Başarıya ulaşsalar Türkiye sömürge olacaktı

Yaklaşık yarım asır boyunca sağ ya da sol ayrımı yapmaksızın, kullanabileceği her kesimin içine sızarak varlığını sürdüren FETÖ, gizliden gizliye büyüyen bir tehditti. 17 / 25 Aralık’ta hükumete karşı yargı darbesiyle saldırıya geçen örgüt, üç yıl sonra, Türkiye’nin hafızasından asla silinmeyecek 15 Temmuz kanlı darbe girişime kalkıştı. Yeni Türkiye’nin, eski Türkiye’yi 248 canı pahasına bozguna uğrattığı o gecenin üzerinden bir yıl geçti. Bugün Türkiye, devletin içine yuvalanmış örgüt üyelerinden arınarak, suçluların gerekli cezayı alması için hukuki zeminde mücadelesine devam ediyor. Türkiye tarihinde bir milat olan 15 Temmuz’u, “Anahtar teslim bir darbe girişimi” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, FETÖ’nün yarım asırlık amacını, “Türkiye’yi bir sömürge ülke yapacaklardı” diyerek özetliyor. Burhan Kuzu, devam eden FETÖ davalarına ve FETÖ’nün uluslararası bağlantılarına ilişkin de çarpıcı açıklamalarda bulunuyor.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 33 mins

PROF. DR. BURHAN KUZU. CUMHURBAŞKANI BAŞDANIŞMANI. AK PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ. AK PARTİ MKYK ÜYESİ.

Bir yılın ardından Türkiye’nin 15 Temmuz’la ilgili duygusu nedir? Travma atlatıldı mı?

15 Temmuz, Türk siyasi tarihinde gerçekten benzeri olmayan, belki de olmayacak bir travma. Normal bir darbeye de benzemiyor. Amacını belki tam olarak bilemeyebilir vatandaşlarımız. 1960 darbesine benzetmek istemişler. Orada da 38 darbeci subay var, burada da. Orada da ‘yurtta sulh’ benzeri laflar edilmiş, burada da. Bir nevi halka, “Bu, Atatürkçü bir darbe” izlenimi vermek istiyorlar. TRT’de zorla okutulan bildiride bu kesin olarak vardır. Bildiri tipik bir FETÖ taktiği. Bildiriyi dinlediğim an, “Bunlar yapmıştır” diye teşhisi koydum. Her darbe yapan aklınca, “Ülke kötüye gidiyor, ülkeyi kurtarayım” diye yapar. Ama bunlarınki farklı. Artık hangi ülkeyse darbeyi yaptıran, oraya teslim edeceklerdi. Ben bunu anahtar teslimi bir darbe olarak nitelendirdim. Türkiye’yi, bir sömürge ülke yapacaklardı. Bunun dışında, “Eğer darbeyi başaramazsak, iç savaş çıkarırız, Suriye yaparız, Mısır yaparız” diye de düşünmüş olabilirler. Vatandaşın bunların yanında yer almaması, 80 milyonun her kesimiyle darbeye karşı olması heveslerini bitirmiş oldu. Halkın bu tepkisinin, siyasi tarihte başka örneği yok. Rusya’da Yeltsin örnek verilir ama o ferdi bir şeydir. Bir toplumun tanklara karşı durmasının dünyada örneği yok. Avrupa bunu görüyor ve hazmedemiyor. İşte o, “Danışıklı darbedir, kontrollü darbedir” lafları buradan çıkıyor. Bu verilen mücadeleyi ben çok önemsiyorum.

İlk kez Türk toplumu bir darbe karşısında direnebildi. Halk Menderes’le aynı akıbet olmamasını istedi. “Size Tayyip Bey’i yedirmeyiz” diyerek yerli yabancı güç odaklarına bir rest çekiş vardır burada. Darbe ihbar edilince, “Suçüstü yakalanırız” korkusuyla darbenin saatini öne çektiler. “Hele bir sokağa çıkalım, gerisi gelir” dendi ama milletten fena tokat yediler. Darbenin sorumluları büyük ölçüde yakalandı. Bu, milletin travmayı atlatmasında etkili oldu. Şimdi örgütü ayakta tutmak için zaman yok, “İşte şu tarihte darbe olacak” diye bilgi kirliliği yayıyorlar. Bu söylentiler içeridekilere moral vermek, dağılmamalarını sağlamak için yapılıyor. İçeride yatanlarda hâlâ FETÖ’nün bir şey yapacağı beklentisi var. Belli odaklar halka da bunu yaymaya çalışıyor. Şimdi darbe, ihtimal olarak her zaman mümkündür. Ama askeriyede, emniyette, yargıda böyle bir potansiyel yok. Bütün bu kurumlarda büyük bir temizlik yapıldı. Hiç mi kalmadı? Tabi bunu bilemeyiz.

