Küresel terör aklı devrede

Ortadoğu’daki terör, uluslararası güçlerin birbirleriyle mücadelesinin bir aracı olarak açıkça destekleniyor. Terör örgütleri aracılığıyla bölgede sınırlar yeniden çizilmek isteniyor. Küresel güçlerin terör üzerinden hedeflerini, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu riskleri, terörün arkasındaki küresel aklı AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Şahin ile konuştuk.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 14 mins

Uzun yıllardır hem kendi içindeki terör örgütlerine hem de Irak sınırından gelen teröre karşı mücadele eden Türkiye, bugün bütün güney sınırı boyunca uzanan bir terör kuşağıyla karşı karşıya. Üstelik bu kez müttefik olduğu devletler tarafından açıkça desteklenen bir terör tehdidi bu.

Suriye’de beş yıldır devam eden iç savaş, sadece bölgedeki terör örgütlerini büyütmekle kalmadı, küresel güçlerin güdümündeki bütün teröristleri sınırımızın hemen ötesinde topladı. Şimdi bölgede terör örgütleri aracılığıyla demografik bir düzenleme yapılıyor. Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilirken, küresel güçler kendi inisiyatiflerinde yapılan bu demografik değişikliklerden yararlanmak istiyor. Askeri uzmanlara göre, Suriye’de terör örgütlerinin birbirlerine karşı girdikleri çatışmalar bile, bölgedeki demografik hedeflere yönelik olarak gerçekleşiyor. Suriye’de kasabalar planlı bir şekilde el değiştiriyor.

Suriye’de bugün ‘vekâlet savaşı’ olarak nitelenen terör örgütleri aracılığıyla müdahale çizgisi yeni değil. ABD ve Rusya’nın korkutucu boyutlara ulaşan nükleer silah teknolojisi savaş olgusunun niteliğini değiştirince, ‘paylaşım savaşları’ birbirine karşı desteklenen yerel gruplar ve terör örgütleri aracılığıyla yürütülmeye başlandı.

Bunun ilk örneği ise Sovyet Rusya’nın Afganistan’a müdahalesinde görüldü. Sovyet işgaline karşı direnişe geçen radikal gruplar ABD tarafından desteklendi. Afganistan’da El Kaide ve Taliban ciddi miktarda silaha sahip oldu. Militanlar, ABD’li uzmanlar tarafından eğitilerek profesyonel asker haline getirildi.

Sonuçta Rusya, Afganistan’dan çekildi. Kısa süre sonra da Sovyet rejimi çöktü. Ancak ABD tarafından eğitilen ve silahlandırılan El Kaide ile Taliban, bütün Afganistan’ı neredeyse ele geçirdi. Dünyada da sınır tanımayan bir terör örgütlenmesi ortaya çıktı. Taliban, bütün Afganistan’a acımasızca saldırırken; El Kaide, Avrupa’nın pek çok yerinde ve Türkiye’de terör eylemleri yaptı. Birinci Körfez Savaşı’ndan itibaren ise Irak ve Ortadoğu coğrafyası, terör örgütleri üzerinden sürdürülen bir paylaşım savaşının hedefinde. Türkiye ise bu terör denkleminde oldukça hassas bir noktada duruyor. Kışkırtılan etnik ve dini terörün Türkiye’de uzandığı çok hassas sinir uçları var. Küresel güçlerin Ortadoğu’da terör üzerinden hedeflerini, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerini, terörün arkasındaki küresel aklı akademisyen ve siyasetçilerle konuştuk.

