Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler, ünlü Johnson mektubu krizinden bu yana en kritik dönemini yaşıyor. FETÖ meselesi, vize krizi ve Rıza Sarraf davasının yanı sıra ABD’nin Suriye politikaları, ikili ilişkilerin zarar görmesine neden olan başlıklar oldu. Türkiye’nin ABD’ye yönelik YPG uyarısı karşılık bulmayınca, başlatılan Afrin Operasyonu, Washington’ın denklemlerini bozdu. İlk önce ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı Korgeneral Herbert Raymond McMaster, ardından da ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Türkiye’ye gelerek yoğun diplomaside bulundu. Tillerson’ın Türkiye’ye gelmeden önce yaptığı; “Türkiye, Amerika’nın önemli bir NATO müttefikidir.

Bölgede bizim için hâlâ önemli bir ortak. Aynı yönde çalışmaya devam etmek için bir yol bulmamız lazım” açıklaması, görüşmelerin seyrine ilişkin ön bilgi teşkil ediyordu. Nitekim yapılan üst düzey görüşmelerden, ABD ile Türkiye arasında ilişkileri normalleştirme ve iki ülke arasında ‘ortak mekanizma’ kurulması kararı çıktı. Söz konusu ortak mekanizma kapsamında yapılacak görüşmelerin en kritik maddesini de ABD’nin YPG’ye olan mevcut desteğinin devam edip etmeyeceği oluşturacak.

PROF. DR. MENSUR AKGÜN
Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi-Yazar
Afrin Operasyonu’yla Türkiye’nin ciddi olduğunu gördüler. Bu yüzden de Türkiye ile ciddi ciddi konuşmaya karar verdiler.

Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin geleceği açısından Afrin Operasyonu’nun önemini vurgulayan Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Mensur Akgün, “Afrin Operasyonu, ABD’nin Türkiye’nin ciddi olduğunu anlamasını sağladı. Hepsinden önemlisi de seçim yapmak zorunda olacağını ispatladı. Türkiye bu operasyonu başlatarak ve devamının da geleceğini ilan ederek Trump yönetimine, ‘Ya bendensin ya da bana karşısın’ mesajını açık bir şekilde verdi. Artık Türkiye’yi laf oyunları, isim değişiklikleriyle oyalayamayacaklarını gördüler” diyor.

Washington’ın uzun bir süre PYD’nin PKK olmadığını savunduğunu ve bu örgüte terörizmle yaptığı mücadele nedeniyle ihtiyaç duyduğunu söylediğini ifade eden Akgün, “ABD’nin açıkça olmasa da üstü kapalı bir şekilde söylediği, ‘DAEŞ ile savaşırken benim askerlerim ölmesin, bırakın PYD benim yerine onlarla savaşsın’dı. Ama bu arada, on yıllardır Türkiye’nin başına bela olmuş bir örgütün askeri ve siyasi açıdan güçlenmesi umurlarında değildi” diye konuşuyor.

“Türkiye’yi muhtemelen yaşadığı diğer sorunlar sayesinde kontrol edebileceklerini düşünüyorlardı” ifadelerini kullanan Akgün şunları söylüyor: “Ankara eleştirse de nasılsa eyleme geçmez diye varsayıyorlardı. Belki bir ölçüde de burasının Rusya’nın etki alanı olmasına güveniyorlardı. Afrin Harekâtı tüm varsayımlarını yıktı. Türkiye’nin ciddi olduğunu gördüler. Bu yüzden de Türkiye ile ciddi ciddi konuşmaya karar verdiler. İleriki yıllarda bu konuda akademik çalışma yapacak olanlar, muhtemelen bu operasyonun Washington’daki karar verme süreçlerini etkilediğini ortaya çıkartacaktır.”

