ANKETLER ‘CUMHUR İTTİFAKI’ DİYOR

Erken seçim kararı alınmasından sonra gözler, anket firmaları ve yaptıkları araştırmalara çevrildi. Optimar Başkanı Hilmi Daşdemir “Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzde 51-53 bandında bir oy potansiyeli var” derken; Konsensus Genel Müdürü Murat Sarı “AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan bir adım önde diyebiliriz” ifadelerini kullanıyor. GENAR Başkanı İhsan Aktaş da “Veriler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önde olduğunu gösteriyor” diyor.
Posted on Haziran 20, 2018, 10:46 am
FavoriteLoadingBeğen 22 mins

24 Haziran seçimleri sonrasında Türkiye ilk defa uygulanacak Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçiş yapacak. Partiler seçim çalışmalarına tüm hızlarıyla devam ederken, araştırma şirketleri de anket çalışmalarını sürdürüyor. Bugüne kadar çeşitli anket sonuçları yayımlandı fakat sonuçlar her geçen gün güncellenmeye devam ediyor.

HİLMİ DAŞDEMİR
Optimar Başkanı
Seçmen Cumhurbaşkanı’nın cumhuru ulusal ve uluslararası düzeyde temsil edecek nitelikte olmasını istiyor.

Optimar Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Daşdemir, “Sokaklara baktığımızda, bir seçim havası olmadığını, etrafta bir sükûnet havası olduğunu gözlemliyoruz. Seçime az bir sürede bazı mitinglerin oldukça sönük geçtiğini gözlemliyoruz. İYİ Parti’nin Orta Anadolu’daki mitingleri ve Başbakan Binali Yıldırım’ın Ordu ve Giresun mitingleri de ayrıca örnek olarak gösterilebilir” diyor.

Yaptıkları son anket sonuçlarına değinen Daşdemir, “Yaklaşık bir ay kadar önce yapmış olduğumuz anketlere göre, ‘Cumhurbaşkanlığı seçimi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a oy verir misiniz?’ sorumuza kararsızlar dağıtılmadan çıkan sonuç, yüzde 51. Diğer taraftan da 2013 yılından beri yapmış olduğumuz birçok araştırmada Erdoğan’ın oy oranının yüzde 51-53 arasında olduğunu görmekteyiz” ifadelerini kullanıyor.

Daşdemir, partilerle ilgili de sonuçları şöyle açıklıyor: “Partilere baktığımızda da kararsızlar dağıtılmadan önce AK Parti yüzde 42.4, CHP 18.7, MHP 9.5, HDP 7.9, İYİ Parti 6.8 ve SP ise 0.9 olarak görülmektedir. Kararsızların oranı yüzde 10.4 ve hiçbiri diyenlerin oranı yüzde 2.5.”

Seçmenin Cumhurbaşkanı kriterini de değerlendiren Daşdemir, “Seçmen, Cumhurbaşkanı’nın cumhuru ulusal ve uluslararası düzeyde temsil edecek nitelikte olmasını istiyor. Bu sebeple de Cumhurbaşkanı Erdoğan diğer rakiplerinden en az yüzde 50 daha fazla oy alıyor” diyor.

Daşdemir, 100 bin imza toplayan adaylar için bunun belli bir ölçüde kriter olabileceğinin altını çizerek, “Ancak o imzaların toplanmasında belirleyici olan iki husus vardı hatırlanacak olursa. Birincisi, CHP Genel Başkanı’nın kendi seçmenini Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu için imza vermeye teşvik etmesi. İkincisi ise MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ‘Meral Akşener’e imza verenlerin FETÖ bağlantıları araştırılsın’ şeklinde yapmış olduğu açıklamadır. Bu açıklama ile Meral Akşener ve İYİ Parti’ye sempati duymayanlar bile imza vermeye gitmişlerdir. Tek başına bir kriter değildir. Ancak belli ölçüde kendine bir taban ve parti aidiyeti oluşturmak açısından oldukça önemli bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz” diye konuşuyor.

Aday profillerini de değerlendiren Daşdemir, konuyla ilgili şu ifadeleri kullanıyor: “Aday profillerine bakıldığı zaman, muhalefetin Millet İttifakı ve dışında kalan HDP’nin neredeyse birlikte hazırlanmış izlenimi veren listeler ortaya çıkardıklarını görüyoruz. Şöyle ki; CHP’de daha solda kalan ve kendisine oy veren İlhan Cihaner, Eren Erdem, Barış Yarkadaş gibi isimlerin listelere konulmaması, marjinal sol fraksiyonların parti başkanlarına listelerinde yer vermesiyle HDP ile CHP arasında bir dayanışma olduğu izlenimi var.

