Yeni dönemde Türkiye – ABD ilişkileri

ABD’de Trump yönetiminin göreve gelmesi ile birlikte Türkiye ile ilişkilerin nasıl bir seyir izleyeceği merak konusu. İki ülke arasında, Suriye krizi ve FETÖ elebaşının iadesi konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor. Bir diğer konu da tarafların İsrail ile ilişkilerinin mevcut durumu. Konular, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Tillerson’un Ankara ziyaretinde de gündemdeydi. Ankara, beklentileri konusunda net mesajlar verdi.
Yayın Tarihi: Nis 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 25 mins

Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin geçmişi Cumhuriyet dönemi ile sınırlı değil. Daha 1800’lü yılların başlarında; Akdeniz’deki ticari faaliyetlerini güçlendirmek isteyen Amerika, Osmanlı ile ilişkilerini geliştirmek yönünde adımlar atıyordu. Tablo, Cumhuriyet’in ilanından sonra da değişmedi. Lozan Anlaşması sonrasında ortaya çıkan tablo, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ankara’nın takip ettiği politika ve Soğuk Savaş yıllarında Batı’ya verilen açık destek, ilişkilerin dönem dönem çalkantılar yaşansa da genel olarak olumlu bir seyir izlemesini sağladı. Bugün ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssüne ev sahipliği yapan Türkiye ile ilişkiler Washington yönetiminin öncelikli konularından birisi. Giderek güçlenen ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkiler; her iki ülkede yapılan liderlik seçimlerini de önemli hale getiriyor. Değişen yönetimlerin izleyecekleri olası politikalar tartışılıyor, yapılan analizlere göre yeni açılımlar belirleniyor.

Trump’ın politikaları

Geride bıraktığımız kasım ayında ABD’de gerçekleşen başkanlık seçimleri, bu açıdan Türkiye tarafından da yakından takip edildi. Seçimin kazananı olan Trump’ın izleyeceği Türkiye politikası ve bu politikaların doğuracağı olası sonuçlar da bu dönemde yavaş yavaş şekillendi.

Şüphe yok ki, ikili ilişkilerin güncel başlıkları, Suriye krizi ve terör örgütü FETÖ elebaşı Gülen’in iadesi… Donald Trump, daha seçim propagandası döneminde Suriye’deki iç savaşa yönelik; rakibi Clinton’ın terör örgütü YPG’yi destekleyen açıklamalarına mesafeli olmadığını gösterdi. Trump, temmuz ayında bir gazeteye verdiği röportajda “Ben Kürtlerin büyük hayranıyım” demişti. Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın farklı görüşte olduğunun hatırlatılması sonrasında ise “İdeali, onların hepsini bir araya getirmek olur. Ve bu bir olasılık olur. Ama ben Kürt güçlerin büyük bir hayranıyım. Aynı zamanda, Türkiye’yle potansiyel olarak çok başarılı bir ilişkimizin olabileceğini düşünüyorum. Ve ikisini bir şekilde bir araya toplamak gerçekten harika olacaktır” yanıtını vermişti.

Bu açıklamalar tahmin edildiği gibi Ankara tarafından yakından izlenmiş ve gerekli önlemler alınmıştı. Trump’ın başkan seçilmesi sonrasında da bu yaklaşımın kabul edilemez olduğu her platformda açık bir dille vurgulandı.

Amerikan ordusuna bağlı askerlerin Kürt unsurlara eğitim verdiğini hatta silah ve askeri malzeme yardımı yaptığını gösteren görüntülerin medyaya yansıması ise yine Ankara’nın tepkisine neden oldu.

Ankara, ABD’nin Suriye hava üssüne gerçekleştirdiği operasyona destek verdi.

Ankara, ABD’nin Suriye hava üssüne gerçekleştirdiği operasyona destek verdi.


Suriye politikasındaki farklılık

Trump sadece bölgedeki Kürt terör unsurlarına yaklaşımıyla değil, Esed yönetimine yönelik söylemleriyle de tepki çekti. Esed’ın Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olabileceği yönündeki açıklamalara da Türkiye tepkiliydi. Türkiye’nin tepki gösterdiği bir diğer konu da ABD’nin Suriye’deki soruna İsrail’in güvenliği perspektifinden bakıyor oluşuydu.

Ancak nisan ayı başında Esed güçlerinin gerçekleştirdiği ve 50 kişinin hayatına mal olan kimyasal silah saldırısı, Beyaz Saray’ın söylem ve eylem değişikliğine neden oldu. ABD Başkanı Trump, 5 Nisan günü yaptığı açıklamada Suriye’nin İdlib kentindeki kimyasal silah saldırısını kınadığını belirterek, “Esed rejiminin iğrenç faaliyetlerine müsaade edilemez.” dedi. Bu açıklama, kendisinin Türkiye’nin savunduğu kriterlere yaklaştığının bir işareti olarak yorumlandı. ABD ordusu, Beyaz Saray’dan gelen açıklamanın hemen sonrasında da Humus’taki Şaryat Havaüssü’ne bir hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu, ABD’nin Suriye’de iç savaşın başlaması sonrasındaki ilk direkt müdahalesiydi. Hava saldırısı Türkiye tarafından olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi. Ancak yapılan tüm açıklamalarda Esed rejiminin sona ermesi için atılacak daha çok adım olduğu ayrıntısı yer aldı. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’tan yapılan açıklamalarda harekâtın doğru bir adım olduğu ve devamının gelmesi için gerekli desteğin verilebileceği belirtildi.