15 Temmuz’a giden yol, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla açıldı diyebilir miyiz?

Hükumetin, FETÖ’nün bir örgüt yapısında olduğu ilk kez 7 Şubat 2012’de dikkatini çekti. Erdoğan’ın ameliyata girmeden önce bir dostuna çay içmeye uğraması, tam hastaneye geldiği zaman Fidan’ın çağrıldığından haberinin olması bütün tedbirlerin alınmasını sağlıyor. Erdoğan, Fidan’ın ifade vermeye gitmesine engel oluyor. Bu, ilk darbe girişimi diyebiliriz. Fidan üzerinden Cumhurbaşkanı’na gitmeyi hedeflediler. Ondan sonuç alamayınca Gezi olayları gündeme geldi. O zaman bu eyleme katılan gençler de bunun farkında değildi. Sabaha karşı 04:00’te gençler uyurken çadırları toplanmaya, sonra da yakılmaya başlandı. Bu, akıl alır bir iş değil. Şimdi devam eden FETÖ davalarının iddianamelerinden öğreniyoruz ki, Ramazan Emekli adında, şu anda FETÖ sanığı olan o zamanın bir emniyet müdürü bu talimatı vermiş. Gençleri provoke etmek istemişler. Gezi ile FETÖ arasındaki bağlantı artık net. Bütün Türkiye’ye yayılıyor bu. Polisin Gezi eylemlerinde sert davranması, ateş etmesi, insan öldürmesi sırf tahrik için. Tabii o zaman bunu göremiyorsun, polisin tedbiri sanıyorsun. Gezi eylemlerinde Tayyip Bey’in evine saldırılmak istenmesi, Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nin hedef alınması hep bununla bağlantılı. Onda da başarılı olamayınca 17 / 25 Aralık operasyonları gündeme geldi. Yargı darbesinde amaç, belli bakanları yolsuzlukla suçlayıp tasfiye etmek, hükumeti düşürmek ve bu olaylarla Tayyip Bey’i de ilişkilendirmekti. Telefon dinlemeleri, ses taklitleri, montajlar yapıldı. Eğer HSYK’da görevden almalar olmasaydı, hukuk darbesi gerçekleşecekti.

Bunlardan sonuç alınamayıp, hükumet baskın çıkınca bir kısmı yurtdışına kaçtı. Sonunda elde darbe yapmaktan başka seçenekleri kalmadı. Böyle bir darbeyi ben şahsen beklemiyordum. Bu oranda bir güçleri olduğunu düşünmüyordum. Havada, karada, denizde böyle güçlerinin olduğunu tahmin etmiyordum. Yılların hükumetlerinin ihmali var, Genelkurmay’ın ihmali var. Kurumu koruyacak, kollayacak sensin. Kurumda nelerin döndüğünü en iyi onların bilmesi lazım. Bunlar orduya yeni girmemiş ki. Büyük bir süreç bu.

1982’den bu yana mı, yoksa daha öncesi var mı?

Yıllardan beri var. 1970’li yıllarda da var. Said Nursî’nin vefatından sonra bunlar dört ana kola ayrıldılar. Üçü makul olarak bilinir. Bu Fetullah Gülen’in başını çektiği grup artık bir örgüt. Ama şu önemli: Bunların kıblesi yok. Bunlar kim gelse onunla çalışır. Bunların hedefi gücün yanında yer alıp yol almak.

MİT MÜSTEŞARI HAKAN FİDAN.

 

Sosyal medyada neden hep siyasetçileri bu yapıyla ilişkilendiren fotoğraflar çıkıyor?