Diğer taraftan Saadet Partisi ile de AK Parti’den mümkün olduğunca fazla oy olma taktiği güdüldüğünü, ayrıca muhafazakâr Kürt seçmenlere yönelik olarak da Altan Tan, Faruk Ünsal gibi isimlerin listelere konularak AK Parti’nin oylarını düşürmeyi hedeflediklerini görüyoruz. Benzer şekilde İYİ Parti’nin de Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP tabanından isimlere büyük oranda yer vermesi ve MHP’den ayrılan bir ekip olması hasebiyle MHP’yi zayıflatma ve yıpratma noktasında önemli bir misyon üstlendiğini söylemek mümkün.”

Daşdemir son olarak ittifakların motivasyonlarını ve seçmendeki karşılığını şu sözlerle değerlendiriyor: “15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimine karşı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin seçilmiş iktidarın yanında olmuş olması, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin çağrısı, Yenikapı mitingi sonrasındaki duruşuyla başlayan iki partinin tabanlarının da birbirine yakınlığı sebebiyle bakılacak olursa, Cumhur İttifakı ‘doğal’ bir ittifak. Millet İttifakı’nın temel motivasyonu ise 16 yıldır hiçbir seçimde yenilmemiş olan AK Parti ve Erdoğan’ı yıpratmak. Başarabilirlerse de iktidardan uzaklaştırmak.

Bunun için de ittifak içerisinde ‘ülkücü’ gelenekten gelenlerin bile HDP’ye ve hapisteki eski genel başkanlarına karşı ‘sempatik’ bir tutum içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.”

MURAT SARI
Konsensus Genel Müdürü
Vatandaş, Türkiye’yi uluslararası arenada temsil etme gücü yüksek, her kesime eşit davranan, statükoyu reddeden bir Cumhurbaşkanı görmek istiyor.

Geçersiz oy riski var

Konsensus Genel Müdürü Murat Sarı ise seçmenin 24 Haziran seçimlerine tam olarak hazır olmadığını söylüyor. Sarı, “Parti ve Cumhurbaşkanı adaylarının seçim bildirgeleri ve vaatleri yeni yayımlandı. Seçmen bu aşamadan sonra bütün bunları ölçecek, tartacak ve seçimde kime oy vereceğine karar verecek” diyor.

“Bu seçim, Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilecek bir seçim” diyerek sözlerine devam eden Sarı, seçmenin halen nasıl oy kullanacağını da bilmediğini ifade ediyor. Sarı, “Bu seçimi diğer seçimlerden ayıran en önemli özellik, ittifaklar ile seçime girilmesi olacak. Seçmenin hem Cumhurbaşkanlığı seçimi hem de genel milletvekili seçimlerinde oy kullanma pratiği açısından kafası karışık.

Seçmenlerden bazıları, her iki oy pusulasının aynı zarfa koyulacak olmasından dolayı, sadece Cumhurbaşkanı adayının resminin altına mühür vurmasının veya sadece siyasi parti ambleminin altına mühür vurmasının yeterli olacağını düşünüyor. Halbuki durum böyle değil. Her ikisine de mühür vurulması, her ikisi için de tercih yapılması gerekiyor. Bu durum geçersiz boş oy oranlarını artırabilir” uyarısında bulunuyor. Anket sonuçlarıyla ilgili de bir değerlendirme yapan Sarı, “24 Haziran seçimleri için şu aşamada anketler kesin sonuçlar göstermiyor. Ama seçimin çok rekabetçi bir ortamda geçeceği kesin. AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan bir adım önde diyebiliriz. Ama her an her şey değişebilir. Anketlerden benim gördüğüm budur” ifadelerini kullanıyor.

Sarı, seçmenin Cumhurbaşkanı kriterini de şu sözlerle değerlendiriyor: “Seçmen, güvenebileceği, sorun yaratmak yerine kendi sorunlarına çözüm üretebilecek, halka yakın, kendi gibi yaşayan, istediği zaman ulaşabilip uyarabileceği, Türkiye’yi uluslararası arenada temsil etme gücü yüksek, her kesime eşit davranan, değişimden yana, statükoyu reddeden yenilikçi bir Cumhurbaşkanı görmek istiyor.”

Sarı, seçmenin geçim sıkıntısı çektiğini belirterek, adayların nasıl bir söylem veya davranışla oy potansiyelini artıracağını şöyle anlatıyor: “Bugün seçmenin en önemli problemi geçim sıkıntısı. Bugünlerde seçmenin yüzde 70’i, toplam aylık hane halkı geliri ile geçinemediğini belirtiyor. 24 Haziran seçimlerine, ekonomik söylemlerin ve vaatlerin damga vuracağını düşünüyorum. Özellikle iç rahatlatıcı ekonomik söylemlerden kaçınan aday, ittifak ve siyasi partiler oy kaybedecek gibi duruyor.

