Yaptığımız Batılılaşmak değildi

“Lisede Sophokles okuduk, klasik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayımladığı kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo’dan önemsiz; Mevlana, Dante’den küçüktü; Itri ise Bach’ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti. Oysa bir kere yaptığımız Batılılaşmak değildi, ikincisi Batı bizim sandığımız gibi değildi, üçüncüsü Batı’nın ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi.”

Attilâ İlhan – Hangi Batı

Marmara serveti içine gömülmüş uyuyor

“Vâkıa bugün nisbî bir rahat içindeyiz. Orta Avrupa’ya iktisaden kendimizi bağlamışız; kliring hesabıyla, şununla, bununla geçinip gidiyoruz. Fakat bu muvazaa yıkılabilir, o zaman ne yapacağız? Fakat asıl mesele bu değil, asıl mesele toprağı ve insanı hayatımıza sokamamakta. 145 bin köyümüz var; birkaç yüz kasabamız var. İzmit’ten öteye Anadolu’ya açılın; Hadımköy’den öteye Trakya’ya gidin. Birkaç kombinenin dışında hep eski şartların devamını görürsünüz. Coğrafya yer yer esniyor. Sıkı bir nüfus siyasetine, sıkı bir istihsal siyasetine başlamamız lazım. (…) Yarı ziraî, yarı sınaî bir iş hayatı temin edebiliriz. O kadar hususî istihsal kaynaklarımız var ki… İşte İstanbul. Daha dün bir yüksek müstehlikler şehriydi. (…) Halbuki İstanbul’da planlı bir çalışma, cemiyetimizin yüzünü yirmi senede değiştirebilir. Al Şarkî Anadolu’yu. Ziraatla, hayvancılıkla muazzam imkânlar hazinesi görürsün! Tortum Şelalesi’nden işe başla. Kademe kademe Akdeniz’e kadar elektriği indir… Marmara serveti içine gömülmüş uyuyor.”

Ahmet Hamdi Tanpınar – Huzur

Osmanlı padişahı bir mühtediye vezirlik payesi verdi

“Ben ‘Beyaz adam’ım, yani doğuştan imtiyazlıyım. Sen ancak emrimde yaşama hakkına sahip olabilirsin. O kadar ki benim girip çıktığım binalara bile adım atamazsın. Yediğimi yiyemez, giydiğimi giyemezsin. Okuduğum okullarda okuyamaz, benim yaptığım işleri yapamaz, idari kademelerde benim geldiğim yerlere gelemez, benim kızlarımla veya oğlanlarımla evlenemezsin. İstersem asarım, keserim. Hukukun da adaletin de sahibi benim. Sen ancak emirlerimin karşısında boyun bükerek itaat eylemek zorundasın… Müstemlekeci İngiliz, kıyasıya sömürdüğü ülkeden kovulmak gibi acı akıbetle karşı karşıya gelmekten kurtulamamıştır. Öyle ki sömürgesinde kendine mahsus lokalin kapısına ‘Buraya Hintlilerle köpekler giremez!’ diye yazacak kadar tebaasını horlayıp küçük görürken; Osmanlı padişahı, bir mühtediye vezirlik payesi vermiş, hatta İslam’la müşerref olmuş bir Hırvat’a kendi sultan kızını nikâhlamakta tereddüt etmemiştir.”

Samiha Ayverdi – İnsan Hakları

Batı’yı milli kültürümüzle aşmalıyız

“Bugün içinde debelendiğimiz ekonomik-sosyal zorluklarımızın kaynağı, 19’uncu yüzyıl başından bu yana Batılı sömürücü (emperyalist) güçlerin, kendi çıkarlarına göre bizi Batılılaşmaya zorlamalarından ve bizim bu zorlamaya bilir bilmez koşulmuş olmamızdandır… Büyük bir tarihi olmayan, böyle büyük bir tarihe dayanmayan toplumlar, hiçbir şart altında, bir büyük milli edebiyat-sanat yaratamazlar, böyle büyük bir edebiyat ve sanat yaratamadıkça da dünya edebiyat ve sanatının vardığı çizgiye katiyen ulaşamazlar… Bilimde, fende, kısacası bütün insan yaratıcılığının ürünlerinde olduğu gibi, bütün Batı sanat eserlerinin yaratılmasında, yeniden anlamlandırılmasında, bütün insanlık gibi, bizim de, Türk insanının da gerçek alın terimiz, gerçek payımız vardır. Bu paya ancak, onları kendi milli kültürümüzle aşarak sahip çıkabiliriz.”

