2018’DE TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASINA BAKIŞ

Posted on Ocak 06, 2018, 2:22 pm
FavoriteLoadingBeğen 51 mins

ZAFER SIRAKAYA
UETD Başkanı
Dünyadaki mazlumlara ve mağdurlara ulaşmaya çalışan bir UETD olarak hizmetlerimize devam edeceğiz.

Avrupalı Türklere baskı artıyor

Batılı ülkelerin Türkiye’ye tutumu Avrupa’daki Türk toplumuna nasıl yansıyor?

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Avrupa ülkelerinde FETÖ terör örgütünün adeta koruma altına alınmış olması ve o gece Türkiye’de yaşanan vahşet karşısında Avrupalı Türklerin verdikleri tepkiler ve sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar sebebiyle haklarında soruşturma açılması ve hatta kendilerine hapis ya da para cezaları verilmesi Avrupalı Türklerin yaşadıkları ülkelerde adalete ve demokrasiye inançlarını sorgulamalarına sebep oldu.

Yakın zamanda bu durumun somut örnekleri var mı?

Terör örgütlerinin her türlü etkinlik ve faaliyetlerine izin veren, bu etkinlikleri koruyan destekleyen, bu örgütlerin bütün yasadışı ve suç unsuru teşkil eden çalışmalarını görmezden gelen, hatta çıkan olaylara rağmen onların faaliyetlerini barışçıl ve demokratik ilan ederek öven siyasiler ve medya ile karşı karşıyayız.
Bunun en yakın örneği izin verilen PKK eylemleridir. Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti ve AK Parti destekçilerine ayrıştırıcı ve dışlayıcı muamele yapılıyor. Bu durum Avrupa’da mahalle baskısını da beraberinde getiriyor.
Şu an gündemde bir seçim olmadığı için bu yönde bir engelleme ile karşı karşıya değiliz ancak Almanya’da UETD Kadın Kolları’nın organize ettiği 1. Uluslararası Kadın Zirvesi’ne tüm dünyadan birbirinden değerli ve önemli STK liderleri ve Nobel Barış ödüllü konuşmacılar katıldığı programa tüm medyayı davet etmemize ve binin üzerinde isme özel davetiye göndermemize rağmen tek bir Alman medya temsilcisi katılmamış olmasını manidar buluyoruz.
Bu durum nitelikli çalışmalarımızın özellikle görmezden gelindiği ve duyurulmadığı izlenimi veriyor. Hoş geldin kültürünün eksikliğini hissettiğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

2019’da üç önemli seçim var. Seçim çalışmaları için nasıl tedbirler alıyorsunuz?

Türkiye için üç önemli seçim var ancak Avrupalı Türkler için bu üç seçimin yanında çok önemli Avrupa Birliği Parlamentosu seçimleri de var.
UETD olarak bu seçimler için de faaliyetler planlıyoruz. Almanya seçim dönemlerinden üç ay önce Türkiye’den siyasetçilerin gelerek konuşma yapmalarını yasaklamıştır.
Bu tutum fikir özgürlüğü ile ne kadar bağdaşır sizin taktirinize bırakıyoruz.
2017 yılında halkoylamasında ‘hayır’ cephesinin önü açılıp onlara destek verilirken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni destekleyen ‘evet’ oyu vermek isteyen Avrupalı Türklerin önleri kesilmiştir. Kimi çevreler tarafından yapılan bu
saldırılar nedeniyle yapılan bu genellemenin doğru olduğunu söyleyemeyiz.
Biz Avrupa’da doğduk ve yaşadığımız ülkenin anayasalarına sadık ve saygılı vatandaşlarız. Bertelsman’ın yaptığı bir araştırmaya göre Avrupalı Müslümanların %90’ı yaşadığı ülkenin anayasasına %100 bağlı olduğu da bunun bir göstergesidir.
Bir STK’nın hele hele UETD’nin kriminal bir örgüt ile aynı cümlede kullanılmasını kesin bir dille ret ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi teröristin iyisi kötüsü yoktur.
Bu bizim medeniyet anlayışımızla bağdaşmaz. Her türlü terörü ve teröristi medeniyet tasavvurumuzun gereği ayaklarımızın altında biliriz. Bu anlayışa sahip olmayan hiçbir kimsenin UETD’de yeri olmamıştır olamaz.

Batı’dan Türkiye’ye yönelen bu saldırgan ve ayrımcı tavrı neye bağlıyorsunuz?

Avrupa’ya giden ilk nesil kendi kimliğini koruma mücadelesi içine girmiştir. Dernekler, cemiyetler oluşturmuşlardır. İhmal edilen siyasi alanda Türkiyeli ancak Türkiye karşıtı insanlar yer bulmuşlardır.
2002 yılı itibari ile Türkiye’deki siyasetin Avrupalı Türklere bakış açısının değişimi ile Avrupalı Türkler siyaset ile daha fazla ilgilenen topluma evirildiğini gözlemlemekteyiz.

2017’NİN KARESİ: Bir çocuğun bir büyüğün boynuna sarılıp gözü yaşlı bir şekilde teşekkür etmesi bence başarının fotoğrafıdır. Benim için yılın karesi Bosnalı kız çocuğunun Sayın Cumhurbaşkanımıza sarılma anının fotoğrafıdır.