Oraya gelelim. Bunların çizgisi ülkeyi teslim alıp bir yabancı ülkenin kontrolüne vermek. Bu beynelmilel bir teşkilat. Bunları hep yeni anlıyoruz. 170 ülkede faaliyetleri var. Bugün Kırgızistan onların eline geçmiş vaziyette. Devlet Başkanı’ndan tutun da bütün komuta kademesi hep FETÖ’cü. Onlar için ülke fark etmiyor. İslami yorumları evlere şenlik. Çok farklı. Bunlar Feto’yu Allah’ın altında, hâşâ Peygamber’in üstünde görürler. Peygamber, hâşâ sırf Arap dünyasına hitap etmiş, güya bu bütün dünyaya. 12 Eylül’den sonra Kenan Evren’e yazdığı mektuplar var. Göklere çıkarıyor. 28 Şubat’ta Çevik Bir’e mektuplar yazıyor. Özal’la ilişkileri var. Bunların en muazzam adamları Demirel’di. Ona “Nurlu Süleyman” derlerdi. Özal çok yardım etti. Bizim hükumet zamanında çok yardım edildi. Ama örgüt oldukları bilinmeden yardım edildi. En çok yardım eden, kollayanlardan biri de Ecevit’ti.

Ecevit bilerek mi yardım etti?

Hayır. Nasıl biz iyi biliyorduk, o da öyle yardım etti. O okulları görüp de bir Türk vatandaşı olarak gurur duymayan kimse olmazdı. Ben Rusya’da, Kenya’da okullarına gittim. CHP milletvekilleri de vardı. Bakıyorsun, Rusya’da çocuk İstiklal Marşı okuyor. Bayrak var, Atatürk var. İnsanın hoşuna gidiyor. Siyah çocuk İstiklal Marşı okuyor. Ama sonra anladık ki, Türkçe konuşan çocuk sayısı 10. On birinci yok. Biz bütün okulu öyle zannediyoruz.

Haşhaşi benzetmesi bu yüzden mi?

Bunlar Haşhaşilerden daha beter. Bunlarda bütün takiye yöntemleri var. Bunların kanına girdiği insan sayısı çok daha fazla. Ama yöntem aynı yöntem. Hep takiye. Ecevit’in MGK’da konuşmaları var. Paşalar itiraz ediyorlar, “Bunlar örgüt” diyorlar. Ecevit itiraz ediyor: “Hayır bunlar çok iyi insanlar, ben yakından tanıyorum.” O zaman için o bakış açısı doğru. Bunları Ecevit’i kınamak adına söylemiyorum. Bir siyasi partiye yıkarsak günah olur. Hatta bu Feto, 1999’da yurtdışına giderken Ecevit’i arayıp gideceğini söylüyor. Ecevit de “Tabii gidin, sağlığınız çok önemli” diyor. Bunun üzerine Feto, “Eğer öbür dünyada şefaat hakkım olursa bunu Ecevit için kullanacağım” diyor. Adamın kıblesi yok. Sol da onda, sağ da onda. Kim işini yaparsa onunla. Erbakan Hoca’yla irtibatı yoktu. Çünkü sapık dini bilgisi oradaki çocuklar için ters. Bir de Erbakan Hoca’da bir iktidar ümidi görmüyordu. Görseydi, bir yolunu bulup kesin yanına giderdi. Çünkü asker sürekli Erbakan Hoca ile uğraşıyordu, her an içeri atacaklardı. Nitekim 28 Şubat geldi. FETÖ, gücün yanına geçti, 28 Şubatçılarla beraber oldu.

Sizin de bir fotoğrafınız tartışma konusu oldu.