İHSAN AKTAŞ                                GENAR Başkanı                           Her partinin kendi kanaat önderlerini sahaya sürdüğü bir süreç yaşıyoruz. Yarışta daha çok AK Parti ve CHP’nin aday profilleri dikkat çekiyor.

Seçmen ekonomik açıdan 25 Haziran sabahını düşünüyor. ‘25 Haziran sabahı Türkiye ekonomisinin daha iyiye gittiği bir Türkiye ile mi karşılaşacak, yoksa daha kötüye gittiği bir Türkiye ile mi karşılaşacak’ sorusu seçmenin kafasını karıştırıyor. Bundan dolayı bugünkü duruma bile razı olduğunu belirten seçmenler var.”

Aday profillerini de değerlendiren Sarı şu ifadeleri kullanıyor: “Özellikle milletvekili adayları konusunda seçmenin kafası karışık; fakat memnun olduklarını söyleyebiliriz. Baktığımızda, AK Parti ve CHP, son dönem milletvekillerinin neredeyse yarısını değiştirmiş durumdalar. Bu da yenilikçi bir anlayışın göstergesi olarak algılanıyor. Fakat bu dönem milletvekili olamayacak siyasetçilerin kendi seçim çevrelerinde önemli bir ağırlığı var. Kırgınlıklar bazı seçim çevrelerinde oy kayıplarına da sebep olabilir.”

Sarı, ittifakların motivasyonlarını ve seçmendeki karşılığını ise şöyle anlatıyor: “Cumhur İttifakı özellikle AK Parti’nin geçmişte yaptıklarını takdir eden ve bundan sonra daha iyi projeler yapacağını düşünen muhafazakâr, sağ ve milliyetçi bir seçmen kitlesine sahip.

Millet İttifakı’na baktığımızda, Özal’ın dört eğilim siyasetini görüyoruz. CHP sosyal demokrat, İYİ Parti merkez sağ ve milliyetçi, Saadet Partisi muhafazakâr ve Demokrat Parti liberal eğilimi temsil ediyor. Bu dört eğilimi geçmişte ANAP çatısı altında bir araya getirmeyi başaran merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal çok başarılı olmuştu.”

Erdoğan ilk turda kazanacak

GENAR Araştırma şirketi sahibi İhsan Aktaş, Türkiye’nin adım adım seçim havasına girdiğini belirterek, “Seçim iyice yaklaştı. Ramazan ayı olmasına rağmen mitingler yapılıyor. Siyasi partiler kapı kapı seçmen ziyaretlerine başladılar. Her ne kadar son hafta bayram haftası da olsa bir seçim havası oluşuyor.

Türk seçmeninin siyasetle hayli ilgili olmasından dolayı; siyaset seçim döneminde de seçim dışı dönemlerde de Türk halkının gündemindedir. Daha şimdiden evlerde, kahvehanelerde ve sosyal medyada hararetli siyasi tartışmalar yapılıyor. Bu demektir ki adım adım insanlar siyasetin iklimine girmeye hazırlanıyorlar” diyor.

Yapılan anketlerden de bahseden Aktaş, “Firma olarak seçim akşamına kadar doğrudan sonuç açıklamayacağız. Fakat genel hatlarıyla değerlendirecek olursak, eldeki maddi veriler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçimi alacağı kanaatini bize vermektedir. Bir önceki araştırmamızda Cumhuriyet Halk Partisi’nden İYİ Parti’ye ciddi anlamda bir oy geçişi söz konusuydu.

Muharrem İnce’nin aday olması, İYİ Parti’ye giden oyların bir kısmını geri aldı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi sosyolojik oy tabanına eriştirdi. Muharrem İnce’nin aday olarak çıkması, Meral Akşener’i gölgede bıraktı. İYİ Parti’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nden aldığı oylar tekrar geri dönmüş oldu. HDP klasik oyuna yakın duruyor. Oylarında kayda değer bir hareketlilik görünmüyor” diye konuşuyor.

Seçmenin Cumhurbaşkanı kriterini de değerlendiren Aktaş şu ifadeleri kullanıyor: “Seçmen bir seçime gidildiği zaman kendi problemlerinin farkında. Öncelikli olarak seçmen, günübirlik problemlerle ilgili. Daha sonra ülke meseleleri, uluslararası meseleler.

Var olan problemlerin tümüne bakan bir seçmen, kendi problemlerini kimin çözeceğine odaklanır ve tercihini bu şekilde kullanır. Genel anlamda seçmen, birinci derecede problemlerini çözecek bir aday aramakla birlikte, Türkiye’de siyasi parti gelenekleri çok güçlü olduğundan, seçmenin yüzde 85’i doğrudan kendi partisine oy verir.

