AFRİN OPERASYONU ASTANA ZİRVESİ’Nİ ETKİLER

Suriye’de 2011 yılında başlayan savaş halen bir çözüme kavuşturulmuş değil. Binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının da göç ettiği Suriye’de barışın sağlanması için büyük devletlerin başını çektiği müzakereler yapılıyor. Hem Cenevre’de hem Astana’da, son olarak da Soçi’de yapılan görüşmelerin nihai amacı ise Suriye için siyasi bir çözüm. Şubat ayı içinde yapılacak Astana ve Cenevre zirvelerini gazeteci Mustafa Özcan ve Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı’ya sorduk.
Posted on Şubat 14, 2018, 12:11 pm
FavoriteLoadingBeğen 16 mins

Türkiye, Suriye sınırında bir terör koridorunun önüne geçebilmek adına ABD ile sürdürdüğü diplomatik süreçten bir yanıt alamayınca, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. maddesinde yer alan ‘meşru müdafaa’ hakkını kullanma yoluna gitti. Suriye’nin kuzeyinde yer alan Afrin bölgesinde başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı sürerken, Suriye’nin geleceği için önem arz eden Astana ve Cenevre zirveleri de şubat ayı içinde yapılacak.

İsviçre›nin Cenevre kentinde yapılacak görüşmelerin öncelikli hedefi, Suriye’de ateşkesin sağlanması. Suriye’de siyasi çözüm amaçlayan zirvenin hedefinde ise ülkede bir geçiş hükumetinin kurulması ve serbest seçimlerin organize edilmesi var. Başta ABD, Türkiye ve Rusya’nın bulunduğu zirvenin katılımcılarını ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun daimi üyeleri oluşturuyor. Suriye için yapılan görüşmelerin bir diğer ayağı da Astana Zirvesi. Kazakistan’ın başkentinde yapılan zirveler Rusya, İran ve Türkiye’nin garantörlüğünde devam ediyor. Üçlünün yürüttüğü bir diğer süreç de Soçi Zirvesi. Son yapılan açıklamaya göre, Soçi’nin ikinci toplantısına Türkiye ev sahipliği yapacak. Astana, Cenevre ve Soçi zirvelerine bakıldığında, hepsinin hedefinde Suriye’deki savaşı bitirmek var.

MUSTAFA ÖZCAN Gazeteci Afrin operasyonu zorunlu bir operasyon. Amerika Birleşik Devletleri’nin hesapları tutmadı.

Herkes kendi pozisyonunu güçlendirmek istiyor

Peki bu zirveler neden önemli ve taraflar hangi konularda anlaşamıyorlar? Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Afrin Operasyonu, bu zirvelere nasıl yansıyacak? Gazeteci Mustafa Özcan, Astana ve Cenevre zirveleri arasında bir çekişmenin olduğunu söyleyerek, “Burada Amerika ile Rusya arasında gizli bir rekabet söz konusu. Yani, paslaşmadan ziyade bir çekişme alanı söz konusu. Soçi ve Astana; Türkiye, Rusya ve İran’ın bulunduğu üçlü mekanizma tarafından yürütülüyor. Tabii burada herkes pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Rusların tek başına Suriye’de çözüm bulması söz konusu değil” diyor.

Amerika’nın elinde bazı kartlar olduğunu belirten Özcan, “Özellikle muhaliflerin Amerika’yla Rusya arasında bölündüğünü veya en azından bir kısmının ikisine de mesafeli olduğunu söyleyebiliriz. Onun dışında PYD’nin ABD’ye daha yakın durduğunu bir şekilde görüyoruz. Ama Türkiye’nin hamlesiyle birlikte Rusya’nın siyasi çözüm noktasına daha ileri bir pozisyon kazandığını söyleyebiliriz. Yani, Amerika’nın siyasi avantajları, Türkiye’yle PYD çekişmesi çerçevesinde Rusya’ya hizmet etmiş durumda” ifadelerini kullanıyor.

Özcan, “Herkes Cenevre için son pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Ama Esed rejimi bir şekilde oldu bitti siyaseti ile süreci etkilemeye çalışıyor. Rusya ve İran da Esed’in pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Rusya ve İran’ın mutlaka Esed’den feragat etmeleri lazım. Eğer feragat etmezlerse bu iş yıpranma olarak kendilerine geri dönecektir. Dolayısıyla burada inisiyatif Rusya ve Amerika’ya düşüyor. Özellikle de Rusya’ya düşünüyor” diyor. Rusya’nın geleceği açısından Suriye’de kazanmanın ve kaybetmenin önemli olduğunu vurgulayan Özcan, “Dolayısıyla Rusya’nın pozisyonu, Amerika’nın pozisyonuyla karşılaştırılamaz. Yani Rusya burada kazanmak zorundadır. Bu nedenle Rusya, siyasi sürecini hem kendi çıkarlarına hem rejimin çıkarlarına hem de halkın çıkarlarına uygun gerçekleştirme durumunda” diye konuşuyor.