Samimi müzakere süreci başladı

Tillerson ve ondan önce diğer Amerikalı yetkililerle yapılan görüşmelerin bu etkinin izlerini taşıdığını söyleyen Akgün, “Ancak her şey bitti, ABD bütün istediklerimizi kabul etti diye de düşünmemek gerek. Tillerson’ın ziyaretiyle sadece samimi bir müzakere sürecinin kapısı açıldı. Kurulacak çalışma grupları aracılığıyla bağdaşması zor çıkarlar bağdaştırılmaya, Suriye sorununun ötesindeki sorunlara da çözüm bulunmaya çalışılacak. İşimiz kolay değil ama iyi bir başlangıç yapıldı. Umalım da arkası gelsin” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye ve ABD arasında Suriye konusunda kurulan ortak mekanizmayı değerlendiren Akgün, “Ortak mekanizma, ortak çıkarların kesişme noktalarını, çatışan beklentilerin de nerelere örtüşebileceğini bulmaya çalışacak. Bu mekanizmanın kimlerden oluşacağını, nasıl çalışacağını, ne tür bir görev emrinin olduğunu bilmiyoruz. Ama tahminen, bu mekanizma sayesinde ABD tarafı dağınık karar verme süreçlerini bir araya getirme, Türkiye karşısında en azından tek bir sesle konuşma imkânına kavuşacak. Bir bakanın söylediğini diğeri, bir generalin açıklamasını bir başkası, hatta çok alt düzeyde bir sözcü yalanlayamayacak. Türkiye, Suriye konusundaki beklentilerini, bu ülkenin geleceğine ilişkin endişelerini muhataplarına doğrudan iletebilecek. Belki de yapılan ve yapılacak harekâtlar sırasında iki NATO müttefikinin askerlerinin çatışmaya girmemesi için yapılması gerekenler konuşulacak” diyor.ABD’nin Suriye konusunda Türkiye ile müttefiklik pozisyonuna zarar vermemek için Suriye’yi etki alanlarına bölmek isteyeceğini belirten Akgün, “Fırat’ın batısında bir süre daha kalmak, Rusya ve İran’ın bu ülkedeki varlığını dengelemek için Türkiye’nin veto etmeyeceği formüller bulmaya çalışacaktır” ifadelerini kullanıyor.

ZEYTİN DALI HAREKÂTI’NA KATILAN MEHMETÇİKLER.

Tüm sorunlar çözülmeli

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için ideal olanın tüm sorunların çözülmesi olduğunu söyleyen Akgün, “Ama ne yazık ki yaşadığımız dünya ideal bir dünya değil. Bu yüzden de bazı sorunların çözümü ve karşılıklı güvenin tesisi için adımlar atılması gerekiyor. Türkiye’nin müttefikine az da olsa güvenmesi gerekiyor.

Altımızı oymaya kalkmayacaklarına, siyasi istikrarımıza tehdit oluşturmayacaklarına, güvenliğimizi riske atan adımlar atmayacaklarına inanmamız şart. Eminim ABD için de gerekli olan bazı adımlar vardır ve bu adımların neler olduğu Türkiye’deki muhataplarına iletilmiştir” diyor.

Akgün ilişkilerin normalleşmesi için şu uyarıyı da yapıyor: “Amerika bizden daha büyük adımlar atması gerektiğini görmeli. Çünkü Türkiye’nin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden pek çok sorunun kaynağında ABD var. PKK’yı da PYD üstünden onlar silahlandırıyorlar, 15 Temmuz darbe girişiminin faillerini de bariz bir şekilde onlar kolluyorlar. Ancak ben, Türkiye’nin kararlılığıyla bu sorunların üstesinden geleceğine inanıyorum. Biraz önce de söylediğim gibi, iyi bir başlangıç yaptık, muhatabımızı samimi olmaya ikna ettik. ”ABD ile yaşanan sorunlar nedeniyle ittifak değiştirmeye gerek olmadığını söyleyen Akgün şöyle devam ediyor: “Her açıdan son derece maliyetli, böylesi bir teşebbüse kalkışmamıza gerek yok. Zaten içinde olduğumuz ittifakın üyeleri de sadece ABD ve Türkiye’den oluşmuyor. Bize ve güvenlik endişelerimize sempatiyle yaklaşan bir NATO var nihayetinde karşımızda. Fakat ABD ile yaşadığımız ikili sorunlardan bağımsız olarak Rusya ile olan ilişkilerimizi korumamızda, Çin ile daha yakın ve sıkı işbirliği geliştirmek için çalışmamızda her açıdan yarar var.”

FATİH ZİNGAL
UETD (Avrupalı Türk Demokratlar Birliği) Genel Başkan Yardımcısı
Türkiye’nin artık kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eden bir ülke olduğunu görüyorlar

