışında bir değişiklik olmadığını ifade eden Köse, “Amerika aslında kendisine yakın olan ülkeler üzerinde baskı oluşturmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Dolayısıyla Trump’ın yapmaya çalıştığı şey, uluslararası toplum nezdinde başarısızlık, Amerika’yı da küçük düşüren bir hamle oldu. Plansız, hesapsız bir hamle oldu” diyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan karara kadar giden süreçte Türkiye’nin rolünü değerlendiren Köse şu ifadeleri kullanıyor: “Türkiye birkaç senedir özellikle Suriye bağlamında biraz içine dönmüştü. Yani kendi sınırlarını korumaya yönelik hamleler yapmıştı ama ondan önceki dönemde, Türkiye’nin barışçıl çözüme yönelik aktif çabaları olmuştu. Dolayısıyla burada tekrar böyle bir inisiyatif alması olumlu bir hamle oldu.

Hatta son dönemde İsrail’le ilişkileri düzeltmeye çalışan, İsrail’le ittifak oluşturmaya çalışan bazı Arap ülkeleri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi, onları da bir ölçüde hayal kırıklığına uğrattı. Aslında resmi olarak İsrail’e olan pozisyonlarını tam olarak değiştirmemiş olmalarına rağmen siyasi, diplomatik açıdan bir ittifak kurma girişimindeydiler. Türkiye’nin hamlesi bir açıdan da bunu deşifre etmiş oldu. Onun dışında, Türkiye’nin pozisyonundan memnun oldular.”

ABD elçiliği Kudüs’e taşınırsa barış umutları sona erer

BM kararına rağmen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Büyükelçiliği’ni 2018 yılı içerisinde Kudüs’e taşıyacaklarını açıkladı. İsrail’in bu açıklamasına ilişkin Köse, “Bu, şu anda ve gelecekte olabilecek bütün muhtemel barış girişimlerini dinamitlemek olur” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bu kararın uygulanmasının son derece sorumsuzca bir hareket olacağını söyleyen Köse, “Belki buna tepki gösterebilecek aktörlerin şu anda zayıf konumda olmasını hesaba katmış olabilirler ama emin olun bu, Filistin içerisinde de Hamas’tan daha radikal grupların daha aktif hale gelmesi, çatışmanın başka bir noktaya taşınması anlamına gelebilir.

Daha ılımlı diplomasi yönetmeye çalışan Türkiye gibi aktörlerin belki pozisyonu zayıflar. Çatışmadan yana olan uluslararası veya bölgesel aktörler ön plana çıkabilir. İran’ın işini kolaylaştırır. Filistin içerisindeki barıştan yana olan kısımları zayıflatır. Dolayısıyla aslında uzun vadeli bütün barış girişimlerinin altını oyacak bir hamle olur” diyor.

İsrail içerisinde de bu gerginlikten hoşnut olmayan tarafların olduğunu söyleyen Köse, “Amerika içerisinde de böyle sanki bütün Amerika’daki Yahudi lobisinin bu konuda standart bir pozisyonu olduğu ya da Amerika’nın sanki bu konuya tek bakış açısından baktığına yönelik bir anlayış da çok doğru değil.

Amerika’da da bunu eleştirenler var. Amerika’yı da aslında bir açıdan zor duruma düşürebilecek bir hamle. Ama böyle bir riski almak isteyebilirler tabii. Çok riskli bir hamle ama zamanlama olarak doğru olduğunu düşünebilirler ki ben yeni bir çatışma döngüsünü tetikleyebileceği kanaatindeyim” ifadelerini kullanıyor.

PROF DR. AHMET AĞIRAKÇA Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü ABD, Birleşmiş Milletler oylamasında rezil bir duruma düşünce bu işin kolay olamayacağını gördü.

İslam devletlerinin mevcut yönetimleriyle çözüm olmaz

Küresel Kudüs ve Filistin İçin Dayanışma Birliği’nin kurucusu, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ise İsrail-Filistin krizine ilişkin çözümün önündeki en büyük engelin, İslam devletlerinin başındaki yönetimler olduğunu belirtiyor.

Ağırakça, İslam devletlerinin nasıl bir tavır içinde olduklarına ilişkin, “İsrail’le ilişkilerini çok iyi tutuyorlar. İsrail ve Amerika’dan korkuyorlar. Amerika’nın tercihlerinden, kendi iktidarlarının ellerinden gitmesinden korkuyorlar. Bundan dolayı Filistin meselesiyle ilgilenmiyorlar. Özellikle Arap devletlerini kastediyorum. Bu Arap devletlerinin başındaki krallıklar, emirlikler, yöneticiler tümüyle temizlenmedikçe, yok olup gitmedikçe Filistin meselesi düzelmez ve kimse de ilgilenmez. Ama halklara dayalı, tabana dayalı hükumetler başa geldiği zaman bu mesele çözülür” diyor.