Terör aracılığıyla küresel savaş

Terörizm ve uluslararası ilişkiler üzerine kitap ve makaleleri bulunan AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, yeni bir işgal aracı olarak tanımladığı terörle ilgili önemli açıklamalar yaptı: “Türkiye’nin karşılaştığı terör, Soğuk Savaş döneminin terör gerçeğinden farklı bir boyutta. Terör bugün, uluslararası ilişkilerde doğrudan bir araç olarak yer alıyor. Terörün hizmet ettiği amaca yönelik bütünsel yaklaşımın bir kesiti de var. Silahlı her terör saldırısında onu besleyen farklı yapılanmaları da görmeliyiz. İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, demokrasi gibi kavramların bugün bir saklanma aracı olduğunu görüyoruz. Hadisenin silahlı kanadı konuşulurken silaha hizmet eden, bu kavramların arkasına saklanan örgütlenmeleri de görmek mecburiyetindeyiz.” Külünk terör örgütlerine yön veren uluslararası aktörlerin olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Uluslararası güçlerin yön verdiği bir terörü konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu şekilde konuşmazsak DAEŞ ve PYD’nin el sıkışmasını anlayamayız. Bu örgütlerin birbirlerini nasıl tamamladığını göremeyiz. Bu iki terör örgütü aynı amaca hizmet ediyor. Enerji bölgelerinin yeniden kontrol edilme amacına, sınırların yeniden çizilmesi amacına hizmet ediyor. Beraberinde ABD’nin 2. Dünya Savaş’ından sonra dünyanın hâkimi olmak adına Ortadoğu’da uyguladığı stratejileri, DAEŞ’in olduğu yerden hemen PYD’nin devreye girmesini anlayamayız.” Külünk’e göre diplomasi alanındaki gelişmeleri izleyerek terörün nasıl bir kontrol ve müdahale aracı olduğunu görebiliriz. Külünk şöyle diyor: “ABD ve Almanya arasında gerginlik devam ederken, Alman Başbakanı’nın Hindistan Cumhurbaşkanı ile görüşmesine cevap Kabil’den gelmedi mi? Bombanın patlatıldığı yere bakacaksınız. Bütünsel olarak terör aklını anlamanın yolu, dünyadaki güç mücadelesinin hangi alanlarda vücut bulduğudur. Böyle bir mantıkla teröre yaklaşırsak yeni bakış açısı getirmiş oluruz.” Bugün Türkiye’nin mücadele ettiği FETÖ, PKK ve DAEŞ’in bölgede aynı amaca hizmet ettiğini belirten Külünk’ün açıklamaları şöyle: “PKK, FETÖ ve DAEŞ’in nasıl organize olduğunu görmek için yaptıkları eylemlerin hangi sonuçlar doğurduğuna bakacaksınız.

METİN KÜLÜNK. AK PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ.

“Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilirken, küresel güçler kendi inisiyatiflerinde yapılan bu demografik değişikliklerden yararlanmak istiyor.”

 

FETÖ, 15 Temmuz’da başarılı olsaydı, Ortadoğu’da ne olurdu? Suriye’nin kuzeyinde PYD üzerinden atılmak istenen adımların sonucu ne olurdu? Bu soruları sormak gerek. ‘Bunları aynı yere nasıl koyuyorsunuz’ diyorlar. Biri dini motifler üzerinden ortada, diğeri ırkçı kimlik üzerinden ortada. Bir diğer örgüt de küresel sistemin İslam’ı değiştirme projesi olarak ortada. Hepsi aynı amaca hizmet ediyor. Nedir o amaç? Ortadoğu’da haritalar yeniden çizilmek isteniyor. Süreç, 17. yüzyıldaki Westphalia Antlaşması’nın tamamlanmasına yönelik bir süreç. Nedir o? Irk ve mezhep kimlikleri üzerinden, toplumların fay hatları üzerinden ulus devletleşme sürecini, küçük devletler modelini hâkim kılacak bir amaca hizmet ediyor.

Ben terör değerlendirmesinin bu şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum. Buna ‘küresel terör aklı’ diyorum. Soğuk savaştan bu yana egemen güçler savaşlarını kendi ordularıyla yapmıyor. Terör orduları üzerinden yapıyorlar.”

 

“Türkiye’nin bölgede öne çıkmaması için bilinçli bir şekilde terör örgütlerini öne çıkarıyorlar.”