Bu adımlara rağmen soru işaretleri ve belirsizlik hâlâ varlığını sürdürüyor. Türkiye ve ABD ilişkilerinin yeni dönemde nasıl seyredeceği konusunda yapılan yorumların merkezinde ise, Trump’ın henüz dış politikaya hâkim bir tavır sergileyememiş olduğu gerçeği bulunuyor.

Suriye ve benzeri bölgesel krizlerin her birine bakıldığında, Amerikan gücünün dünya siyasetinde oynadığı dengeleyici rol daha da açık ortaya çıkıyor.

Bunun Türkiye’yi ilgilendiren kısmı ise Suriye. Suriye’de Obama siyaseti bir boşluk bırakmış, bu boşluktan en çok geleneksel Amerikan müttefikleri zarar görmüştü. Türkiye de bunların başında geliyor. Hatta Obama döneminde oluşturulan politikalar, Türkiye’ye karşı PYD gibi bir terör örgütünü destekleyerek Suriye’deki çözümsüzlüğe katkı sundu.

Türkiye ve diğer aktörler şimdi hep beraber yeni Trump yönetiminin nasıl bir pozisyon alacağını bekliyor. Eğer Trump, Suriye iç savaşında çözüm yönünde bir irade koyarsa, o zaman hangi aktörlerle iş tutacağı gündeme gelecek.

Trump’ın kendisi böyle bir tavır ortaya koyduğunda, Türkiye’yi ve onun çıkarlarını göz ardı etmeyeceği güçlü şekilde dile getiriliyor.

Türkiye – Rusya yakınlaşması

Burada uzmanların dikkat çektiği bir diğer konu da Türkiye ve Rusya arasında son dönemde güçlenen ilişkilerin Washington tarafından yakından izlenmesi. Özellikle Suriye’de daha etkin olma çabasındaki ABD’nin bu yakınlaşmaya yönelik yeni politikalar üreteceği, bunun da Türkiye’nin tepkisine neden olan politikalarda revizyona gidilmesi yoluyla gerçekleşebileceği belirtiliyor.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Yılmaz, ABD’nin Suriye’ye yönelik olarak gerçekleştirdiği ve Türkiye’nin de desteklediği hava harekâtının Rusya’ya da bir yanıt niteliğinde olduğu görüşünde:

“Amerika Birleşik Devletleri dünya sistemi içinde Rusya’ya karşı Obama döneminde kaybettiği üstünlüğü Trump dönemiyle birlikte yeniden ele almak istiyor. Aslında bu saldırı ‘Ben yeniden bu coğrafyaya etkin bir şekilde geri döneceğim’ manasına da geliyor.”

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı’ya göre, Amerika’nın Suriye’nin bir üssünü vurması bir gözdağı verme, bu bağlamda bugüne kadar Obama döneminin suskunluğunu aşma, daha farklı bir başkanlık dönemi başlangıcını gösterme çabasının bir sonucu:

“Operasyonun Arap basınında ve Arap politikasının bunu çok mutlu ve kutlu karşıladığını görüyoruz. Amerikan politikasının böyle bir Suriye politikası ile girişimciliğe doğru gitmesi yani daha çok müdahaleci bir dış politika sinyalleri vermek istemesi, bir de tabii Rusya ile olan ilişkilerini çok etkileyecek gibi gözüküyor. Birçok açıdan Trump’ın elinde farklı arayışlar var. Birincisi kendi iç kamuoyunda özellikle Rusya seçimleri karıştırmakla suçlandı. Kendi atamalarıyla ilgili sıkıntılar yaşadı. Parlamento’da yani Amerikan Kongresi’nde birçok yasayı geçirmekte sıkıntı çekiyor. Yani kendini ispatlamak açısından böyle bir askeri müdahale şeklinde bir adıma gitmek kendisine puan kazandıracak diye düşünüyor. Her dönem savaşla ilgili durumlar Amerikan kamuoyunda destek görüyor. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, Suriye’de ‘Tomahawk’ vuruşunu alkışla karşıladılar hep beraber. Dolayısıyla Başkan’ın bir nevi kendi rüştünü ispat eme arayışı da var.”

İsrail’in güvenliği tartışması

Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin önemli bir mihenk taşı olan İsrail ile ilişkiler Suriye krizinde de ön planda. ABD’nin politikalarını İsrail’in güvenliği perspektifiyle oluşturuyor olması Türkiye’nin itiraz noktalarından birisi. Ankara, öncelikli sorunun ülkedeki insani krizin sona erdirilmesi olduğunu sık sık dile getiriyor.