Ağırakça, Filistin’de Hamas’ın doğmasının sebebi olarak şunları söylüyor: “Sebep El Fetih’in bir şeyi becerememesi, hiçbir şey yapamamasıdır. Bundan dolayı Hamas ortaya çıktı ve Hamas meseleyi çözmeye çalıştı. Gazze’de en azından İsrail’i çıkarttı. Ambargo kondu, etrafı sarıldı ama buna rağmen en azından şu anda Gazze’de, içeride İsrail yönetimi yoktur.

Ama El Fetih’in bulunduğu yerlerde maalesef halen İsrail Siyonist devleti vardır. 1987’deki ilk hareketiyle Filistin olayı dünya gündemine gelmeye başladı. Eğer El Fetih tek başına kalmış olsaydı, İsrail oraya tamamen hâkim konuma gelecekti. El Fetih, Filistin tabanını temsil etmiyor.”

Trump bütün dünyadan tokat yedi

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararına ilişkin konuşan Ağırakça, “O imzayı atıp bütün dünyaya gösterdiği zaman Trump bunu uygulamaya koyamayacaktır dedim. Kesinlikle bu havada kalacak bir teşebbüstür.

Amerika birçok konuda teşebbüslerde bulundu. Mesela Türkiye’ye ve Arap ülkelerine vize yasağı koydu ama olmadı. Arap ülkelerini Katar’a karşı kışkırttı, ambargo koydu ama o da olmadı. Aynı şekilde Kudüs’ün başkent ilan edilmesi kararı da suya düştü.

Trump bunu uygulayamayacaktı, uygulaması da mümkün değil. Trump, BM kararıyla tek başına kaldı. 128 devlet reddetti. Trump, bu devletlerin karşısında bütün dünyadan tokat yedi. Dünyanın beşten büyük olduğunu Türkiye ona göstermiş oldu” diyor.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesinin bir şey ifade etmediğini belirten Ağırakça, “Özellikle Birleşmiş Milletler oylamasında rezil bir duruma düşünce bu işin kolay kolay olamayacağını gördü. Ama İsrail, Birleşmiş Milletler’in bu kararını dinlemezse o zaman dünya kendisi düşünsün.

Bütün dünya bir karar veriyor ve İsrail gelip bozuyor. İsrail buna teşebbüs veya cesaret edemeyip, Birleşmiş Milletler’in bu kararını kabul ederse, o zaman onların Kudüs’ü başkent ilan etmeleri hiçbir zaman mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum” ifadelerini kullanıyor.

Ağırakça, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kudüs konusundaki tavrının diğer İslam devletleri tarafından açık ve net bir şekilde benimsenmesi durumunda daha fazla etki yaratacağını söylüyor.

Ağırakça, “Bundan sonra hiç kimse de öyle konsolosluğunu, elçiliğini Kudüs’e taşıma cüretinde bulunamaz. Hatta bunun yanında Türkiye ve bazı İslam devletleri, Mısır, Suudi Arabistan, İran gibi devletler, eğer Avrupa nezdinde teşebbüslerde bulunurlarsa, Filistin Devleti’nin kurulması kabul edilecektir. Oraya bu devletler konsolosluklar ve elçilikler de açarlarsa, o zaman İsrail bir daha böyle bir şeye teşebbüs edemeyecektir” diyor.

Ağırakça, Vatikan’da Kudüs’ün gündemde olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Papa görüşmesi için de şunları söylüyor: “50 yıldan beri Siyonist devlet tarafından Filistin’e yapılan işgalde sadece Müslümanlar zarar görmedi. Hristiyanlar da zarar gördü. Bu siyonist işgal devletine karşı oradaki Hıristiyanlar, Hıristiyan din adamları, patrikler ve papazlar, Müslümanların safında hep mücadele ettiler. Hıristiyanların bu konudaki mağduriyetini oradaki Müslümanlar görüyor. Onlar da aynı şekilde Yahudiler tarafından eziliyorlar.

Siyonist devlet bunlara da rahat vermiyor. Bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanı’nın Vatikan’a, Hıristiyanlar ve Müslümanlar olarak birlikte hareket edip, Siyonist işgaline son verilmesi konusunda işbirliği yapmak için gittiği kanaatindeyim. Diğer Ortodoks kiliselerin yönetimleri ve patrikleri de bu konuda aynı düşünmektedirler. Dolayısıyla Hıristiyan dünyasının Türkiye’nin yanında durması büyük bir kazançtır. Bunun iyi ve faydalı bir ziyaret olduğu kanaatindeyim.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)