Ortadoğu’da dengeler değişti

UETD (Avrupalı Türk Demokratlar Birliği) Başkan Yardımcısı Fatih Zingal de “Ortadoğu’da dengelerin tekrardan farklı yöntemlerle, farklı oluşumlarla değiştiğini gözlemliyoruz” diyor. Amerika’nın en büyük, Türkiye’nin de ikinci büyük orduya sahip olduğunu söyleyen Zingal, “Bu müttefiklik özellikle Suriye savaşı sebebiyle sıkıntı yaşıyor. Çünkü Türkiye, YPG’yi terör örgütü olarak kabul ediyor, PKK’nın uzantısı olarak görüyor. Amerika ise YPG’yi müttefik kabul ediyor, Esad’e karşı savaşabilecek bir güç olarak kabul ediyor. Türkiye bir terör örgütü uzantısını asla kabul edemez. Müttefiki bile olsa ona karşı net bir tepki sergilemek durumunda. Bu çerçevede Amerika ve Türkiye ilişkilerinin nasıl sonuçlanacağını şimdiden kestiremiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Zingal, Türkiye’nin NATO müttefiki olduğunu ancak buna rağmen kendi menfaatleri ve ülke çıkarları doğrultusunda hareket eden bir Türkiye ile karşı karşıya olduğumuzu belirtiyor. Batı blokunun da bunu gördüğünü ve kabul ettiğini belirten Zingal, “Kanaatimce özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yüklenilmesinin asıl sebebi de Türkiye’nin artık kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eden bir ülke olduğunu görüyorlar. Eski Türkiye, Batı ülkelerinin isteği doğrultusunda yaşadığı için, şimdiye kadar ciddi bir sıkıntı yaşanmadı.

1980’lerdeki darbe süreci de dahil olmak üzere insan hakları, demokrasi, hukuk devleti gibi söylemler gerçekleşmedi. Bunların şimdi Avrupa tarafından daha sık bir şekilde dillendiğini görüyoruz” diyor.

NATO içinde anlaşmazlıklar var

Türkiye’nin Rusya ile yakın ilişki içerisinde olduğunu belirten Zingal şunları söylüyor: “Geçmişte olan gerginliklerin bertaraf edildiğini ya da rafa kaldırıldığını söylemek mümkün. Oranın şekillendirmesini Rusya ile birlikte olmak üzere oradaki güçler belirliyor.

Oradaki güçler geleceğe yönelik adamlar atacaklar; Suriye’nin ve Ortadoğu’nun geleceği bu şekilde belirlenecek. Bu konuda da güçlü olan ülkeler bir masaya oturuyor. İşte Türkiye, İran, Rusya olmak üzere. Rusya’nın Suriye’ye girip F400 füzelerini oraya götürdüğünde dengelerin değiştiğini görüyoruz. Özellikle NATO ülkelerinin ve ilk başta da Amerika’nın eskiden istediği şekilde yönlendirme, şekillendirme gücünün bugün itibarıyla yok olduğunu görüyoruz.”

ZEYTİN DALI HAREKÂTI SIRASINDA TÜRK ASKERLERİ VE TANKLARI.

NATO içinde de anlaşmazlıklar olduğunu ifade eden Zingal, “Bu anlaşmazlıklar sonucunda S400 füzeleri satın alma ihtiyacını Türkiye hissetti. Çünkü kendi menfaatleri doğrultusunda, kendi ülke çıkarları doğrultusunda ve kendi sınırlarını savunma açısından elbette ki bir adım atmak zorunda. Diğer müttefiklerden uygun teklif gelmediği için S400 füzelerini satın almaya kalktı ve böylece NATO müttefiklerinin yapmadığı bir hamleyi yaptı ilk kez.

Türkiye’nin bağımsız olduğu, kendi çıkarlarını korumak zorunda olduğu Avrupa ülkeleri tarafından algılandı. Enerji görüşmelerini de bir nevi bu çerçevede ölçmemiz gerekiyor” diyor.

Zingal sözlerine şöyle devam ediyor: “Tarihe bakacak olursak, 2000’li yıllara kadar Türkiye, Batı blokunun kayıtsız şartsız bir mensubuydu ve Batı’nın çıkarları doğrultusunda hareket ediyordu, onlardan bağımsız değildi.

Bugünse jeostratejik, ekonomik açıdan kendi ülke menfaatleri doğrultusunda hareket eden bir Türkiye görmemiz mümkün. Bu çerçevede de özellikle Rusya ile enerji anlaşması yapması, elbette ki uluslararası dengeleri yeniden değerlendirme konumuna getiriyor.

Çünkü atılan adımlarla bu S400 füze alımı olsun, diğer girişimler olsun, biliyorsunuz ‘Dünya 5’ten büyüktür’ sözüyle Birleşmiş Milletler eleştiriliyor. Türkiye, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi durumunda çok erken davranıp kendine bir rol biçerse ve bu rol biçme konusunda akıllı ve nitelikli hareket ederse, eminim ki Türkiye’nin etkisinin bugüne dayanarak daha yüksek olacağı kanaatindeyim.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)