Ben üniversite yıllarımda bunları bilmezdim. Sağ kesimin o zaman hukuk fakültesinde bilinen tek adamı bendim. Benim kapım herkese açıktır. Sonra asistanlık yıllarımda bunlar bizimle beraber oldular. Bir kötülüğünü düşünmedim o zaman. Sadece ben değil, kim varsa. 28 Şubat döneminde birçok kesim yoğun bir baskı altında kaldı. O zaman hukukçu olarak dava açıldığında bilirkişilik yapmak, mütalaa vermek gerekti, onları verdik. Yani benim bunlarla esas alakam 1997’de başladı. Sebep de belli. 28 Şubat o zaman özellikle gazetecilerin üzerinden dozer gibi geçiyor. Bunlara bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Abant Platformu’nu kurdu. Ben de içindeydim. Sağdan soldan, her kesimden insan, özgürlük temelinde bir aradaydık. Ortak noktamız insan haklarıydı. En zor zamanlardı. Müslüman avına çıkılmıştı. Herkes kaçarken ben işin içine girdim. Abant’ta din-devlet ilişkileri gibi en zor konuları görüştük. 50-60 yabancı gazeteci geldi o zaman. O kadar yankı buldu bu çıkış. Hatta akşamları otelde, “Çevik Bir, Bolu’ya gelmiş, hepimizi götürecekmiş” diye takılıyorduk. İlk üç-dört sene yoğun gidip geldik ama siyasi çalışmalar, başka şeyler nedeniyle daha fazla gidemedik. Sonra bunlar o Abant Platformu’nu Rusya’da ve Çin’de yaptı. En son Amerika’da düzenlendi. İftar davetleri yaparlardı. Bütün partilerden temsilci gelirdi. Papaz, haham falan onlar da gelirdi. Oralarda ayaküstü görüşmelerimiz oldu. Bu Fetullah Gülen, benim gidip saatlerce görüştüğüm biri değildi. Hayatım boyunca üç-dört kere gördüğüm biridir. Amerika’ya ben hiç gitmemiştim. Abant Platformu için, Fehmi Koru ve Hüseyin Gülerce gibi isimlerle Washington’a gittik. Konuşmalar yapıldı, benim de konuşmam vardı. Sonra dönüşte New York’tan geçerken dediler ki: “Hadi Feto’ya da gidelim.” Gittik yemek yedik. Oradan ayrıldık, karayoluyla New York’a gittik.

 

MUHALEFET PARTİLERİNİN LİDERLERİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN DAVETİ ÜZERİNE CUMHURBAŞKANLIĞI’NA ÇIKARAK DARBEYE KARŞI ORTAK BİR TAVIR SERGİLEMİŞTİ.

 

15 Temmuz neden ders olmadı?

 

Bunların genel başkanı kasetle geldi. Kim bilir başka ne kasetler var. Bunlar kasetçi. İkincisi, “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” anlayışı. Bunlar AK Parti’yi karalıyor, bırak karalasın. Bunlarda devlet şuuru yok ki, Devlet Bahçeli’de olduğu gibi. Olsa bizim yanımıza geçmesi lazım. OHAL’i sulandırıyor, anayasayı kabul etmiyor. Kamuoyuna öyle bir hava veriyor ki, sanki biz önümüze kim gelirse FETÖ diye hapse atıyoruz. Yok öyle bir tablo. Mağdurlar olabilir, bunlar ayıklansın ama “Esas darbeyi hükumet yaptı” diyerek olmaz. Televizyonda dedim ki: “Kılıçdaroğlu’nun yanındaki iki danışmanı Bylock’çu.” Ayağa kalktılar. 15 gün geçti, ikisi de alındı. Akıllanmıyor da. “Bunlar benim yanıma kadar nasıl girdi?” demiyor. Eski İzmir vekilleri Ayman Güler açık açık söyledi, “Bunlar beraber oldu” dedi. “Bunun siyasi ayağı var mı” diye soruluyor. Bu tür örgütlerin en zayıf ayağı siyasidir. Özellikle 17 / 25 Aralık sürecinden sonra bütün partilerde temizlik oldu. Bilhassa AK Parti’de ihraçlar oldu. Referandumda CHP lideri, “AK Parti’de Bylock kullanan 150 milletvekili var” dedi. Bu isimleri göstermesini isteyince de lafı orada kesti. “Kontrollü darbe, belgelerim var” dedi. Ama belge yok. Bu darbeye ‘kontrollü’ demek için deli olmak lazım.

Bu, bizi gerçekten çok zor duruma sokuyor. Zaten Batı inanmıyor. Gidiyorlar orada, onlar gibi konuşuyorlar. Siyasi ayağının zayıf olmasının nedeni, bu örgütün siyasetçiyi yolcu, bürokratı hancı görmesi. Bu bakış kendileri açısından çok doğrudur. Çünkü bürokrat 30 sene kalır ancak her seçimde Meclis’in üçte ikisi gider. Hakan Şükür gibi bir-iki isim vardı. Onlar da temizlendi. Bizde temizlik 17 / 25 Aralık üzerinden başladı.

