500 yıldır değişmeyen ritüellerle korunuyor

Binlerce yıllık tarihinde sayısız hikâyeye tanıklık etmiş, kıymetini anlatmaya kütüphanelerin yetmediği, dünyanın gözbebeği bir kültür mirası İstanbul. Herkesin sahip olmak istediği yegâne şehir. Peki, İstanbul neden bu kadar özel? Mimar Sinan Genim bu durumu, “Bir şehrin şehir olabilmesi için her renkten, her dinden, her dilden ve her ırktan insanın bir arada olması gerekir” diyerek açıklıyor ve ekliyor: “İstanbul böyle olduğu için İstanbul’dur. Burası Roma’dır. Fetih ile Roma, Müslüman oldu! Batılı bunu söylemek istemez ama bizim bunu üzerine basa basa söylememiz gerekiyor. İstanbul, İslam hukukuna göre düzenlenmiş bir dünya şehridir.”
Yayın Tarihi: Ağu 6, 2017
FavoriteLoadingBeğen 22 mins

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ile Osmanlı’ya geçen Kutsal Emanetler, binlerce yıllık Türk devlet tarihinin manevi temellerinden biri. Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi Topkapı Sarayı’nda 500 yıldır muhafaza edilen Kutsal Emanetler’i Gazi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.Mustafa Alkan ve Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-ı Saadet Dairesi ve Kutsal Emanetler Sorumlusu Sevgi Ağca Diker ile konuştuk.

Kutsal Emanetler içinde en önemli eşya kabul edilen ve Hz. Peygamber’in hırkasını ifade eden Hırka-ı Saadet, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ile Osmanlı’ya geçiyor. Gazi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Alkan, Osmanlı’ya bu siyasi ve manevi gücü getiren Mısır seferinin amacının, İslam siyasi birliğini sağlamak olduğunu ifade ediyor:

“Yavuz Sultan Selim’in fetih politikasının temel hedefi, Doğu Anadolu ve Ortadoğu istikametine yönelikti. O zaman bu hedefin önünde iki süper güç bulunuyordu. Bunlar, Doğu Anadolu ve İran coğrafyasında hüküm süren Safevî Devleti ile Suriye, Filistin ve Mısır coğrafyasında hüküm süren Memlûk Sultanlığı’ydı. Sultan Selim, babası II. Bayezid, amcası Sultan Cem ile saltanat mücadelesiyle uğraşırken, Trabzon Sancak Beyi olarak, Doğu ve Güneydoğu’daki gelişmeleri yakından takip etmişti. Selim, Osmanlı sultanı olduktan sonra bütün siyasi gücünü Doğu ve Güneydoğu’ya çevirdi. Hedef, Haçlı seferleri ile Moğol istilası sırasında bozulan İslam siyasi birliğini yeniden tesis etmekti.”

KUTSAL EMANETLER DAİRESİ. TOPKAPI SARAYI.

Kutsal Emanetler’in Osmanlı’ya devri Prof. Dr. Alkan, Kutsal Emanetler’in Osmanlı’ya geçiş merasimini de şöyle anlatıyor: “Yavuz Sultan Selim’in Memlûk seferi sürecinde Halep ve Kahire’de yapılan iki merasim ile payitaht İstanbul’da yapılan bir merasim sonucunda İslam hilafetinin Osmanlı padişahına geçtiği kabul edilmektedir. Mercidabık Savaşı’ndan sonra Osmanlı ordusunun Halep’e varışından sonraki ilk cumada, yani 29 Ağustos 1516’da el-Utrûş Camii’nin minberinden, Sultan I. Selim’in halife ilan edildiği bir ‘hutbe’ okundu. Hatip, onun ismini, şimdiye kadar yalnız halifeler için kullanılan bir unvan olan ‘Hâkimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn’ (Kutsal Mekke ve Medine Şehirlerinin Hâkimi) diye zikretti. Bunu işitince, sultanın gözleri yaşardı ve hatibi, bunun yerine ‘Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn’ diye okumaya davet ederek düzeltti ve kendisine ihsanlarda bulundu. Benzer bir merasimin de Kahire’de yaşandığını, Mısır seferine katılan meşhur âlim İbn Kemâl anlatmaktadır. Buna göre Kahire alındıktan ve Sultan Selim, ‘Yusuf (A.S.) tahtına oturmasından sonra’, ‘Melik Müeyyed Camii’nde 20 Şubat 1517’de kılınan ilk cuma namazı hutbesinde hatip, ‘Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn’ unvanını Sultan Selim’in ismine izafe ederek okudu, padişah şükür secdesine kapanarak heyecanla ağladı. Üçüncü merasim ise Selim’in İstanbul’a gelişinden sonra Ayasofya Camii’nde yapıldı. Buna göre, Sultan Selim’in Kahire’den İstanbul’a sevk ettiği Cami’ul-Ezher Arab uleması ile İstanbul Türk uleması bir toplantı yaptı.

