ABD’nin Ortadoğu’da nasıl bir politika izlediği, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini yakından ilgilendiriyor. Özellikle milyoner iş insanı Donald Trump’ın başkan seçilmesinden sonra selefinden devraldığı Ortadoğu enkazına ilişkin nasıl bir politika yürüteceği merak konusuydu. Ancak uzmanlara göre, “ABD devlet mekanizmasının tamamına hâkim olamayan” Trump, dış politikada agresif bir tutum sergiliyor. Trump’ın yakın zamanda Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı, dünyada yankı uyandıran bir çıkış oldu.

Nitekim Türkiye’nin öncülüğünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan 128’e karşı 9 oya karşın Trump, ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasında kararlı. Anadolu Ajansı’nda konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili de “Mayıs ayında Kudüs’te yeni ABD Büyükelçiliği’nin açılmasını planlıyoruz. Büyükelçiliğin açılışı, İsrail’in kuruluşunun 70. yıldönümüne denk gelmektedir” ifadelerini kullandı. Söz konusu açılışa Trump’ın katılması da bekleniyor. ABD’nin BM kararına rağmen Kudüs konusundaki ısrarı, yakın gelecekte Ortadoğu’da yeni çatışmaların olacağı yönündeki iddiaları da kuvvetlendiriyor.

Trump’ın Kudüs çıkışının yanı sıra Ortadoğu’nun kaynayan bir başka kazanı Suriye konusundaki açıklamaları da ABD ve Türkiye’yi ‘müttefik’ ilişkilerinden ‘kriz yaşayan iki ülke’ konumuna getiriyor. En başta Suriye’nin kuzeyindeki Afrin bölgesinde, Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan YPG’ye verdiği askerî destek konusunda defalarca farklı açıklamalarda bulunan Washington, Ankara’nın bu konudaki hassasiyetlerini gideremedi. Özellikle ABD liderliğinde DAEŞ’e karşı kurulan uluslararası koalisyonun Suriye’deki ortaklarıyla 30 bin kişilik bir sınır koruma gücü kurmak için çalıştığının ortaya çıkması, ikili ilişkilere zarar veren başka bir adım oldu. Söz konusu sınır koruma gücünün çoğunluğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında olan YPG’den oluşmaktaydı.

Bütün YPG uyarılarına rağmen ABD’den ‘güven veren bir cevap’ alamayan Ankara, Suriye’de Fırat Kalkanı Harekâtı’nın ardından, başta Afrin’i hedef alan Zeytin Dalı Harekâtı’nı başlattı. Ankara’nın açıklamalarına göre Afrin’in ardından hedefte Menbiç bulunuyor. Türkiye’nin Suriye konusundaki kararlılığı ve dünyadan Türkiye’nin Afrin Operasyonu’na hak veren açıklamalar gelmesi de ABD’nin Suriye politikasında yeniden düşünmesinin bir etkenini oluşturdu.

Hemen akabinde ABD ile yaşanan yoğun diplomasi ve ikili ilişkilerde kurulması kararlaştırılan ‘ortak mekanizma’ da Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceği açısından yeni bir ivme oluşturuyor. Pekiyi, ABD’nin Ortadoğu politikası neydi? Afrin Operasyonu bu denklemi nasıl değiştirdi ve ABD bundan sonra nasıl bir strateji izleyecek?

YRD. DOÇ. DR. ALİ ASLAN
İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Zeytin Dalı Harekâtı, ABD’nin Ortadoğu’da yürüttüğü mevcut stratejisini bozmaya yönelik yerinde bir hamle oldu.

ABD kendi bölgesi dışında güçsüz

İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve SETA Araştırmacısı Yrd. Doç. Dr. Ali Aslan, ABD’nin kendi bölgesinin hegemon devleti olduğunu ancak dünyanın geri kalanında aynı güce ve role sahip olmadığını söylüyor.

ABD’nin dünyanın geri kalanına yönelik stratejisini ‘offshore balancing’ yani dışarıdan dengeleme olarak tanımlayan Aslan, “Bu strateji genel hatlarıyla diğer bölgelerde yerel bir hegemonun ortaya çıkmaması veya bölgeye sınır başka bir hegemonun bölgeyi etkisi altına almasını önlemeye yöneliktir. Bu strateji doğrultusunda ABD, bölgelerin kendi içinde çok-kutuplaşmasını ancak çökmemesini sağlama mücadelesi vermektedir” diyor.

ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik politikasının bu strateji tarafından belirlendiğini ifade eden Aslan, “ABD, 1950’lerde Mısır, 1980’lerde İran ve günümüzde Türkiye ve İran’ın bölgesel hegemonya arayışlarını akamete uğratmaya çalışmaktadır. Aynı zamanda, bölgeye komşu hegemon bir devlet olan Rusya’nın Ortadoğu’yu tek başına kontrol etmesinin de önüne geçmeye çalışmaktadır. ABD’nin Suriye politikası en başından beri bu strateji ışığında oluşturulmuştur” değerlendirmesinde bulunuyor.