Daha rasyonel, günlük hayatını düşünen ekonomik seçmen dediğimiz bir grup seçmen de adaylara, vaatlerin inandırıcılığına bakarak karar verir. Bu bağlamda da Cumhurbaşkanı, uzun yıllar iktidarda olan AK Parti’nin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan bir model oluşturmakta. Diğer adaylar da mümkün mertebe bu modele benzemeye çalışmakta. Buradan anlaşılıyor ki aslında Türk seçmeni Recep Tayyip Erdoğan tarzında bir lider aramaktadır. Diğer partiler de giderek Recep Tayyip Erdoğan tarzı siyaset gütmeye çalışmakta.”

Partilerin bu seçim döneminde bireylerin ihtiyaçlarına göre vaatlerde bulunduğunu kaydeden Aktaş, “Önceki yıllarda Türk toplumu, Türkiye’de devletin yönetilmesi, yatırımlar, ekonomi, eğitim, sağlık gibi onlarca problemlerle iç içe yaşıyordu. Eski dönemlerde sağlık politikalarından, ulaşımdan, yatırımdan, yoldan, köprüden bahsetmek en önemli söylemlerdi. Yukarıda zikrettiğimiz problemler çözüldükçe seçmen günlük hayatına odaklanmıştır.

Dolayısıyla siyasi partilerin söylemlerinde de maaşlar, primler, sigortalar ve kişilerin satın alma gücü, sosyal yaşamını ilgilendiren konular daha öne çıktı. Dikkat edecek olursak, siyasi partiler de başta ekonomi olmak üzere doğrudan seçmenin taleplerine yöneldiler. Mesela AK Parti, beyannamesinde üç kademeli bir sunum yaptı. Geçmişte yaptıkları, bu dönem vaat ettikleri, toplumdan ve muhalefetten gelen eleştirilere verilen cevaplar şeklinde.

Muhalefet partileri ise söylem ve vaatlerinde daha çok harcamaya dönük taahhütlerde bulundu. Bankalardan borç silme, maaş artışları, asgari ücret, mazot ücretleri gibi konuları öne çıkardılar. Özetle söylemek gerekirse bu seçimde bireylerin öne çıktığı ve siyasi partilerin vaatlerinin buna dönük olduğu bir seçim geçiriyoruz” diye konuşuyor.

Aktaş aday profillerini de değerlendirerek şunları söylüyor: “Her partinin kendi kanaat önderlerini sahaya sürdüğü bir süreç yaşıyoruz. İktidar partisi bakanlıklar ve genel başkan yardımcıları başta olmak üzere güçlü figürleri bütün Türkiye’ye dağıtmış görünüyor. Örneğin Abdulhamit Gül, Gaziantep; Mustafa Şentop, Tekirdağ’da ve İstanbul’un her üç bölgesine de sürükleyici, güçlü aktörlerle seçime girmiş durumda. Diğer partiler de aynı şekilde kendi önemli adamlarını önemli seçim bölgelerine dağıtarak bir mücadele tarzı benimsedi.

Aday profilinde ve dağılımda demografik özellikler merkez, çevre, büyük ilçe, küçük ilçe sıralamaları ne kadar dikkate alınırsa, kampanya verimliliği de o kadar olumlu geçmektedir. Yarışta daha çok AK Parti’nin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday profilleri dikkat çekiyor.”

Aktaş son olarak, Cumhur İttifakı’nın motivasyonunu ve seçmendeki karşılığını şöyle değerlendiriyor: “Cumhur İttifakı daha çok milliyetçi, muhafazakâr, vatanperver. Bir bakıma eski sağ ve İslamcı dindar kitleyi motive etmekte. Cumhur İttifakı’nı temsilen 15 yıldır iktidarda olan AK Parti ve Türkiye’nin en köklü partilerinden birisi olan Milliyetçi Hareket Partisi var.

AK Parti’nin bugünkü kazanımlarının yanı sıra yaklaşık iki yıldır FETÖ, PKK ve DAEŞ terörüyle yapılan mücadelede terör örgütlerini yenip ülkenin beka sorununun üstesinden gelmeyi bir motivasyon aracı olarak görmekte. Yine AK Parti’nin hem ekonomiyi iyi yönetip hem adaleti sağlayıp hem de yatırımlarına devam edeceği imajı oluşmakta.

Cumhur İttifakı’nın temel motivasyonlarından birisi de oluşturmaya çalıştırdığı güçlü Türkiye imajı. Dünya konjonktürüne baktığımız zaman Türkiye’nin yürütmüş olduğu müzakereler, göstermiş olduğu kararlı duruşu ve Suriye savaşı sonrası yürüttüğü diplomatik ilişkiler, Türkiye’yi dünyanın diğer büyük ülkeleriyle eşit şekilde müzakere edecek pozisyona getirmiştir.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)