Bu toplantıda İslam hilafetinin Sultan Selim’e devredilmesi lehindeki dini esaslar tespit edildi. Ardından Halife III. Mütevekkil, Ayasofya Camii’nde minberinden hilafeti Sultan Selim’e devrettiğini ilan ederek, sırtındaki hilati çıkarıp Selim’e giydirmiş, Eyüp Sultan Camii’nde de hilafet kılıcını kuşatmıştır.

PROF. DR. MUSTAFA ALKAN. GAZİ ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ- (Daha önce yanlış fotoğraf kullanılmıştır, düzeltir kendisinden özür dileriz…)

Kutsal Emanetler ile taçlanan devlet gücü

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethi sırasında Memlûk hazinesi içerisinde ele geçirilen Kutsal Emanetler’in bir kısmı Hicaz Emiri tarafından Mekke ve Medine’nin anahtarlarıyla birlikte Osmanlı’ya gönderilmiş. Bir kısmı zamanla Haremeyn-i Şerîfeyn şehirlerinden (Mekke, Medine ve Kudüs) getirilmiş, bir kısmı devlet yetkilileri tarafından satın alma yoluyla, bir kısmı da Birinci Dünya Savaşı sonucunda Türk askerleri Hicaz’dan çekilirken, İngilizlerin eline geçmemesi veya bir yağmaya uğramaması için, Medine müdafi Fahreddin Paşa’nın göndermesiyle İstanbul’da toplanmış. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi Kutsal Emanetler’in yanı sıra Osmanlı’ya hac yollarının ve organizasyonu ile Hicaz’ın da hâkimiyetini kazandırmış. Nitekim Osmanlı’nın sahip olduğu bu manevi gücün, kazandığı siyasi ve ekonomik başarı ile bütünleştiği görülüyor. Prof. Dr. Mustafa Alkan bu bütünlüğü şöyle açıklıyor: “Memlûkler’in Haremeyn-i Şerîfeyn’i koruma ve İslam haccını organize etme imtiyazları, onların nüfuzunu İslam dünyasında artırmıştır. Sultan Baybars’ın Kudüs’ü haçlılardan geri almasıyla, Sultan Baybars ve haleflerine ‘Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn’ denilmiştir. Bu unvanın onlara İslam dünyasında büyük bir prestij sağladığı söylenebilir. Öyle ki Osmanlı padişahlarının dahi, İstanbul’un fethine kadar, Memlûk sultanlarına ‘Halife Babam’ şeklinde hitap ettikleri kaynaklara yansımıştır. Hilafetin, Kutsal Emanetler’in, Hicaz bölgesinin ve Kudüs’ün Osmanlılara geçmesi, Hilafet ve Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn unvanlarının Osmanlı padişahının manevi şahsında birleşmesi ve İslam haccının organizasyon görevinin intikali, İslam dünyasında Osmanlılara müthiş bir saygınlık sağlamıştır. Bugün İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye 57 İslam ülkesinin 33’ü ile halen üyelik süreci devam eden 4 ülke, toplamda 37 İslam ülkesi, Osmanlı Devleti’nden doğmuştur.”