2019 yılında Suriye’de seçimlerin olacağını hatırlatan Özcan şunları söylüyor: “Rusya bu seçimlere Esed’in de katılmasını istiyor. Ama muhalefet garantiye almadıkça, Birleşmiş Milletler’in gözetiminde seçimler olmadıkça, yani geçmiş seçimlere benzer bir şekilde seçimler olacaksa, o zaman bu savaş devam eder. Bunun yansımaları Rusya açısından olumsuz olur. Halk hareketleri İran’a nasıl zarar verdiyse, Rusya da bundan zarar görür. Onun için makul bir çözümde buluşmak lazım. Ama İran’ın ve Rusya’nın buna pek yanaşacaklarını zannetmiyorum. Kaypak davranmaya devam edecekler. Kaypak davranmak da bu işi çözümsüz bırakacak. Çözümsüzlük de sonuç itibarıyla onlara zarar verecek.”

Çözümsüzlük İran’a yansır

Astana Zirvesi’ndeki üçlü mekanizmadan biri olan İran’ın bu sürece katılmasına ilişkin konuşan Özcan, “İran’ın pozisyonunu değiştirmesi lazım. Eğer değiştirmezse eninde sonunda kendisine zarar verecektir. Çözümsüzlük kaldıkça bunun artı sarsıntıları mutlaka İran’ı vuracaktır. Hatta Rusya’yı etkileyecektir” diyor. Uluslararası alanda İran ve Rusya’nın zaferini ilan etmesinin daha büyük bir savaşa neden olacağı uyarısında bulunan Özcan “Bu, çok geçmeden, bir-iki yıl içinde daha büyük bir savaşı, yani topyekûn bir savaşı beraberinde getirir. Çünkü karşı taraf bu yenilgiyi kabul etmeyecektir. Ben Suriye’deki örgütleri değil, devletleri söylüyorum. Bölgedeki devletler açısından daha büyük ölçekte savaş kaçınılmaz olacaktır” ifadelerini kullanıyor. İran’da siyasi tercihlerle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin bu durumun bilincinde olduğunu söyleyen Özcan, orada kemikleşmiş bir yapının da bulunduğunu belirtiyor. O yapının da İran’ın dini lideri Ali Hamaney’i temsil ettiğini ifade eden Özcan, “Eğer Hamaney bu şekilde ikna edilemezse, bu yangın İran’ı da sarar ve bölgesel bir savaş çıkması kaçınılmaz hale gelir. İşte o zaman Üçüncü Dünya Savaşı kehanetleri gerçekleşir” diyor.

Türkiye’nin Afrin Operasyonu

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Afrin bölgesinde başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’na ilişkin konuşan Özcan, “Afrin Operasyonu zorunlu bir harekât. Amerika Birleşik Devletleri’nin hesapları tutmadı. Dolayısıyla PKK koridoru açma konusunda PYD ile birlikte hareket etme sonucunda, Türkiye bu planları başarısızlığa uğratmak için mecburen bu harekâtı başlattı. Dolayısıyla Türkiye yerinde ve haklı bir müdahalede bulundu. Bu operasyon devam ediyor” ifadelerini kullanıyor.

Ancak Zeytin Dalı Harekâtı’nın Astana sürecini etkileyeceğine dikkat çeken Özcan şunları söylüyor: “Katar gibi bazı ülkeleri saymayacak olursak, ülkeler Türkiye’nin bu operasyonuna karşı aslında. Bunun nedenini ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu söyledi: Türkiye güçlü bir devlet. Türkiye, bölgenin en eski aktörlerinden ve dolayısıyla çekememezlik var. Rusya bu operasyona destek verse bile kösteklemeye de çalışıyor. İran için de geçerli bu. Hem İran’ın hem Rusya’nın Afrin Operasyonu’na karşı bir çekinceleri olduğu gerçek. Bu çekinceyi İran daha açık bir ifadeyle söylüyor. Ruslar ise daha dolambaçlı yollarla ve sahada ifade etmeye çalışıyorlar. Bu da Astana sürecini daha gergin hale getirecek. Ne Rusya ne İran verilen sözleri tutmak istiyor.

Esed rejiminin tamamen ülkeyi kontrol etmesini istiyorlar. Muhalifleri bir hiç olarak sayıyorlar. Türkiye ise muhaliflerin garantörü. Rejimin garantörü değil.”