Avrupa’daki seçim süreçlerinde Türkler ırkçı partilere sandıkta nasıl tepki gösteriyorlar?

UETD olarak bizler aktif siyasi katılım kadar pasif siyasi katılımı da teşvik ediyoruz. Sandıkta oyumuzu kullanarak aktif siyaseti, partilere üye olarak ırkçı partilere karşı daha güçlü siyasi duruşu destekleyen pasif siyaseti teşvik ediyoruz.

Avrupa ülkelerinde vatandaş olan Türklerin eğilimi hangi partiler yönünde?

Önceki seçimlerde göçmenlere yönelik söylemlerinin etkisiyle Sosyal Demokrat Parti (SPD) yönünde kullanmıştı.
Ancak son dönemde 2017 yılında yaptığımız siyasi katılım raporunda hangi partiye oy vereceksiniz sorusuna; %41 oranında ‘hangi partiye oy vereceğimi bilmiyorum’, %15 oranında ‘sandığa gitmeyeceğim’ cevabını aldık. Bu durum siyasetin çözüm bulması gereken bir sorunu olarak karşımıza çıkıyor.

Toplumda Türklere yaklaşım ne? Avrupa medyası bu yaklaşımı nasıl etkiliyor?

Son yıllarda topluma özellikle medya tarafından bir korku pompalandığını görüyoruz.
Türkiye’de 3,5 milyon Suriyeliye rağmen bir yabancı düşmanlığı gözlemlemezken, Avrupa’ya gelen 1,5 milyon Suriyeli mülteci sebebiyle hemen hemen her gün bir ırkçı saldırı haberi alıyoruz. Oluşturulan bu korku atmosferi ırkçı partilerin ekmeğine de yağ sürmektedir. Bu durum ihracata dayalı ekonomik sistemi olan Avrupa’nın dünyadaki imajını da menfi etkilemektedir.
UETD olarak bizler beraber yaşam kültüründe zengin olan medeniyet bilincimizle Avrupa’da katkı sunmaya devam edeceğiz.

UETD’nin gündeminde yeni yılda neler var?

Avrupa’da artan ırkçılık sadece yabancıları hedef almamakta aynı zamanda Avrupa anlayışına da zarar vermektedir.
Siyasi katılımı artıran, ırkçılıkla mücadele eden, Dünya’daki mazlumlara ve mağdurlara ulaşmaya çalışan bir UETD olarak hizmetlerimize devam edeceğiz.

Türkiye-Avrupa ilişkilerini nasıl yorumlarsınız. 2018 yılında bizi neler bekliyor?

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bir kazan-kazan ilişkisidir. Türkiye, Avrupa’nın enerji ihtiyacının karşılanması yönünde Türkiye’nin bir koridor oluşturması, ihracata dayalı Avrupa ekonomisi önemli bir ülkedir.

Avrupa Birliği Türkiye’ye rağmen değil Türkiye ile birlikte güçlü olabilir.

Türkiye’nin Avrupa ile yakınlaşması muhakkak Türkiye’nin de faydasınadır. Dolayısıyla 2018 yılında yeni fasılların açılmasını arzu ettiğimizi ifade ederiz.

 

MEHMET ŞAHİN
Polis Akademisi Öğretim Görevlisi
Trump’ın büyükelçiliğini önümüzdeki süreçte Kudüs’e taşıyacağı anlaşılıyor.

ABD ile gerginlik devam eder

ABD-Türkiye ilişkileri 2018’de nasıl olacak?

Amerika Birleşik Devletleri’yle Türkiye arasında dış ilişkilerin 2018’de de çalkantılı olacağı anlaşılıyor. Bunu neye dayanarak söylüyorum, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki politik olaylarına baktığımızda, Türkiye’nin ve bölgenin hassasiyetlerini dikkate almayan tek taraflı politikalara dayandığını görüyoruz. Buna en somut örnek olarak, PKK’ya, PYD’ye, YPG’ye vermiş olduğu destek var. Özellikle Kudüs konusunda Trump’ın aldığı kararlardan büyükelçiliğini önümüzdeki süreçte Kudüs’e taşıyacağı anlaşılıyor. Bu da Türkiye ile ABD arasında ciddi sorunlar yaşanacağını gösteriyor.

Kudüs’ün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Kudüs konusu tartışmalı bir konu olarak devam edecektir. ABD’ye BM’de dokuz devlet destek verdi. 128 ülkenin hayır dediğini görüyoruz. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısından dolayı Amerika Birleşik Devletleri kendini 21. yüzyıl imparatorluğu olarak görüyor. Eğer işine gelirse ulusal hukuk zemininde ilerlemeye
çalışıyor. Bir anlamda imparatorluk hukukuyla hareket ettiğini söyleyebiliriz.

Türkiye-AB ilişkileri ne olur?

2018 yılında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin durağan devam edeceğini düşünüyorum. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi kendi bünyesine almak gibi bir niyetinin olmadığı anlaşılıyor. Çünkü süreç başlamadan önce Türkiye kriterleri yerine getirsin denildi. Türkiye kriterleri yerine getirdikten sonra başka kriterlerin devreye sokulduğunu görüyoruz. Aynı zamanda Avrupa Birliği, insan hakları demokrasi özgürlük noktasında bu zamana kadar bir çekim merkeziydi. Maalesef özellikle mülteciler konusundaki tavrına baktığımızda kendi değerlerine ihanet ettiğini, kendi değerlerini savunmadığını görüyoruz. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerindeki durağanlık aynı şekilde devam eder.