 

SANCAK-I ŞERİF. (UKAB)

“Osmanlı’nın gücü Kutsal

Emanetler’e bağlı değil” Prof. Dr. Alkan, Osmanlı Devleti’nin İslam dünyası üzerindeki manevi nüfuzunu doğrudan Kutsal Emanetler’e bağlamanın gerçekçi olmadığını şöyle dile getiriyor:

“Karahanlı, Gazneli, Selçuklu, Eyyubi, Memlûk ve Osmanlı devletlerinde yöneten hanedan ile bu devletlerin temel unsuru olan Türklerin, insanlık tarihinin en yıkıcı ve büyük savaşları olan Haçlı ve Moğol istilalarına karşı mücadele etmeleri yani en az bin yıl İslam’ın bayraktarlığını ve müdafaasını yapmaları ve 1517 yılından itibaren de 407 yıl hilafet tahtında oturmalarıdır. Bu en az bin yıllık güvenle, Kutsal Emanetler’i de ancak Türklerin koruyabileceği inancı sebebiyle, bu emanetler Osmanlı payitahtında muhafaza altına alınmıştır, diye düşünüyorum. Kutsal Emanetler’in Osmanlı padişahlarının yanındaki değeri sınırsızdır. Öyle ki Kutsal Emanetler, Topkapı Sarayı’nın Hırka-i Saadet Dairesi’nde, padişaha en yakın Enderun Ağası olan Has Odabaşı tarafından korunur, burada 24 saat Kuran okunurdu. Kutsal Emanetler arasında yer alan en önemli emanet, Hz. Peygamber’in Sancak-ı Şerif ’idir. Osmanlı ordusu sefere çıkarken, hafızların Fetih suresini okuması eşliğinde, Hırka-i Saadet Dairesi’nden Sancak-ı Şerif ’i alıp, Bâbü’s-Saâde’nin önünde göndere asmak bizzat padişahın görevi kabul edilmiştir. Burası eşsiz bir kutsiyet kazanmıştır.”

Kutsal Emanetler

Topkapı Sarayı’nda 500 yıldır muhafaza edilen Kutsal Emanetler içerisinde Hz. Peygamber’in eşyalarının yanı sıra Kâbe’nin Anahtarı, Hz. Peygamber’in Kılıcı, Hz. Davut’un Kılıcı, Hz. Musa’nın Asası, Hz. İbrahim’in Tenceresi gibi diğer peygamberlerin eşyaları da bulunmaktadır. Hz. Peygamber’e ait eşyalardan bazıları şöyledir:

Hırka-ı Saadet

Peygamber efendimizin Topkapı Sarayı’nda altın ve gümüş sandık içerisinde muhafaza edilen hırkasına verilen ad. Yazdığı güzel kasidesinden dolayı, Eshâb-ı kirâmdan Ka’b ibni Zübeyr’e Peygamber Efendimiz tarafından hediye edilmişti. Hırka-i Saadet, Mısır’ın fethi üzerine Mekke Şerîfi tarafından diğer Mukaddes Emanetler ile birlikte Yavuz Sultan Selim Han’a teslim edildi.

Sancak-ı Şerİf

Hz. Muhammed zamanında kullanılan kutsal sancak. Topkapı Müzesi’nde Mukaddes Emanetler arasında muhafaza edilmektedir. Siyah softan yapılmıştır. İstanbul’a gelişi hakkında çeşitli rivayetler vardır. ‘Ukab’ adı verilen bu sancak, Mısır Kölemen Beyleri’nden Hayır Bey tarafından Sultan Selim Hana gönderilmiştir.