PROF. DR. ERHAN BÜYÜKAKINCI Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Astana’da Esed’in statüsüyle ilgili Türkiye diğer iki ortağıyla hem fikir değil

İki zirve, iki farklı yapı

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı da Astana ve Cenevre zirvelerini, Suriye’deki dengeleri oturtmak adına iki farklı yapı olarak tanımlıyor. Cenevre Zirvesi’ne ilişkin daha Batı yanlısı diyen Büyükakıncı, Astana’yı da Batı’nın ortama sokulmadığı bir zirve olarak ifade ediyor. Büyükakıncı, “Astana süreci anladığım kadarıyla müzakere aşaması devam ettiği için kamuoyuyla tam paylaşılmıyor. Burada Suriye yönetiminin tanınması konuşuluyor. Esas sıkıntı da bu. Çünkü Astana’da Esed’in statüsüyle ilgili Türkiye diğer iki ortağıyla hemfikir değil. Ancak Astana sürecinin devam etmesi, Türkiye açısından bir gereklilik” diyor.

Afrin ve olası Menbiç operasyonları nedeniyle bir gerginliğin olduğunu söyleyen Büyükakıncı şöyle devam ediyor: “Türkiye, Astana’yı ne kadar gündemde tutabiliyorsa, Amerika karşısında bir şekilde denge unsuru olarak Rusya ve İran kartını yanında tutmayı da biliyor. Ancak Astana’da Esed hükumetinin tanınması görüşü, Sayın Cumhurbaşkanımızın çok kolay kabul edemeyeceği bir konu. Dolayısıyla Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’nin karşısında bir muhalif kurarak denge unsuru yaratmak istiyor. ABD de bu sefer Suriye Kürdistanı yaratıp, Suriye’yi bölme girişimini sürdürmek istiyor. Dolayısıyla bu işin diplomatik anlamda çözülmesi kısa vadede pek mümkün görünmüyor. O yüzden Astana’yı sürdürmek, Türkiye’nin masada kalma şansını da sürdürmek anlamında değerlendirebiliriz.” Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca ağırlıklı olarak ‘de facto’ Kürt bölgelerinin ortaya çıktığını hatırlatan Büyükakıncı, “Amerika’nın da destek verdiği, YPG’nin de işin içinde bulunduğu bir yapı ortaya çıktı ki burada şunu görüyoruz, Esed yönetimi buralarda savaşmak yerine buraları geçici bir süre Kürt bölgelerine bırakmayı tercih etti. Bir şekilde Rusya’yla beraber çalışarak Halep, Şam, Lazkiye gibi daha çok batıdaki bölgeleri ele geçirme ve kendi iktidarını sağlamlaştırma politikası izliyor. Bu yüzden dikkat ederseniz, Suriye doğrudan Kürt bölgelerine saldırmıyor. Bunu da şu an düzenlemiyor. Dolayısıyla belki gücünü tamamlayınca bu olasılık olabilir. Rusların da çekilmesi ve ordularını daha sınırlı bir düzeye getirmesi söz konusu. Dolayısıyla bu ara dönemi Suriye yönetimi, izlenebilir, kendini güçlendirme dönemi olarak değerlendirirse, Amerika da fırsat bu fırsat diyebilir” diyor.

Irak Kürdistanı’ndaki bağımsızlık girişiminin başarısız olduğunu hatırlatan Büyükakıncı, “ABD’nin kendi himayesindeki Kürtlere verdiği sözler var. Bu, hepimiz biliyoruz ki Obama döneminde başlamış bir politik inisiyatifti. Trump da buna devam ediyor. Dolayısıyla Trump da yeni bir politikadan çok, var olan politikayı Kürtlerin yanında yer alarak sürdürüyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da söylediği şekilde, silah yardımları söz konusu” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye-ABD ilişkileri

Önümüzdeki bir ayın, Suriyeli Kürtlerin statüsü açısından ABD ile Türkiye ilişkileri anlamında önemli olduğuna vurgu yapan Büyükakıncı, “Suriyeli Kürtlerin statüsüyle ilgili Türkiye’yle Amerika’nın arasını açabilecek sıkıntılar olabilir. Türkiye doğudan bir muhatap almayı reddediyor. Eskiden biz bunu Barzani üzerinden, yani Irak üzerinden yapmayı tercih ediyorduk ama Barzani’nin sahneden çekilmiş olması, YPG’nin elini yükseltti ve güçlendirdi. Şimdi böyle bir yönetim boşluğunun ortaya çıkmasıyla Amerika, askerî olarak burayı, Suriye’nin içinde kopartılmış bir bölge yapıp Rusya’nın tam kazanımının bir şekilde önüne geçmek istiyor. Amerika’yla diyaloğu koparmadan, daha kazan kazana gidebilecek bir sistemin benimsenmesi lazım” diyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)