15 Temmuz gazileri anlatıyor

Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 11 mins


Bu vatan toprağın kara bağrında

Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.

İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.

Orhan Şaik Gökyay

CAN CUMURCU. ÇENGELKÖY MUHTARI.

CAN CUMURCU “Biz o gece ölümü korkuttuk”

“Gece saat 22:00 sıralarıydı. Eşimle birlikte evimin önüne geldim. Caddede bir hareketlilik olduğunu gördüm. Vatandaşlar askeri bir yoğunluk olduğunu söyledi. Ben de Kuleli Askeri Lisesi yakınlarda diye normal bir durum olduğunu düşündüm. ‘Araçların üzerinde askerler var’ dediklerinde tuhaf bir durumun olduğunu anladım. İstanbul’da üst rütbeli bir emniyet müdürünü arayıp Sayın Cumhurbaşkanımızın durumunu sordum. Daha sonra ‘Çengelköy’de ne yapabiliriz’ diye düşündüm. Hemen karakolun dışına fırladığımda bir binbaşı silah sıkarak geliyordu. ‘Sokakları boşaltın, ordu yönetime el koydu’ dedi. Çengelköy cuma akşamı ana-baba günüydü. Bir darbeci üzerime silahı doğrultunca arkamdaki gençler onun üzerine gitmeye başladı. Binbaşı hemen kaçtı. Kovalamaya başladık biz de. ‘Yolları kapatın, barikatlar kurun’ dedim gençlere. Karakol içindeki tüm araçları dışarı çıkarttım. Anayolu kapattırdım. Daha sonra eve gittim, namaz kıldım, ev halkıyla vedalaştım. Silah sesleri çoğalmaya başladı. Halkta hep silah vardı, ‘Kimse silah sıkmasın’ dedim. Karakolun ön tarafında polis koruma kulübesinin projektörü yanıyordu. Açık hedef oluyoruz diye ‘Projektörü patlatın’ dedim. Birinci projektörü patlattık ardından G3 mermisi yedim. Tedavim üç sene daha sürecek. ‘Türk askeri size sıkmaz’ diyorsunuz ama sıktılar. Kimsede en ufak bir ölüm korkusu yoktu. Biz o gün ölümü korkuttuk.”

 

HALİL İBRAHİM KIRMIZIGÜL. ÖZEL SEKTÖR.

HALİL İBRAHİM KIRMIZIGÜL “Ölümü düşünmedik, vatanı, milleti düşündük”

 

“O gün Acıbadem’de annemlerin evindeydim. Kuzenim aradı, köprünün kapandığını söyledi. Haberlerde de köprünün askerler tarafından kapatıldığı söylendi. Gece saat 22:00’ye doğru darbe girişiminde bulunulduğu belli olmuştu. Cumhurbaşkanımızı ben çok seviyorum. O gün Cumhurbaşkanımıza olan sevgimden dolayı dayanamadım, üzerimdeki şortla kendimi dışarı attım. Acıbadem Caddesi’nde kuzenimle buluştum. İnsanları bankamatiklerin önünde sırada görünce üzüldüm. Türk Telekom’un orada insanlar bize askerin yolu kapattığını söyledi. Acıbadem ışıkların orada asker bizi durdurdu. İlk başta ‘Komutanım yapmayın, etmeyin, bu ülkenin hali ne olacak’ dedim. En son bana, ‘Dağılın, onlar rezidanslarda yaşarken siz açlıktan ölüyorsunuz’ dedi. Bunu dediği anda bunların FETÖ’cü olduğunu anladım. 17-25 Aralık’ta da bu tür ifadeler kullanılıyordu. Ben çok göze batıyordum, yanımdaki insanlar ‘Seni vuracaklar’ diyorlardı bana. Bir komutan geldi, gözümün önünde muhtar Mete Sertbaş’ı vurdu. Yine ateş açmaya devam ediyordu. Bu sefer yere attım kendimi. Bacak aramın yandığını hissettim. Şortum sıyrılmıştı, ayaklarımdan kan gelmeye başladı. Bakıyorum ama bir şey anlamıyorum. Ayağım şişmişti. Hastaneye gittiğimde ayağımda mermi olduğunu öğrendim. Kasığımı da bir mermi sıyırmış. Ameliyat oldum. O gün ölümü düşünmedik, vatanı, milleti düşündük.”