Sakal-ı Şerİf

Sakal-ı Şerif, Peygamber Efendimizin mübarek sakal-ı şeriflerinden Müslümanlar tarafından alınıp, saklanan ve günümüze kadar gelen Mukaddes Emanet’e verilen ad. ‘Lıhye-i seadet’ ve ‘Lıhye-i şerif ’ diye de bilinen sakal-ı şerif mübarek ay, gün ve gecelerde Müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Hz. Peygamber’İn (SAV) Ayak İzİ

Sakal-ı Şerif, Peygamber Efendimizin mübarek sakal-ı şeriflerinden Müslümanlar tarafından alınıp, saklanan ve günümüze kadar gelen Mukaddes Emanet’e verilen ad. ‘Lıhye-i seadet’ ve ‘Lıhye-i şerif ’ diye de bilinen sakal-ı şerif mübarek ay, gün ve gecelerde Müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir.

Dendan-ı Saadet (Hz. Peygamber’İn (SAV) kırılan dİşİ)

Uhud Savaşı’nda kırılan mübarek dişinin bir parçasıdır. Sultan Mehmed Reşad tarafından yaptırılan taşlarla süslü altın bir mahfazada saklanmaktadır.

Topkapı Sarayı Müzesi’nde 500 yıllık gelenek

Kutsal Emanetler, bugün müze olarak varlığını sürdüren Osmanlı’nın merkezi Topkapı Sarayı’nda 500 yıldır olduğu gibi korunuyor ve ziyaretçiler için teşhir ediliyor. Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-ı Saadet ve Kutsal Emanetler Dairesi Sorumlusu Sevgi Ağca Diker, emanetlerin yüzyıllardır nasıl korunuyorsa aynı gelenekle korunmaya devam edildiğini vurguluyor. Diker, Kutsal Emanetler’in bugüne kadar nasıl bir ritüelle korunduğunu şöyle anlatıyor:

SEVGİ AĞCA DİKER. TOPKAPI SARAYI MÜZESİ HIRKA-I
SAADET DAİRESİ VE KUTSAL EMANETLER SORUMLUSU

“Sarayın geleneğine göre bütün Kutsal Emanetler, yedi ya da dokuz kat, bazen daha fazla saf ipek kumaştan bohçalara sarılmış. Sonra o bohçalar özel yapım sedef kutuların içine konulmuş ve o sedef kutular tekrar bohçalara sarılmış. Bu bohçalar da has odanın içindeki niş dolapların içinde saklanmış. Cumhuriyet’e kadar böyle süregelmiş. Eskidikçe bohçalarını değiştirmişler. Nöbet değişimi ile çalışan, temizlik ve bakım yapan bir ekip var. Bu has oda teşkilatı lağvedildikten sonra has oda hademeleri ile ilgili bir teşkilat kuruluyor. Bunların tek işi Hırka-ı Saadet’in ve oradaki Kutsal Emanetler’in bakımını yapmak. Cumhuriyet’in ilanından bir yıl sonra Topkapı Sarayı müze oluyor ama bir süre Kutsal Emanetler’e yaklaşamıyorlar. Çünkü saraydan kalan görevliler, eserlerin kendilerine emanet olduğunu söyleyerek müze görevlilerini içeri almıyorlar. Sonra müzenin çalışma biçimini gördükten ve iyi korunacağından emin olduktan sonra bu emanetler envantere yazılıyor. Öyle ki odanın süpürülmesinde kullanılan süpürgeyi bile kayıt altına almışlar. Bazı yayınlarda envantere kayıtlı olanlar, Kutsal Emanetler listesi gibi gösteriliyor ama öyle değil. Hz. Peygamber, çok sade yaşayan bir insan ve çok fazla kıyafeti yok. Kutsal Emanetler içinde mesela Hz. Peygamber’in Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin minesi var. Her padişah özel muhafazalar yaptırıyor. Son olarak Sultan Vahdettin’in yaptırdığı muhafaza ile günümüze ulaşmış. Sakal-ı Şerif ’ler, yine padişahlar tarafından yaptırılan kıymetli muhafazalarla günümüze ulaşıyor.” Hırka-ı Saadet ve Kutsal Emanetler Dairesi’nin sorumluluğunu 2005’te devralan Sevgi Ağaca Diker, emanetlere uyguladıkları bakımı şöyle açıklıyor:

“Kutsal Emanetler’e bakımın nasıl yapılması gerektiğini tartışırken, eserlerin kondisyonunun çok iyi olduğunu gördük ve mevcut şartları değiştirdiğinizde çok hızlı bir bozulmanın olmayacağının garantisi yok. O yüzden de mevcut hallerini daha da iyileştirerek, süregelen geleneklere göre korumayı uygun gördük. Saray geleneğini devam ettiriyoruz.