Sonra Türkiye’ye döndük. O fotoğrafın hikâyesi bu. 22-23 yıllık bir fotoğraf. Orada olan Hüseyin Gülerce bugün baş düşman. Fehmi Koru daha farklı bir yerde duruyor. Dolayısıyla o gün neredeydin, bugün neredeydin, bunlar boş laflar. O gün çekilen iki fotoğraf var. Biri yemekte, biri uğurlarken. Hatta o gün Feto, “Fotoğraf çekmeyin” demişti. Demek o, kendi dillerinde “Çekin” demekmiş. O gün fotoğraf çeken de görmedim. Demek ki gizli çekilmiş. Sen şimdi 22-23 yıllık fotoğraf ile ne demeye çalışıyorsun? Ben, “Hiç görmedim, tanımam” desem fotoğrafı sorarsın. Ben zaten tanıdığımı söylüyorum. Ama “Bunların bu kadar gâvur olduğunu bilmiyordum” diyorum.

Bunlar saldırıya ne zaman geçtiler?

Öyle zannediyorum devleti iyice ele geçirince siyaseti dinlememeye başladılar. Hükumet bunların ihanetini fark edip de dershaneleri kapatma kararı alınca iş koptu. Bunlar belki içindeki zehri 10 sene sonra kusacaktı. Belki komuta kademesini, kuvvet komutanlarını yanlarına aldıktan sonra darbeyi yapacaklardı. Ama baktılar ki biz onların üzerine gidiyoruz. Mesela YAŞ kararlarıyla 140 komutanın emekliliği gündemdeydi. Biz onu bir hafta önceye çekince anladılar. Bunların yıllardan beri bu amaçları var ama biz bilmiyoruz. Asıl sıkıntı şu: Bugünkü CHP iflah olmaz. Gerçekten Atatürk’ün kemikleri sızlar. Kontrollü darbe” diyerek duruşmaları sulandırıyor. Geçen Silivri’ye gittim. Bu kontrollü darbe söylemini onlar da kullanıyorlar. Onlara bir malzeme verdi. Bizim CHP ile farkımız şu: Biz bu çetenin ne olduğunu bilmeden, hizmet eden bir cemaat olarak bunlara yol açtık. O yıllarda CHP hep “Bunlar kötü” diyordu. Ne pislik oldukları ortaya çıkınca CHP sarıldı bunlara.

FETÖ’nün, PKK ve DAEŞ gibi örgütlerle ilişkisi nedir?  Eğer 15 Temmuz başarılı olsaydı diğer örgütler bundan nasıl yararlanacaktı?

15 Temmuz’un bir-iki sene öncesine gidelim. Hiç terör yok. Ölen yok, yaralı yok. Onlar da PKK ve DAEŞ gibi işgale hazır bekliyormuş zaten. DHKP-C ile Gezi olaylarında beraber oldular. PKK ile mücadelede, FETÖ subaylarının gösterdiği güzergâhlar hep boş yerler. FETÖ’nün amacı Türkiye’yi alıp başka yerlere teslim etmek olduğu için ülkeyi kurtarmak gibi bir dertleri yok. Askeriyeye fena halde sızdılar. 28 Şubat sonrası orduda laikçi bir uygulama başladı. Dindar ne kadar asker varsa tasfiye edildi. Hanımı başörtülü olanın hiç yükselme şansı yoktu. FETÖ bunu keşfetti ve hemen bir plan devreye koydu. “İçki olan yerde içki için, kumar olan yerde kumar oynayın. Kadın, kız hiç fark etmez. Evinizin çöpüne mutlaka bir-iki tane bira şişesi koyun. Siz bizdensiniz” dedi. Neden sayısı bilinmiyor? Sebebi işte bu. Ortak düşman Türkiye olunca arka planda mutlaka bir birliktelik doğuyor. CHP de bunlara çanak tutuyor.

FETÖ’ye yönelik operasyonlar, diğer terör örgütleri ile mücadeleyi nasıl etkiledi?

Polis Akademisi’nin raporuna göre; PKK’ya 2015’te 3 bin 968 kişi, 2016’da 621 kişi, 2017’de ise şu ana kadar 48 kişi katılmış. Bu tablo çok önemli.

Türkiye çok zor bir süreçten geçiyor. Bundan sonrası için öngörünüz ne?