Kemal Tahir

Milli kültürün yıkılmasına razı olmamak

“Osmanlı Meşrutiyet’inin mütefekkirleri ve onlardan ilham alan inkılapçılarımız, Japonya’ya ait her şeyi bilselerdi, milli benliğini ve manevi hüviyetini kaybetmeden Avrupalılaşmanın daha kestirme yollarını öğrenecekler, yirmi sene gibi kısa bir zamanda dünyanın en ileri milletleri hizasına yükselmenin sırrına ereceklerdi. (…) Japon inkılabı, Avrupa metot ve sistemlerini kabul etmeğe, kendi sosyal dünyasını değiştirmekle, derebeyliği tasfiye etmekle başlamıştır. Böylece satıhta kalmaktan kurtulan ve sağlam temellere dayanan Japon inkılabı, milli geleneklerinden ve dini itikatlarından hiçbirini feda etmek zorunda kalmamıştır. Hatta Japon alfabesi denilen ve harfleri yukarıdan aşağı ve sağdan sola yazılan o acayip ve zengin böcek koleksiyonunu aynen muhafaza etmiştir. Çünkü milli kültürünün ve milli benliğinin yıkılmasına razı olmamıştır.”

Peyami Safa

Osmanlı devam ediyor mu?

“Bugün yaşadığımız bunalımların kökeninde bu soru yatıyor. Bu soruyu bütün yüzleriyle neşterlersek, bunalımların nedenini daha iyi anlarız inancındayım. Türkiye Cumhuriyeti, hangi alanlarda, ne kerteye kadar Osmanlı’nın bir devamı sayılabilir? Tarih tekerrür etmez sözü, kuşkusuz bir gerçeği ifade eder. Toplum, yaşanan zaman sürekli bir değişişim içindedir. Fakat belli bir toplumun temel yapısını, inanç ve değerler sistemini, örf ve âdetini, davranış biçimlerini yine de belli bir dönem içinde devamlılık halinde buluruz.”

Halil İnalcık – Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı

Taksim Meydanı’na Noel ağacı dikmek

“İstanbul Belediyesi, Taksim Meydanı’na bir ‘Noel ağacı’ dikmişti. Taksim Meydanı ve o zamanki adıyla Pera (İstiklal Caddesi) mütareke meydanında Türk’ün gözyaşlarıyla sulanmış ve bize düşman olan azınlıkların sevinç naralarıyla çınlamıştı. O zaman, işgal orduları komutanlarının ayakları altında Türk bayrakları sererek ve bizim gam bahçelerinden devrilmiş çiçekler atarak Taksim Meydanı’nda karşılamışlardı. Yine Pera Caddesi’nde dolaşmak cesaretini gösteren Türkleri dövmüşlerdi. Taksim’e Noel ağacı diken zavallı çorak beyinler, Kurtuluş Savaşı’nın manasını dahi unutmuş olarak, ‘Pera’yı ‘İstiklal Caddesi’ yapan zihniyete karşı bir çeşit budalalık tepkisi içindedirler. Noel ağacı ile Kurtuluş Abidesi’ne meydan okuyanlar, kulakları ‘ezan seslerinden’ fazla ‘çan zangırtıları’na alışmış bir semtin bahtsız ve köksüz çocuklarına, bize ne kadar yabancı bir çehre verdiklerinin farkında bile değildirler.”

Ahmet Kabaklı – Halimiz

Osmanlı’da feodalite yerleşmedi

“Osmanlı Devleti, altı yüz sene belirli bir toplum anlayışı ve bir yönetici grup hiyerarşisi kurup, devlet felsefesi yoluyla kendine özgü bir düzen yaratmıştır. Bu düzen, askeri-reaya veya avam-havas ya da yönetenler-yönetilenler olarak bilinir. Osmanlı, daha ilk dönemlerinde, yönetici sınıfın idaresinde, tepede elitist fakat kökenleri halka dayanan bir devlet olarak kurulmuştur. Osmanlı, halka dayandığı için, basit anlamıyla, demokratik bir devletti. Halk, serf olmamış ve kişi hürriyeti devamlı korunmuştur. Böylece Avrupa’nın hayatında büyük rol oynamış, hürriyet ve hukuk düzenini yakından etkilemiş olan feodalite, Osmanlı’da yer etmemiştir. Osmanlı, bir Müslüman’ın, Yahudi’nin, Hıristiyan’ın farklı inanca sahip olmasını boy ya da göz rengi farklılığı gibi tamamıyla doğal karşılıyordu; bir kişi, cemaatin üyesi olarak din, kültür, dil hürriyetini, kimliğini rahatça koruyabiliyordu.”

Kemal Karpat – Türk Demokrasi Tarihi

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)