 

NEBAHAT TOPALOĞLU. EMEKLİ.

NEBAHAT TOPALOĞLU “Yanımızda ölenler vardı ama yine de yürüyorduk”

 

“O gece ben evdeydim. Kızım üniversitesinin yemeğindeydi. Oğlum, eşim ve ben evdeydik. Ankara’dan bir telefon geldi. Askeri lojmanlarda kalan yeğenim aradı. Köprünün tanklarla kapandığını söyledi. Biz ilk olarak bir terör olayı var da asker halkı koruyor diye düşündük. İlerleyen saatlerde durumun vahametini anladık. Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım açıklama yaptı, bir girişim olduğuna dair. Daha sonra Cumhurbaşkanımızı televizyonda cep telefonunda görünce dünyalar bizim oldu. Aynı zamanda ağrıma da gitti böyle önemli bir lideri cep telefonu ekranından görmek. ‘Halkımdan sokaklara çıkmasını istiyorum’ demesi olayın vahametini gösterdi. Hemen başörtümü taktığım gibi eşimle sokağa çıktık. İlk olarak vatan emniyete gitmek istedik. Unkapanı’ndan Saraçhane’ye yürüdük. O sırada ayaklarımda terlik olduğunu fark ettim. Saraçhane’de silah sesleri olduğunu duyduk. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde sıralanmışlar, halka ateş açıyorlar. Yanımızda ölenler vardı ama yine de yürüyorduk. Bacağımda bir sıcaklık hissettim. Bacağımın arkasından G3 mermisi girmiş, önden çıkmış. ‘Vurulmuşum’ diye bağırdım eşime. Eşim ile yanındaki bir adam beni omuzlarına aldılar ve hastaneye taşıdılar. İki ay boyunca ÇAPA’da tedavi gördüm. Üç ameliyat geçirdim. Doku kaybım var, bacağımda kısalık var. Yine olsa yine sokağa çıkarım. Halkımız devletinin yanındadır her zaman.”

AHMET ALKILIÇ. ÖZEL SEKTÖR.

AHMET ALKILIÇ “İnsan tavaf yaparken ayakları yere basmaz”

“O gün Kozyatağı’ndaki ofisimdeydim. Eşim aradı, köprüde askerlerin olduğunu söyledi. Eve gittim. TRT spikerinin bildiri okuduğunu gördüm. Sayın Cumhurbaşkanımızın cep telefonu ekranındaki görüntüsünü de görünce, içimdeki sokağa çıkma isteği ikiye katlandı. Ümraniye Meydanı’nda babamla buluştum. İnsan tavaf yaparken ayakları yere basmaz. Ümraniye’de Cumhurbaşkanımızın evine doğru giderken kimsenin ayağı yere basmıyordu sanki. Herkes aşkla gidiyordu. Çok kalabalıktı Cumhurbaşkanımızın evinin önü. Biz köprüye gitmek istedik. Yolu kapatmışlardı. Polisler ‘İnsanları öldürüyorlar, gitmeyin’ dedi. Tam köprünün girişinde silah sesleri duymaya başladık. Ama kimse silah sesinden korkup geri dönmedi. Köprüde Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na değil de ters istikamete geçtik. Tanklara bir an önce yaklaşmak istedik. Üzerimize doğru sıkmaya başladılar. O sırada ben de vuruldum. Mermi kafatasımı kırdı, beyin zarımı yırttı ve çıktı. Sırtüstü yere düştüm. Gözüme perde indi. Arkamızdan hâlâ ateş etmeye devam ediyorlarmış. Daha sonra bir motorlu kurye beni alıyor, arkama da Tayfun oturuyor, beni hastaneye götürüyorlar. Hastanede ‘Yapılacak bir şey yok, başka yere götürün’ diyorlar. Doktor Ebubekir Durmuş sayesinde Göztepe SKK’ya götürüldüm. Çok kan kaybetmiştim ama normal bir insana göre fazla kanım varmış, yoksa hayatımı kaybedebilirdim.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)