Bunun bir yargı süreci var. Bir an önce bitse iyi olur. Ama usul hukuku önemli. Gidip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bizi şikâyet ederler. Savunmalar tabii insanın canını yakıyor. Bir şablonu uyguluyorlar. Belli ki bir yerlerden gelmiş. Ben birini okudum. Bir buçuk sayfalık, maddeler halinde bir metin. “Hep buna göre savunma yapacaksınız” deniyor. Eğer hakkında çok net deliller varsa ona göre bir savunma var. Ankara’daki mahkemelerde vardı: Adamın elinde silahla net görüntüsü var. “Elimdeki telefon” diyor. Yahu kör bile anlar. Ne telefonu. Bütün subayların ifadeleri aynı.

Nasıl oluyor bu?

O Feto denen adamdan gelen talimat. Bunlar duyuruluyor.

Nasıl duyuruluyor peki?

Nasıl oluyor bilemiyorum. Çok soğukkanlılar. Feto bunlara hep kurtuluş umudu veriyor. Deniyor ki: “Feto bunları rüyasında görmüş, cennette beraberlermiş.” Adam onunla bir süre oyalanıyor: “Trump, Müslüman olmuş, gelip bunları kurtaracakmış.” Bir ay da bununla oyalanıyorlar. İnançları devam ettiği için de “Buradan kurtulacağız” diyorlar: “Kurtulamazsak da hep beraber cennetteyiz.” Topu birden cehennemde haberleri yok. Düşünebiliyor musunuz, imam denen tipler var, koca orgeneral buna saygı duyuyor. Bu nasıl iradesizlik böyle. Tarikat nedir biz de gördük. Böyle bir rezillik dünyada yok. Pişmanlık diye bir şey asla yok. Yargıda savunma hakkı sonuna kadar veriliyor. Sen şimdi inkâr etsen ne olacak? Delillerden her şey belli. Kimin kimi vurduğu belli, tankları kimin sürdüğü, emirleri kimin verdiği belli. Hâkim, bunlara cezayı basacak. Asıl sorun arada kalanlar. Yoksa evini barkını satıp bunların bankasına para yatıranın niyeti belli, bunlara destek olmak. Bunların ayıklanması lazım. Silivri’de bir duruşma izledim, İstanbul’da Hava Harp Okulu Komutanı yakalanıyor.

Hâkim diyor ki: “Senin orada karacılar yakalandı. Ne işi vardı onların hava okulunda?” “Terör ihbarı aldık” diyor. “Peki” diyor, “Böyle hareket etmek için valilik izni lazım. İzin alındı mı?” “Ben bilmem” diyor, “Komutan bilir.” “Peki kim yaptı bu darbeyi” diye soruyor hâkim. “FETÖ yaptı, ben FETÖ’cü değilim.” Böyle akıl almaz şeyler söyleniyor.

Türkiye neden terörün bu denli hedefinde?

Türkiye büyüyen bir ülke. Hem küresel aktör hem bölgesel güç. Türkiye, AK Parti ile birlikte artık emir alan bir ülke değil. Masada olan, “Artık ben de varım” diyen bir ülke. Böyle olunca ister istemez hedef oluyorsun. Bir de bütün İslam âleminin ümit bağladığı bir ülke. Batılı güçler, ülkeyi içeriden dizayn edemeyince terör örgütlerini kullanmaya başladı. Şimdi DAEŞ nereden çıktı? Amacı ne? Şimdi saldırıyor birtakım ülkelere. Neye göre? Ben saldırsın demem hiçbir şekilde ama İsrail’e saldırmıyor. Koca bir soru işareti. Düne kadar İran’a saldırmıyordu, şimdi nereden çıktı? Türkiye yıllardır PKK ile mücadele ediyor. AB, ABD yıllardır destekliyor. Silahı bir kenara bırak, bunlar 40 yıldır ne yiyor, nasıl giyiniyor? “Katar, HAMAS’a, İhvan’a destek veriyor” diye üstüne gidiyorsun. Kimi ülkeler terörle dizayn edilmeye çalışılıyor. Twitter’da yazdım. Trump, “Obama DAEŞ’e destek oldu” diyor. Biz de öyle söylüyoruz. El Kaide vardı. Şimdi nerede bu örgüt? Bin Ladin ile Bush’un ailesi beraber ticaret yapmış. Şimdi Katar hedefte. Ama bana kalırsa esas hedef Türkiye. Katar, Arap dünyasının en haysiyetli ve şahsiyetli devleti. Osmanlı ile beraber olan tek yer. 300 bin civarında nüfusu var ama dünyanın her yerinde yatırımı var. Teröre destek vermekten sıkıştıracaklar. Türkiye, hem eğitim hem de güvenlik için oraya asker gönderiyor. Rusya ile kriz olunca Katar doğalgaz gönderdi. Trump’ın 19 trilyon dolarlık borcu var.