Esad rejiminin devrilmesinin İran ve Rusya’nın zayıflamasına yönelik bir politika olduğunu söyleyen Aslan, “Suriye’nin kuzeyinde YPG kontrolünde bir terör koridoru oluşturulması da Türkiye’yi sınırlamaya yöneliktir. Aynı şekilde, Birleşik Arap Emirlikleri-Suudi Arabistan-İsrail hattı da hem İran hem de Türkiye’ye karşı bir blok olarak açıkça desteklenmektedir” diyor.

Afrin, ABD’nin politikasını bozdu

Aslan, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde bulunan Afrin bölgesinde yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı’nı ise ABD’nin Ortadoğu’da yürüttüğü mevcut stratejisini bozmaya yönelik “Yerinde bir hamle” olarak nitelendiriyor. Aslan, “ABD’nin operasyondan rahatsız olması söz konusu olsa da Türkiye’nin bu operasyon neticesinde İran başta olmak üzere diğer bölgesel aktörlerle karşı karşıya gelme ihtimali, ABD’nin çok aktif bir şekilde karşılık vermemesine sebep olmaktadır. Sonuçta ABD için önemli olan bölgenin birden fazla güce bölünmesi ve birbirlerini dengelemesidir” ifadelerini kullanıyor. Ancak ABD’nin Afrin Operasyonu’ndan sonra Suriye politikasını değiştirip değiştirmediğine ilişkin konuşan Aslan şunları söylüyor: “ABD’nin politikasını değiştirdiği görünmemektedir. Bunun için ortada herhangi bir sebep de bulunmamaktadır. Türkiye’nin operasyonunu sınırlandırmak ve YPG’yi korumak hedefiyle hareket etmektedir. Operasyon sonucunda ABD’nin Türkiye’yi yanına almak adına Esad’ı devirmeye tekrar soyunması -buna yönelik bazı emareler olsa dahi- şu noktada olası görünmemektedir.”

TSK VE ÖSO, ZEYTİN DALI HAREKÂTI KAPSAMINDA AFRİN İLÇE MERKEZİNE GİRDİ.

Afrin Operasyonu’ndan sonra ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Türkiye ziyaretini değerlendiren Aslan, “Tillerson’ın ziyaretinin en temelde Türkiye’nin Afrin Operasyonu’nu sınırlandırma ve Türkiye’yi oyalamaya yönelik olduğu söylenebilir. Tillerson’ın Türkiye’ye önerileri -elbette kısıtlı bir şekilde medyaya yansıdığı kadarıyla- ciddiye almaya değer görünmemektedir. Türkiye’nin kararlı duruşu, ABD’nin bu hedefini istediği gibi hayata geçiremediğini göstermektedir. Tüm bu nedenlerle şu an itibarıyla ABD’nin önemli bir kafa karışıklığı içinde olduğunun da altını çizmek gerekir” diyor.

İki ülke arasında ortaklık yok

Aslan, “ABD, Türkiye ile müttefiklik pozisyonunu bozmadan Ortadoğu politikasına nasıl devam edecek” sorusuna ise “ABD ile Türkiye’nin müttefik olduğu doğru değil. Devletler arasında ittifaklar, ya ortak bir düşmana karşı ya da ortak bir hedefe yönelik olarak kurulur. Şu an itibarıyla iki ülkenin ortak bir düşmanı yok.

ABD ısrarla DAEŞ’i öne sürse de DAEŞ faktörü bunu sağlayacak bir öneme sahip değil. Öte yandan Türkiye de YPG-PKK’yı ortak düşman olarak öne sürmekte ancak ABD bunu kabul etmemektedir. Ortak hedef açısından da iki ülke arasında bir ortaklık söz konusu değil” yanıtını veriyor.

Türkiye’nin kendi bölgesinde hem otonom davranmak hem de bunun altyapısını sağlayacak bir düzen kurmanın peşinde olduğuna dikkati çeken Aslan şunları ifade ediyor: “ABD ise dışarıdan dengeleme siyaseti gereğince buna tamamıyla karşı. Dolayısıyla iki ülkenin ittifak olduğu iddiası bir yanılsamadan ibarettir. Ancak bu, elbette iki ülkenin ‘düşman’ olduğunu göstermiyor. Uluslararası ilişkilerde düşman olmanın alternatifi ‘dost’ olmak değildir. Uluslararası ilişkilerde daha gerçekçi ve sağlıklı olan ilişki türü ülkelerin birbirini ‘rakip’ olarak algılamasıdır.

Öyleyse ABD-Türkiye ilişkilerinin esasında birbiriyle çelişen hedefler peşinde koşan iki rakip ülke ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda, iki ülke ilişkilerinin geleceği doğal olarak çatışmalara ve gerilimlere sahne olacaktır. Türkiye, ABD’nin bölgeden çekilmesi için mücadele verecekken, ABD ise Türkiye’nin bölgesel hegemonya hedeflerini baltalamaya çalışacaktır.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)