2017’NİN KARESİ: Ortadoğu’nun geleceğine olumsuz katkı yaptığı için en aklımda kalan şer karesi diyebiliriz buna. Sisi’nin, Trump’ın ve Suud Kralı’nın küre tutmasıydı

Suriye politikası nasıl ilerleyecek?

Suriye, Ortadoğu’daki sorunları daha da derinleştiriyor. Ama gördüğüm kadarıyla Astana’daki masadan sonuç alınacak gibi görünüyor. Astana’da İran, Türkiye ve Rusya süreci daha olumlu yöne doğru ilerletmeye çalışıyorlar. Fakat bu süreç, bu masa Astana’dan Cenev
re’ye taşınırsa bu, bence hızlanmaz daha da yavaşlar gibi gözüküyor. Çünkü, Cenevre’de Amerika Birleşik Devletleri’nin ve bazı ülkelerin Astana sürecinde alınan kararları sulandırmaya yönelik olumsuz niyetlerinin olduğu gözüküyor.

Türkiye’nin uzak coğrafyalarla ilişkileri nasıl?

Türkiye bugüne kadar ittifak sistemi içinde olduğu devletler bloku ile sorunlar yaşıyor. Türkiye bu yaşananlardan dolayı şunu fark etti, mümkün olduğu kadar dış politikasını çeşitlendirme, mümkün olduğu kadar çok ülkeye ulaşma, mümkün olduğu kadar çok ülkeyle iletişim kurma ve ziyaret yapma. Bunun 2018’de de rahatlıkla devam edebileceğini söyleyebilirim.

Balkanlar politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Balkanlar önemli başlık. Çünkü kırılgan bir yapı var. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra iç çatışmaların yaşandığını biliyoruz. Balkanların kırılgan yapısının daha kötü bir sonuca doğru gitmesi Türkiye’ye sıkıntı yaşatır. Balkanlar’da 90’lı yıllardaki çatışmanın yaşanmaması için işbirliğinin geliştirilmesi noktasında Türkiye’nin buraya ağırlık vermesi, Türk dış politikası açısında önemlidir diye düşünüyorum.

BÜLENT ORAKOĞLU
Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Türkiye’nin Kudüs konusunda yaptığı öncülük, ABD ve İsrail’in hesaplarını bozuyor.

Türkiye hesapları bozuyor

ABD-Türkiye ilişkileri 2018’de nasıl olacak?

BM Genel Kurulu’nda Kudüs kararı ABD’nin stratejileri açsından önemli. ABD bugüne kadar mezhepsel-etnik temelli sorunlar çıkararak bölgeyi kontrol altında tutmaya çalıştı. Kudüs kararı bundan sonra hem ABD hem de bölgede güç sahibi ülkelerin planlarını etkileyecek. ABD, İsrail, Suudiler ve Körfez ülkeleriyle yeni bir eksen oluşturuyor. Türkiye hem Müslüman ülkeleri bir araya getirdi hem de AB ülkeleriyle yakınlaştı. Burada ABD ve İsrail aynı siyasetlerini sürdürmek istese de artık zorlanacaklar.

Kudüs’ün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

ABD, İsrail bloku Ortadoğu’da bundan sonra Türkiye’nin adımlarını dikkate almak durumunda kalacak. ABD aslında Ortadoğu’dan atıldı. Kudüs artık bir milat. Diğer yandan ABD’nin küresel gücü sorgulanmaya başlandı. Türkiye bu noktada ABD’nin küresel güç olarak bölgedeki hesaplarını bozan bir güç olarak ortaya çıkıyor. Bunun yansımalarını 2018’de göreceğiz. Türkiye bölgesel bir güç hali hazırda. Bundan sonra küresel güç olarak görülmeye başlanacak.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde beklentileriniz neler?

Türkiye, NATO üyesi ancak bağımsız bir dış politikası var. Suriye krizinde Rusya ile yapıcı ilişkisi, İran’la birlikte çözüm arayışı elini güçlendirdi. Suriye için Cenevre görüşmeleri dışında Astana’da bir çözüm masası kuruldu. Suriye konusunda bu işbirliği devam edecek.

Türkiye-AB ilişkileri 2018’de nasıl ilerler?

Türkiye ve AB ilişkileri Türkiye’nin diğer dış politikalarındaki dengeyle ilişkili. Kudüs kararı, ABD ve AB ilişkilerini olumsuz etkiledi. AB’de Trump’ın olumsuz bir figür olarak algılandığı ortaya çıktı. Bu durum Türkiye ve AB ilişkilerine olumlu yansıdı. AB, burada Türkiye ile aynı çizgiye geldi.

Suriye politikası nasıl ilerleyecek?