 

Türkiye sadece kendine güveniyor

 

Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Şahin’e göre, terör örgütleri aracılığıyla güç mücadelesi zaman zaman ABD’ye zarar verse de ABD bu yöntemden vazgeçmiyor. ABD, 11 Eylül’de ödediği bedele karşı İslam coğrafyasında milyonlarca insanın ölümüne sebep olarak amaçlarına ulaştı.

Şahin’in açıklamaları şöyle: “Soğuk Savaş’tan sonra bir yöntem olarak büyük güçler kendi ordularını kullanmak yerine, etki kurmak istedikleri alanlarda belli terörist grupları desteklemeye başladılar. Önce Asya bölgesinde, sonra Balkanlar’da belli gruplara destek vererek savaşa tutuştular. Bu, son dönemde özellikle Ortadoğu’da uygulanıyor. Bir anlamda kendi adlarına savaşacak gruplar ürettiler.

‘Devlet dışı aktör’ diyorlar bu gruplara ama bildiğimiz terör örgütleri. Küresel güçler bu tür grupları kullanışlı bir araç olarak gördüler. Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra özellikle hız kazandı bu durum. İlk olarak Kürt gruplarla çalıştılar. 2003’ten sonra bu yaklaşım hız kazandı. Şimdi ABD, PYD-PKK-YPG ile ilişkisini kendi çıkarına görüyor. ‘Bu örgütler, daha sonra hep onu kullananlara dönüyor’ denir. 11 Eylül örnek gösterilir. Ancak gördüğü zarar bu örgütlerle kurulan ilişkinin getirdiklerinin yanında tahammül edebildikleri bir zarar. İslam coğrafyasında ölü sayısı milyonları geçti. Medeniyetler, kentler yok oldu. Bu coğrafya çökertildi.”

Suriye’de ortaya çıkan DAEŞ terörünü değerlendiren Şahin şunları söyledi: “DAEŞ’i bir konsorsiyum olarak görüyorum. Kendi kendine ortaya çıkmış bir örgüt olarak görmüyorum. ABD’nin Ortadoğu’daki işgal planlarının bir parçası olarak devreye girdi.

DOÇ. DR. MEHMET ŞAHİN. GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ.

Irak ve Suriye devletleri fiili olarak çökertildi. Suriye’de çatışmalar uzadıkça uzadı. Adım atılmadı. Sonra bir araya gelerek ‘DAEŞ’le savaşalım’ dediler. NATO bizzat koalisyona girme kararı verdi. 70 küsur ülke bir araya gelecek DAEŞ’i bitiremeyecek. Bu, akla yakın gelmiyor. 15 Temmuz darbe girişimi de böyle devreye kondu. Türkiye, bölgedeki planların dışında tutulmak istendi. Terör örgütleri eliyle bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. Türkiye bu sorunun devletler düzeyinde çözülmesi için birçok girişimde bulundu, hepsine ‘Hayır’ dediler. Eğer bölgenin terör sorununu çözmek için bölgenin güçlü devletleri yerine terör örgütlerinin eline kaldıysak, vay dünyanın haline. Ama aslında kalınmadığını onlar da biliyor. Türkiye’nin bölgede öne çıkmaması için bilinçli bir şekilde terör örgütlerini öne çıkarıyorlar. Burada esas amaç DAEŞ ile mücadele değil. Türkiye; FETÖ, DAEŞ ve PKK’ya karşı mücadele veriyor. Eğer FETÖ başarılı olsaydı, bu örgütlerle birlikte küresel güçlerin bölgesel planlarını hayata geçirecekti. Bu, aynı zamanda PKK’nın ve DAEŞ’in de başarısı olacaktı. Ardından Türkiye’nin kontrol altına alınması projesi başlayacaktı. Terör örgütlerini harekete geçiren aklın planı hayata geçirilecekti.

Türkiye, 15 Temmuz’un ardından uluslararası ilişkiler ve terör konusundaki yaklaşımlarını gözden geçirdi. Türkiye, üyesi olduğu kuruluşlarla yapılan anlaşmalar yerine, mücadelede kendi öz gücünü öne çıkardı. Suriye’de yapılan ‘Fırat Kalkanı Harekâtı’ bunun göstergesidir.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)