BATI MEDYASINDAN ALGI OPERASYONLARI

Posted on Ocak 06, 2018, 4:07 pm
FavoriteLoadingBeğen 7 mins

2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleriyle birlikte Batı medyasının Türkiye’ye yönelik yaklaşımlarında ciddi bir değişiklik oldu. Bu eylemler boyunca, Taksim’de ve Türkiye’nin diğer hareketli noktalarında karargah kuran Batı medyası dünyaya, “ifade özgürlüğü ve ağaç için ayaklananlar” haberleri geçti. Ancak gerçeklerin açığa çıkması çok da uzun sürmedi. Bu olaydan sonra Batı medyası, Türkiye’deki işbirlikçileriyle iktidara karşı medya operasyonlarının bir aparatı haline geldi.

17-25 Aralık yargı darbesi sürecinde medyadaki algı operasyonları boyut kazanmıştı. Bütün bu çabanın aslında 15 Temmuz darbe girişimine ortam hazırlamak için sarf edildiği çok sonra anlaşılacaktı. Ne tesadüftür ki 15 Temmuz’un hemen öncesinde hem Avrupa hem de ABD basını Türkiye’de askeri darbe tehlikesi baş gösterdiği görüşünü işliyordu. Nasıl olduysa bir analizleri birkaç ay içinde gerçekleşiverdi.

ABD medyasının FETÖ’nün darbe girişiminin ilk saatlerinden itibaren tamamen darbecilerin yanında yer aldı. Amerika’daki Fox TV’de uzmanlar çıkarak açıkça darbe girişiminin başarılı olmasını arzu ettiklerini söylediler. Avrupa’da bazı kanallar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’dan sığınma istediği yönünde yalan haberler yaptılar. Hatta bir internet sitesi darbe gecesi Dalaman’dan hareket ederek, İstanbul’da vatandaşlarla buluşmaya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçak rotasını yayınlayacak denli ileri gitti. Algı operasyonları Cumhurbaşkanı’nı doğrudan hedef alan fiziki bir operasyona dönüştü.

15 Temmuz’dan sonra da devam etti

FETÖ’nün darbe girişimi ardından da söz konusu medya operasyonları devam etti. Erdoğan üzerinden Türkiye’ye karşı sistemli algı operasyonuyla Türkiye’nin gücünün içeride tutarak dış politikada sesini kısma amacı taşıdılar.
FETÖ’nün darbe girişiminde Batı medyası, vatandaşın militarist vesayete karşı demokrasi savaşı verdiğini vurgulamak yerine, sadece “kendi seçmenlerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sahip çıkması” görüşünü işledi. Haber ve yorumlarını dünyaya bu şekilde sundu. Bu tutum, Batı medyası üzerinde çok büyük kara bir leke olarak varlığını sürdürüyor.

15 Temmuz öncesinde de hem MİT tırlarının durdurulması hem de Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilgili çarpıtma haberlerle kamuoyunun algısı değiştirilmeye çalışıldı. İnsaf sınırlarının çok ötesinde Türkiye’ye karşı bir dezenformasyon kampanyası başlatıldı.

Batı medyasından ‘hayır’cılara destek

16 Nisan’daki Anayasa değişikliği referandumu dünya basınında geniş yer buldu. Özellikle Alman ve Fransız medyası referandumla alakalı skandal ifadeler kullandı. Batı medyasındaki algı operasyonlarının niteliğini ortaya koymak için bu süreçte atılan başlıklara ve yapılan yorumlara bakmakta fayda var.
Fransız Liberation Gazetesi attığı başlıkla  Türkiye’de referandumda evet çıkması durumunda demokrasinin biteceğini ve  “Erdoğan diktatörlüğünün” geleceğini iddia etti. İngiliz medya kuruluşu BBC Türkiye›yi referandum öncesi bölünmüş göstererek referandumda evet gelmesi durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan›ın sınırsız gücü olacağını aktardı.

Alman Bild Gazetesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef almayı sürdürdü. Kampanya süreci boyunca Erdoğan’ı manşetlerine taşıyan gazete, ‘Hayır’ çağrısı yaptı ve  Türkiye’deki referandumun ölümlere neden olduğunu bildirdi. Fransız Le Figaro Gazetesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı referandumda evet çıkması durumunda ‘Sultan’ olarak nitelendirdi.

İsviçre’nin Blick Gazetesi referandumda evet çıkması durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diktatörlüğünü ilan edeceğini bildirdi. Bu gazete üstelik İsviçre’de Türkçe manşetle yayınlandı.

ABD medyası da geri kalmadı

Türkiye’nin Suriye ve Irak konusunda inisiyatif alması, NATO konseptinin dışına çıkarak Rusya ile S-400 anlaşması yapması, FETÖ ve PKK terör örgütlerine karşı etkin mücadele etmesi ABD medyasının Türkiye’ye yönelik algı operasyonlarına hız vermesine yol açtı.

FETÖ operasyonlarının ABD Büyükelçiliği’ne kadar uzanmasının ardından Türkiye’ye yönelik vize işlemlerinin durdurulması kararını alan ABD bir yandan uluslararası basın ve medya kuruluşlarını Türkiye’ye karşı harekete geçirdi.

Tam da önemde Time’da çıkan bir haber buna en somur örnek: Times’in Türkiye muhabiri Hannah Lucinda Smith’in imzasını taşıyan haberde, Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü operasyonun sanki bütün Kürt halkına yapılmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

Diyarbakırlı Abdülselam Tanrıkulu isimli bir şahısla görüşen Times muhabiri, bölge halkı üzerinden AK Parti-MHP yakınlaşmasını eleştiriyor. Diyarbakırlı Abdülselam Tanrıkulu’nun “Burada adalet, hukuk, hiçbir şey yok” dediği aktarılan haberde, Tanrıkulu’nun “Türkiye’yi terk etme şansım olsa, İngiltere’ye, İsrail’e herhangi bir yere giderim” sözlerine vurgu yapılarak Kürt halkının Türkiye ile bağının koptuğu algısı oluşturuluyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)