Türkiye’nin Suriye politikası en başından beri tutarlıdır. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor, Suriye’deki Esed yönetiminin halka yönelik katliamcı tutumuna itiraz ediyor.Rusya devreye girmeden önce Esed bitmişti. Havlu atmak üzereyken Putin geldi. Putin’in son Suriye ziyaretinde bir tören yapıldı. Orada dikkat ettiyseniz Esed’e, Putin’in yanında tören kıtası selamlamasına izin verilmedi. Bunun bir anlamı var. Şimdi bölgede yeni bir denklem oluşuyor. Şu anda biz, İran, Rusya ve Suriye ile ülkenin geleceğinin planlanmasında söz sahibiyiz. Bunda Türkiye’nin denge politikasının önemi var. Sayın Cumhurbaşkanı önderliğinde Türkiye küresel bir aktör. Suriye meselesinde Türkiye geçici olarak Esed’in kalmasını düşünebilir. Ama ülkede barış sağlandığında bu değişir. Bununla birlikte PYD’nin Suriye’de kurulacak herhangi bir masada olmaması gerekiyor. Bu durum Türkiye-ABD ilişkilerinde büyük önem taşıyor. ABD bölgede teröre bulaştığı için hatta terörü sevk ve idare ettiği için sorumlu.

2017’NİN KARESİ: Sudan’da çocuklar.

Türkiye’nin uzak coğrafyalarla ilişkilerini değerlendirebilir misiniz?

Türkiye bir cihan imparatorluğunun mirasçı. Türkiye uzun bir dönem içine kapanmıştı. Şimdi bölgesel ve küresel bir güç olarak ortaya çıktık. Şimdi küresel güç dengeleri Asya-Pasifik bölgesine doğru kayıyor. ABD ve Rusya’nın hesapları da bu yönde. Bu durum bizim dikkatimizi de bu bölgelere çekti. Türkiye’nin Asya’nın geniş bir bölgesiyle kültürel alışverişi var.
Türkiye emperyalist bir güç değil. Bu açıdan farklı alanlara açılım yaparken bu özelliği ortaya çıkıyor. Türkiye çok ciddi bir şekilde, bir asır önce kendi kültürel bağlantısı olduğu alanlara açılıyor. Türkiye bugün Orta Asya, Uzakdoğu ve Afrika’da etkili. Türkiye’nin imajı Kudüs çıkışıyla müthiş bir şekilde yükseldi.

Türkiye’nin Balkanlar politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Balkanlar’da AB devletlerinin bir yayılma siyaseti var. Bunun karşısında da Türkiye’nin bu bölgeyle çok köklü tarihi, siyasi ve kültürel ilişkileri var. Bu durum Türkiye’yi AB karşısında etkili bir konuma getiriyor. Türkiye’nin bu bölgedeki etkileşim çalışmaları bütün kurumlar düzeyinde sürüyor.

 

PROF. DR. MENSUR AKGÜN
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Yaşanan gerilimlere rağmen ABD ile ilişkiler kopmayacak.

ABD ile ilişkiler kopmaz

ABD-Türkiye ilişkileri 2018’de nasıl olacak?

ABD ve Türkiye 1952’den bu yana resmen, 1946’dan bu yana da fiilen stratejik ortak. Soğuk Savaş sırasında birbirlerine güvenlik garantisi verdiler. Soğuk Savaş sonrasında da durum çok değişmedi. NATO ittifakı ve ortak güvenlik kaygıları ilişkilerin temel belirleyicisi oldu. Çıkarlar her konuda örtüşmese, beklentiler her alanda kesişmese de tamamlayıcı oldu. ABD’nin Suriye politikası iki ülke arasında zaten var olan sorunları ve güven açığını daha da derinleştirdi. Ankara ve Washington’un arası 2017 sonu itibarıyla Suriye’de, ama aslında genel olarak Ortadoğu diye adlandırdığımız bölgede iyice açılmıştı. Ben bölgedeki gerilimin ABD-Türkiye ilişkilerinde bir kopuşa, kırılmaya yol açacağını zannetmiyorum.

Kudüs’ün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ufukta Filistin sorununun çözümü görünmediği için Kudüs’ün geleceğinin, daha doğrusu statüsünün değişmeyeceğini söyleyebiliriz. ABD hangi kararı almış olursa olsun ben şehrin uluslararası tanınmış statü
sünde bir değişiklik olacağını zannetmiyorum. Güvenlik Konseyi’nin 478 ve 2334 sayılı kararları varken tek taraflı bir tasarrufla Kudüs’ün statüsünün değişmesi çok zor.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde beklentileriniz neler?

Rusya Federasyonu ile Türkiye’nin ilişkilerinin 2018’de daha da iyiye gideceğini, uçak krizinin yükünün kalkacağını söyleyebiliriz. 2017’de önemli gelişmeler yaşandı. İki ülke devlet başkanları sık sık buluştu. Bölgesel sorunların çözümü konusunda ortak bir irade oluştu. Astana ve Soçi süreçleri, dolayısıyla da Suriye’ye barış ve istikrar gelmesi için atılan adımlar iki ülke ilişkilerindeki ilerlemeler sayesinde atılabildi. Rusya ile her konu ve alanda uzlaşmamızın mümkün olamayacağını da stratejik aklımızın bir kenarında bulunmasında yarar olacağı kanaatindeyim.

2017’NİN KARESİ: Trump’ın Arap liderlerle pozu. 2017’NİN KARESİ: Sisi’nin, Trump’ın ve Suud Kralı’nın küre tutmasıydı.

Suriye politikası nasıl ilerleyecek?