Geldi Suudilere silah sattı. “Buraya da bir şey veririm” diyor. Türkiye burada doğrusunu yaptı. İran şimdi işin içinde. İran’ın olması iyi oldu. Şii-Sünni karşıtlığı imajı olmadı. Zamanında İran’ı sıkıştırdılar, biz o zaman da İran’ın yanında durduk. Nükleer santral dedikleri zaman Batı’ya, “Sende de var, İsrail’de de var” diyerek mantıklı bir savunma ile yanlarında yer aldık. Ama Suriye’de bizi arkamızdan hançerlediler. Biz Katar’ı tutunca İran’ı da tutmuş gibi olduk.

Türkiye bölgede oyun kurucu bir ülke. 15 Temmuz’dan sonra nasıl bir yol izliyor?

Türkiye hep veren bir ülke oldu. Bir şey almadı. ABD’ye baktık hep. Kıbrıs’ta çıkarma yaptık, bir ambargo uygulandı bittik. Pil bulamadık. Şimdi tankını, topunu kendi yapan bir ülke olduk. Tayyip Bey’in “Dünya beşten büyük” sözü bizim dış politikamız oldu. Artık bir ülkeye bağımlılık bizde yok. Kiminle menfaatimiz varsa onunla iş yapan bir ülke oluyoruz. Rus uçağı düştüğünde NATO bize destek olmak yerine “Aranızda çözün” diyor. Tayyip Bey, Şanghay Beşlisi’ni dile getirdi. Artık arayışta olan bir Türkiye var. Almanya’ya “İncirlik’ten gidersen git” demek kolay değil. Mısır’da Sisi darbe yapıyor, bütün Batı destek oluyor. Türkiye orada da demokrasiye sahip çıkıyor. Eskiden Türkiye’nin bunları yapması mümkün değildi. Bütün bunları yapmak için içeride milli birlik, beraberlik sağlam olacak. Ekonomin de sağlam olacak. Yoksa yapamazsın.

FETÖ yapılanmasının Almanya ile bağlantısı var mı?

Hiç şüphen olmasın. Almanya, Türkiye’ye ajan sokmada bir numara. Alman vakıfları adı altında ajanlık yapıyorlar. Gezi olaylarının arkasında da büyük ölçüde Almanya vardı. Almanya bize neden düşman olur anlamıyorum. Herhalde Ortadoğu’dan uzak kalmış. Sömürme işini yapamamış. Fransızlar, İngilizler yapmış. ABD bunun âlâsını yapmış. Almanlar yapamamış. 15 Temmuz’da darbecilerin yakıt ikmalleri İncirlik’ten yapılmış, Türkiye belki bunların belgesini gösterdi. FETÖ orayı iyice işlemiş vaziyette. Almanya’nın FETÖ ve PKK’yı desteklemesinin asıl sebebi, Türkiye’nin Almanları bitiren yatırımları. Mesela 3. Havalimanı. Bu eser, Frankfurt ve Hollanda havalimanlarını bitiriyor. Dünyanın konaklama yeri burası. Oteller zinciri, yiyecek zinciri bütün bunlar buraya geliyor. Gezi olaylarında bunların oluşturduğu platform, Başbakan Yardımcısı olarak Bülent Arınç’la görüştü. İstekleri sorulduğunda, “3. Havalimanı, 3. Köprü duracak” diyorlar. O zaman anlıyorsun ki bunlar ağababalarının talimatını uyguluyor. Ya farkında ya da değil. Almanlar işin içinde. Gezi’den anlaşıldılar. Sonra 17 / 25 Aralık… 41 işadamını içeri aldılar. 41’i de bu büyük projeleri yapacak adamlar. Mallarına el koydular. Allah’tan HSYK değişti de serbest kaldılar.

“Almanya, FETÖ ve PKK’yı, Türkiye’nin yatırımlarını engellemek için destekliyor. Çünkü 3. Havalimanı, Frankfurt ve Hollanda havalimanlarını bitiriyor. Gezi Platformu da 3. Havalimanı ve 3. Köprü’nün durdurulmasını istemişti.”

 

FavoriteLoadingBeğen