Haftalık, 21 günlük ve yıllık temizliklerimiz var. Mesela Hırka-ı Saadet altın bir mahfazanın içinde, bir altın mahfazanın içine konulmuş. Orada yine bohçalara sarılmış. O ipek bohçaların üstü de 22 ayar altınla işlenmiş. İpek ve altının kondisyonunun çok iyi olduğunu görüyoruz. Bir bu kadar yıl daha yaşayabilir. Bu yüzden 500 yıldır süregelen bu usulün devam ettirilmesine karar verdik. Bununla birlikte belli zamanlarda eserleri dinlendiriyoruz. Açarak havalandırıyoruz. Özel cihazlarla tozlardan arındırıyoruz. Sonra yine eski usulüne geri döndürüyoruz. Gelenekle moderni birleştirmenin yolunu bulduk.

HIRKA-I SAADET

Hedefimiz bu eserlerin bir 500 yıl daha kalmasını sağlamak. Mesela Hırka-ı Saadet hiçbir zaman açık şekilde sergilenmiyor. Çünkü gün ışığının, flaşların ve ortam değiştirmenin ne yapacağını bilemeyiz. Bir yıl sonra ortada eser diye bir şey kalmayabilir. Nitekim kazılarda sağlam çıkan eserlerin ortam değiştiği anda çok hızlı şekilde yok olduğunu görüyoruz. Diyelim ki herhangi bir eserin bohçası yıpranmış, onu saf ve hiç boya kullanılmamış ipekle onarıyoruz. O dış bohçaların üzerine bir de asitsiz kâğıtlar sarıyoruz. Bu şekilde korumaya devam ediyoruz. Şu an devraldığımızdan daha iyi durumda. İnşallah daha da iyi duruma getireceğiz. Kutsal

Emanet kabul edilen bütün eserler şu anda teşhirde. Hz. Fatıma’nın hırkasını da restorasyondan sonra teşhire çıkardık. Bazen eserleri bu şekilde dinlendirmek için teşhirden çekiyoruz.”

SAKAL-I ŞERİF

Destimal Odası üç dinin de temsili

Destimal Odası’nın üç semavi dini temsil etmesi yönünde teşhir ettiklerini belirten Diker, Osmanlı’nın diğer semavi dinlerin ve peygamberlerin emanetlerini de sahiplendiğinin ve üç semavi dinin hamiliğini üstlendiğinin altını çiziyor:

HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) AYAK İZİ

 

“Biz buraya Hırka-ı Saadet diyoruz. Çünkü Hırka-ı Şerif Camii’ndeki Veysel Karani’ye hediye edilen hırka ile karışsın istemiyoruz. Saray da bunu kullanmış. Buraya Hırka-ı Saadet, oraya Hırka-ı Şerif demiş. Törenleri burada padişah yönetmiş. Orada Valide Sultan yönetmiş. Devletin eli oradan da eksik olmamış ama terminoloji farklı. Burada Hz. Peygamber’in hırkası, dişinin minesi, sakalı şerifleri, İslam’a davet mektupları gibi İslam dinine ait emanetlerin yanı sıra diğer semavi dinlere ait eserler de mevcut. Hz. Musa’nın Asası, Hz. Yusuf’un Amamesi, Hz. Davut’un Kılıcı, Hz. İbrahim’in Tenceresi gibi… Fatih, İstanbul’u aldığında Bizans hazineleri arasında Hz. Yahya’ya ait rövikleri buluyor ve hazinede sergiliyor.”

HZ. MUHAMMED’İN (SAV) KILICI

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)