Türkiye için Suriye başlangıcından itibaren bir güvenlik sorunuydu. Parametreler değişse de hala güvenlik sorunu olmaya devam ediyor.
IŞİD yenilgiye uğramasına rağmen bir risk olarak varlığını sürdürüyor. PYD/PKK da Türkiye’yi yakından ilgilendiren en önemli tehdit. Aslında Rusya’nın ve Amerika’nın bu ülkedeki varlığı da öyle. İki güçlü ülkenin bölgesel hegemonya mücadelesini Suriye üstünden gerçekleştirmesi ve bu mücadelede Türkiye’ye tehdit olan bir terör örgütünü araçsallaştırması 2018 yılında da bizi rahatsız edebilecek komplikasyonlara yol açabilir.

Türkiye-AB ilişkileri 2018’de nasıl ilerler?

AB-Türkiye ilişkileri başlangıcından bu yana sorunlu oldu. AB’nin belli başlı üyeleri Türkiye’yi içlerine sindirebilecekleri bir ortak olarak göremedi. Kopenhag Siyasi kriterleri karşılandığında, Türkiye demokrasi ve insan hakları alanında uyum için gerekli olan sorumluluklarını yerine getirmeye başladığında bile araya mesafe kondu. Bazen Kıbrıs sorunun arkasına saklanıldı, bazen de açık açık kültürel farklılıktan söz edildi. Türkiye maddi olarak değilse bile duygusal olarak AB’den uzaklaştı

MUSTAFA ÖZCAN
Gazeteci İsrail’in bölgedeki konumu kırılgan bir hale geldi. Gerginlik Suriye’den İsrail’e taşınıyor.

Gerginlik İsrail’e kaydı

ABD-Türkiye ilişkileri 2018’de nasıl olacak?

Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkiler bir yıpranma döneminden, gerginlik döneminden geçiyor. Dolayısıyla 2018’de de bu yansımaların olumlu olacağını zannetmek herhalde iyimserlik olur. Bu yüzden 2018’de de geçmiş yıllardan devreden, özellikle Obama döneminden devreden olumsuz hal devam edecektir. Şöyle ki, Amerika’yla ilişkilerimizin tarihine baktığımız zaman, müttefik olmamıza rağmen kötü geçen dönemler, iyi geçen dönemlerden daha fazla. Yani karşılıklı olarak uyumlu ve iyi geçen dönemin çok az olduğunun altını çizmek lazım. Bu önemli bir nokta. Yani, Amerika’yla ilişkiler bir gel git halinde ve bu ilişkiler genel olarak olumsuz. 2018 yılına böyle yansıyacaktır.

Kudüs’ün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İsrail’in pozisyonu çok kırılgan. Amerika Birleşik Devletleri’yle birlikte hareket etmelerine rağmen Birleşmiş Milletler’de yalnız kaldıklarını görüyoruz. İsrail her ne kadar bazı avantajlar elde etse de kırılganlık her an aleyhine dönebilir. Gerginlik daha
ziyade Suriye üzerinden İsrail’e kaydı. Kudüs odak noktası haline geldi. Bu devam edebilir. Filistin’de yeni bir intifa yapmak kolay değil. Ama bir teyakkuz durumu oluştu en azından.

Suriye politikası nasıl ilerleyecek?

Suriye’de fırtına öncesi sessizlik hâkim. Herkesin intibak ettiği bir şey var. Burada bir cephe kazanmış görünüyor; İran. Amerika Birleşik Devletleri bu konuda bir hazımsızlık yaşıyor. Amerika’nın burada tek yanlı veya İsrail ve Suudi Arabistan’la birlikte Rusya’nın yaptığı gibi bazı gölgeleri ele geçirme operasyonu düzenleyebileceği söyleniyor. İkinci bir Arap Baharı dalgalanabilir. Çünkü, Körfez’de çok açık hareket ediyorlar. Bu da aslında bölgedeki istikrarsızlığı besleyebilecek bir gelişme.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde beklentileriniz neler?

Rusya’da bu yıl seçimler olacak. Rusya bölgede Amerika’nın yerini alıyor. Rusya’nın bölgedeki varlığı aynı devam edecek. Zira Amerika’yla başlayanlar, Amerika’dan memnun kalmayarak Rusya’nın daha açık yaklaşımını tercih ediyorlar. O açıdan Rusya’nın hem Türkiye’yle münasebetleri hem İran’la münasebetleri gelişiyor. Onun dışında Ortadoğu’da nüfuz kazanan ülkelerden bir tanesi.

Türkiye-AB ilişkileri 2018’de nasıl ilerler?

Avrupa Birliği durağan ilerliyor. Birlik artık geriye doğru gidiyor. 10-15 yıldan beri zaten durgunluk vardı. Dünyanın merkezi Avrupa değil. Daha ziyade Pasifik’e kaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nin kaygısı da buydu. Şimdi baktığımız zaman, güçlenen ülkeler Çin ve Hindistan’ı görüyoruz. Dolayısıyla Avrupa Birliği daha bölgesel kalıyor. Japonya ile
Avrupa Birliği geçmişte bir hız yakalamışlardı, ekonomik olarak öne çıkmışlardı. Ancak duraklama 2018’e de yansıyacak gibi görünüyor.

2017’NİN KARESİ: Suriye’de bombardımandan yaralı kurtulan Ümran.

Türkiye’nin Balkanlar politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Balkan ülkeleriyle alakalı üç tane çekim merkezi var. Bunlardan bir tanesi Avrupa Birliği, ikincisi Rusya, üçüncüsü Türkiye. Ben zamanla Türkiye’nin avantajının büyüyeceği kanaatindeyim. Gelecekte, 5-10 yıl içinde, Avrupa Birliği Balkanlardan çekilirken yerini Türkiye dolduracak.

Türkiye’nin uzak coğrafyalarla ilişkilerini değerlendirebilir misiniz?

Afrika’ya açılım politikaları 2000’li yıllardan itibaren devam ediyor. Latin Amerika’ya ilgimiz devam ediyor. Onlara ihtiyacımız her kademede, her düzeyde var. Türkiye, Çin’le ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Geleceğin en önemli güçlerinden bir tanesi Çin. Dolayısıyla Çin’den geri kalmak mümkün değil. Ama bu ilişkileri çeşitlendirerek ilerlemek lazım. Çin’le ilişkileri geliştirirken Japonya’ya dikkat etmek lazım, Hindistan’a dikkat etmek lazım. Türkiye de bunu yapıyor zaten.

 

PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU
Eski AB Bakanı
2018’de Türkiye, Suudi politikasını gözden geçirecek.

Ortadoğu bütünlüklü ele alınmalı

ABD-Türkiye ilişkileri 2018’de nasıl olacak?

İki ülke arasındaki sorunların 2018’de tümüyle çözülmesi mümkün olamayacak gibi gözükse de, en azından gerginliği aşağı çekecek bazı jestlerin yapılması olası.
Zira ABD arasını açtıkça, Türkiye giderek daha fazla Rusya’ya yaklaşıyor. Dolayısıyla ABD’nin Türkiye’yi dengede tutmaya çalışacağı öngörülebilir. Tabii Trump’ın iktidarda kaldığı varsayımıyla bunların söylenmesi mümkün.

Kudüs’ün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Kudüs konusu BM gündemine gelse dahi, 2018 yılı muhtemelen çözüm yılı olmayacak. Bununla birlikte, gerek Filistin’in fiilen de tanınması gerekse iki devletli barış projeleri, büyük olasılıkla Rusya arabuluculuğu ile, farklı platformlarda ele alınacak.
Bir tür Astana Süreci gibi, bölgede rejim oluşturma çabaları görecek gibiyiz; ancak kısa vadede kalıcı çözüm beklemek kolay değil.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde beklentileriniz neler?

İkili ilişkilerde 2017 dengesinin korunmasına çalışılacağı öngörülebilir. Her ne kadar Rusya Türkiye’yi daha fazla yanına alarak tabir yerindeyse “Azerbaycan politikası” gibi bir politikayla muhatap görmeyi deneyecek olsa da, Türkiye’nin aradaki mesafeyi korumaya gayret edeceği düşünülebilir.

Suriye politikası nasıl ilerleyecek?

Suriye, 2018’de “dondurulmuş sorun” haline getirilecek gibi gözüküyor. İki büyük gücün askeri üslerinin garantörlüğü ve Esad’ın merkezde korunan yeriyle birbirine değmeyen coğrafi alanlar yaratılarak bunların siyaseten çatışmadan dengede tutulması denenecek. İsrail gibi bir dış oyuncu askeri anlamda büyük müdahaleler yapmaz, küçük müdahalelerle yetinir ise, Suriye’nin 2018’i bir tür Lübnan olacak gibi. Ama bu arada çatışmasızlık alanlarında yeniden yapılanma hızlanacak, bazı yerlerin yeniden inşası söz konusu olacak.

2017’NİN KARESİ: Trump’ın Arap liderlerle pozu.

Türkiye açısından Ortadoğu bütünsel bir anlamda ele alınmıyor. Arabistan-Mısır-BAE ile ifade bulan eksene karşı her ne kadar bugün İran-Katar eksenine yakın duruyor gibi gözükse de, muhtemelen Türkiye 2018’de Suudi ekseni ile ilişkileri gözden geçirerek doğrudan bir tarafa ait görüntüden çıkmak isteyecek. Bu konuda ekonomik ve finansal araçlar, güvenlik meseleleri ve tabi Kudüs, ortak noktalar olarak yeniden harekete geçirilebilecek.

Türkiye-AB ilişkileri 2018’de nasıl ilerler?

Uzun zamandır donmuş durumda bulunan ilişkilerde, en azından Gümrük Birliği Plus denen süreçte ilerleme kaydedilebilecek bir konjonktür doğabilir. Gerek Trump ABD’sinin gerek Putin Rusya’sının kara Avrupa’sını ekonomik ve stratejik olarak çevrelemesi, AB’nin Türkiye ile ilişkileri normalleştirme iradesini harekete geçirebilir.

Türkiye’nin uzak coğrafyalarla ilişkilerini değerlendirebilir misiniz?

Diğer bölgelerle ilişkilerde 2018’in yeni bir atılım yılı olarak adlandırılması söz konusu olamayacak gibi gözüküyor. Bununla birlikte tüm dış ilişkilerde özellikle ticaret hacmini artırmaya yönelik hamleler görülmesi olası. Ayrıca, çeşitlendirilerek kurulmuş ilişkilerin “derinleşmesi” söz konusu olabilir.

 

PROF. DR. BURHANETTİN DURAN
SETA Genel Koordinatörü
ABD-İsrail’e cılız tepki koyan Arap ülkeleri meşruiyet erozyonuna uğrayacaktır.

Kudüs insanlığın ortak meselesi

ABD-Türkiye ilişkileri 2018’de nasıl olacak?

Türk-Amerikan ilişkileri 2013’ten itibaren ciddi bir türbülans yaşıyor. ABD’nin Suriye politikaları ilişkileri zehirleyen en önemli konu oldu. YPG’ye askeri destek, FETÖ liderinin iade edilmemesi, Atilla Davası ve şimdilerde Washington’da bazı çevrelerin S-400’ler üzerinden yaptırım konusunu gündem yapması öne çıkan sorunlar olarak görünüyor. Buna Başkan Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına en etkili tepkiyi verenin Türkiye olmasını ekleyebiliriz. 2018 için benim beklentim, vize krizi çözülse de Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni iniş çıkışlara hazır olunması gerektiği yönünde. Zira Başkan Trump geçtiğimiz bir yılda Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getiremedi. Aksine YPG’ye silah desteği konusunda daha ileri adım attı.

Türkiye-Rusya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye-Rusya ilişkilerindeki olumlu gidişat hem Suriye boyutuyla hem de Türk Akımı ve
S-400’ler boyutuyla Washington’u rahatsız ediyor. Aslında gelinen noktada Ankara-Washington hattında stratejik ortaklık kelimesinin içi boşaldı. Suriye iç savaşı nedeniyle Türk-Amerikan ilişkilerinde Obama döneminde başlayan erozyon, Trump’ın ittifakları önemsemeyen yaklaşımı ve konu bazlı kararları ile yeni bir ivme kazanıyor. Buna bağlı olarak ABD’nin 2018’de Ortadoğu’ya yeni bir dizayn verme yönündeki politikası da Türkiye ile ilişkilerde gerilim oluşturabilir. Trump, İsrail’in yayılmacılığına destek verirken, ‘İran’ı sınırlandırmak’ adına bölgeye yeni bir kaos dalgası taşıyor. Suud-İran kutuplaşmasında kamplaşmaya dahil olmayan ülkelere yapılan baskılar ancak Türkiye’nin dengeleyici rolü ile hafifletilebiliyor. Katar ablukası buna bir örnekti. Bununla birlikte, ABD’nin Türkiyesiz oluşturacağı Ortadoğu politikasının başarılı olamayacağını fark etmesi durumunda ilişkiler toparlanma sürecine girebilir.

Kudüs’ün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul Zirvesi ve daha sonra BM Genel Kurulu’nda 128 oyla alınan karar, uluslararası toplumun Kudüs’ün statüsü hakkındaki oldu bittileri tanımayacağını bir kere daha netleştirdi. Ancak Washington’ın İsrail yayılmacılığına verdiği desteğin İsrail’i daha saldırgan hale getireceği beklenmeli. Nitekim Batı Şeria’daki yerleşim yerlerini İsrail’e iltihak ettirme çabası bunun yansıması. ABD’nin barışa zorlamadığı aksine saldırganlığını desteklediği bir ortamda İsrail’in Ortadoğu’nun temel bir sorunu olmaya devam edeceği ortada. Filistin ve Kudüs’ün geleceği ABD karşıtlığını besleyen hususlar olmaya devam edecek. Ayrıca, Kudüs konusunda sessiz kalan ve ABD-İsrail hattının girişimlerine cılız tepki koyan bazı Arap ülkeleri Arap halkları nezdinde meşruiyet erozyonuna uğrayacaktır. Kudüs’ün statüsü Türkiye karşıtlığı ya da İran düşmanlığı ile örtülemeyecek derinlikte bir meseledir. Bu yüzden Kudüs, Ortadoğu kamuoylarında bir turnusol kağıdı olmayı sürdürecek. Hatta Avrupa ve İslam alemini bir araya getiren bir olgu olarak Kudüs’ün geleceği insanlığın ortak bir meselesidir.
Bu dönemde İsrail’i yayılmacılığından vazgeçirebilecek bir güç olmasa ve ‘tek devletli çözüm’ dayatılsa da Tel Aviv asla arzuladığı güvenliğe ulaşamayacaktır. Kudüs’ün geleceği Ortadoğu’yu yeniden harmanlayacak ideolojik akımları üretebilecek bir konu olmayı sürdürecek.

Türkiye-Rusya ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ticaret, enerji ve turizm konularında ortak menfaatleri olan Türkiye ve Rusya aslında Suriye başta olmak üzere bölgesel konular ve güvenlik alanında rakip ülkeler. Ancak ABD’nin hatalı Türkiye politikası iki ülkeyi 2015’teki uçak krizinden sonra yakınlaşmaya götürdü. Şimdi Astana süreci ile Suriye’de bile işbirliği yapabilen Moskova ve Ankara, S-400ler ile savunma sanayisinde birlikte çalışma noktasında geldi. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın yeni bir bloklaşma olarak değerlendirilmesi doğru olmaz. ABD, Türkiye’yi tedip etme stratejisinden vazgeçmeyerek Ankara’yı Moskova ile çalışmaya itiyor. Amerikan medyasındaki “otoriter Erdoğan” söylemi de buna hizmet ediyor. AB’nin stratejik denklemde zayıf kaldığı düşünüldüğünde 2018’de Türkiye-Rusya yakınlaşmasının devam edeceği öngörülebilir. Türkiye açısından Suriye dosyasında başlıca iki konu bulunuyor. İlki, DAEŞ’in toprak kontrolü bittiğine göre Suriye’nin geleceğini nasıl şekilleneceği.

İkincisi, YPG’nin kaderinin ne olacağı. Muhalif grupların Astana ve Cenevre süreçlerinde denkleme eklemlenmesi Türkiye’yi rahatlatacaktır. Geçiş’in Esed’li olma ihtimali yükseldi. DAEŞ sonrası dönemde ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde kalacağı anlaşılıyor. YPG’yi silahlandırmaya devam eden ABD’nin yeni Suriye politikası ise henüz netleşmedi. Washington’ın YPG’ye yeni Suriye’de rol biçmesi Türkiye ile gerginlik sebebi olacaktır. Afrin’e operasyon hazırlığında olan Ankara’nın 2018’de YPG ile mücadelesi daha da öne çıkacak. Bu konu Türkiye’nin Rusya ve İran ile işbirliğini artıracak bir yolda gidebilir.

Türkiye-Ortadoğu ilişkilerinde neler bekleniyor?

2018’de Ortadoğu yeni kaos ve çatışmalara gebe görünüyor. Suriye, Libya ve Yemen halen iç savaş halinde. Filistin, Lübnan, Irak yoğun gerilim içinde. Obama döneminde bölgesel güçlerin rekabetine ve Rus müdahalesine uygun bir ortam hazırlanmıştı. Şimdi Trump’ın kendi siyaset tarzıyla yürüttüğü yeni bölgesel dizayn politikasında Suud-İran kutuplaşması ve İsrail’e açılan geniş alan öne çıkıyor. Bu gidişat en az on yıl sürecek yeni bir çatışma dönemini başlatabilir. Türkiye ise gidişatın yeni felaketler getireceğinin farkında. Bölgede dengeleyici rol üstlenmeye çalışıyor. Bölgesel aktörlerin işbirliği ile bir düzen kurulmasını istiyor. Bu sebeple ne İran ne de Suudi Arabistan-BAE hattında duruyor. Hem İran yayılmacılığının hem de Körfez’in hırslı veliahtların bölgeye yeni sorunlar getirmesinden endişe ediyor. Bu kaygılar doğrultusunda Türkiye ikili bir yol takip ediyor. Kutuplaşmaya taraf olan ülkelere itidal tavsiye ediyor ve müzakere ile çözüm aranmasını salık veriyor. Kutuplaşmaya katılamayan ülkelerin baskı altına alınmasını engelliyor. Böylece Ankara, Ortadoğu’nun refah, güvenlik ve istikrar gibi temel değerlere geri dönebileceği bir ortam için çabalıyor. Bu çaba sadece yumuşak güçle elde edilemez. Katar, Somali ve Sudan gibi ülkelerle savunma sanayisindeki işbirlikleri de not edilmeli. Bu değerlendirmeler ışığında 2018’de Türkiye’nin dış politika gündeminde Ortadoğu’da yaşananların birinci madde olacağını tahmin etmek hiç de zor değil. 2017 sonunda İran’da yaşanan protestolar ilk emareler. Vekiller üzerinden yürütülen mücadelelerin ülkelerin iç işlerine sirayet edeceğini öngörmeliyiz. Körfez ülkelerinin de bu tür karışıklıklara uzak kalacağı söylenemez.

2017’NİN KARESİ: Filistinli çocuk Fevzi El-Junidi’nin gözaltına alınışı.

Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Geçtiğimiz yıl Avrupa ülkelerindeki seçimler sebebiyle Türkiye-AB ilişkilerinde gerilimler yaşanmıştı. Türkiye ve Erdoğan karşıtlığını siyasi bir sermaye olarak gören Avrupalı siyasetçiler aşırı sağın, popülizmin, yabancı ve mülteci düşmanlığı belasıyla yüzleşiyorlar. Fransa’da Macron’un cumhurbaşkanı seçilmesi bir umut oluşturduysa da Almanya’da Merkel hükumet kuramadığı için yıpranıyor. Britanya’nın ayrılmasıyla AB kendi siyasi geleceğini arıyor. Rusya’nın Doğu Avrupa üzerindeki baskısı da Brüksel’in kaygılarından birisi. Yine NATO’yu önemsemeyen Trump, Avrupa başkentlerini başınızın çaresine bakın hissiyatına soktu. İşte bu ortamda Almanya ve Hollanda cenahından gelen ‘ilişkileri düzeltme’ mesajlarını önemsemek gerekir. Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir toparlama dönemine girilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kudüs meselesini Almanya, Fransa ve Vatikan ile istişare halinde yürütmesi de toparlanmaya ivme katabilir. Trump yönetimi döneminde ve Brexit sonrasında AB ve Türkiye’nin işbirliği yapabileceği yeni alanların öne çıkacağı görüşündeyim. Ekonomik işbirliği başta gelen konu.

Türkiye’nin uzak coğrafyalarla ilişkileri nasıl?

Türkiye’nin Afrika ve Latin Amerika açılımları devam ederken Çin ile işbirliğinin artması beklenebilir. İpek Yolu önemli bir mecra. Trump’ın yeni milli güvenlik stratejisinin ekonomik güvenlik için güç kullanımını öne çıkarması Çin’i de yeni siyasi adımlara zorlayabilir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)