Prof. Dr. Salih Yılmaz, ABD operasyonunun İsrail’den gelen çağrının hemen sonrasında gerçekleştirilmiş olmasına dikkat çekiyor:

“Trump her ne kadar şu anda Suriye’de bir harekât, bir bombalama yapmış olsa da birkaç gün önce kimyasal saldırıdan sonra belki çoğumuz bunu gözden kaçırdık ama İsrail’den bir açıklama vardı. İsrailli Bakan kimyasal saldırı sonrası mutlaka Esed kuvvetlerine karşı harekete geçilmesi gerektiğine dair bir pas attı Amerika Birleşik Devletleri’ne ve bu sayede Amerika çok ani bir saldırı yaptı. Çünkü İsrail ve bölge ülkeleri, başta Suudi Arabistan olmak üzere İran’ın Suriye’de etkin olmasından İranlı Hizbullah ve İran güçlerinin Lübnan sınırı başta olmak üzere Golan Tepeleri ve Ürdün sınırlarında bir şekilde etkin olmasından rahatsızlar. Ayrıca son dönemde İran’ın sadece Suriye’de değil Yemen, Irak gibi bölgelerdeki etkinliği bölge ülkelerini endişelendiriyor. Bu şartlar altında şunu söyleyebiliriz; Esed şu anda görünen bir hedef olsa da Amerika Birleşik Devletleri’nin asıl hedefi bundan sonra İran olacaktır.”

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı ise, konuya başka bir perspektiften bakıyor. Büyükakıncı’ya göre İsrail, Esed rejiminin sonlandırılması konusunda çok da istekli değil:

“İsrail, çok mutlu ve kutlu bir şekilde karşılamadı bu saldırıyı. Çünkü hava üssünde daha çok sivillerin ölümüyle açıklanan bir muhasebe ile karşı karşıyayız. Esed’in kalması gitmesi konularında İsrail çok net bir şey söylemek istemiyor; çünkü Esed’den sonra kimin geleceği de tam garanti değil. Yaralı bir liderle devam etmek herkesin işine geliyor. Dolayısıyla Esed’ın elini zayıflatıp ona karşı olan yapılarla müzakere etmek bir şekilde Amerika’nın da arzusu.

Esed’i ve var olan müzakere sürecinde diplomatik savaşı bitirme sürecini yönlendirmeye çalışacaklar. Fakat bu işin daha çok DAEŞ konusundan çok Esed’e yönelik bir müdahale olarak sürmesi, Suriye savaşını daha da komplike bir hale getirecek gibi görünüyor.”

Yeni dönemde, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin bir diğer yumuşak karnı da terör örgütü lideri Gülen’in iadesi ile ilgili tartışmalar. Trump bugüne kadar Gülen’in iadesi konusunda net bir açıklamada bulunmadı. ABD’li yöneticiler sık sık bunun yargının bir işi olduğunu belirterek topu taca atsa da Türkiye ısrarlı bir şekilde beklentilerini yinelemeye devam ediyor. Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki ismin Gülen olduğunu ispatlayan klasörler dolusu belgeyi ABD’li makamlara iletmiş durumda.

Tüm bu başlıklar, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın 30 Mart’ta gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinde gündemdeydi. Tillerson ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım tarafından kabul edildi. Konuk Dışişleri Bakanı, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile de bir araya geldi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN GEÇEN AY ABD DIŞİŞLERİ BAKANI REX TILLERSON'I KABUL ETTİ.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN GEÇEN AY ABD DIŞİŞLERİ BAKANI REX TILLERSON’I KABUL ETTİ.

Erdoğan’dan Tillerson’a net mesaj

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Erdoğan ve Tillerson arasında basına kapalı gerçekleştirilen kabul, 2 saat 10 dakika sürdü. Bu süre, görüşmenin kapsamının büyüklüğünü de gösteriyordu. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Suriye ve Irak’ta başta DAEŞ olmak üzere terör örgütleriyle mücadeleyi sürdürme kararlılığının vurgulandığı kabulde, bu çerçevede ne gibi ortak adımlar atılabileceği ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, terörle mücadelede doğru ve meşru aktörlerle çalışmanın önemli olduğuna da dikkati çektiği belirtildi. Kabulde gerek ikili ilişkilerde gerekse bölgesel meselelerde iki ülke arasındaki işbirliğini daha da güçlendirmenin önemi üzerinde duruldu.

Kabulde ayrıca terör örgütü FETÖ elebaşının iadesiyle ilgili süreç ve örgüt mensuplarının ABD’deki faaliyetlerinin önlenmesi konularının da ele alındığı kaydedildi.

Tillerson’un Başbakan Binali Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinde de benzer konular masadaydı.

Beklenen açıklama baş başa görüşme sonrasından iki dışişleri bakanından geldi.

Geçmiş yönetim döneminde taraflar arasındaki ilişkileri etkileyen bazı olaylar olduğuna dikkat çeken Çavuşoğlu, “Bunlardan bir tanesi Suriye’de DAEŞ ile mücadele ederken hep birlikte, geçmiş yönetimin YPG/PYD ile işbirliği ve YPG’ye verdiği destektir. Amerikan yönetimi ve ilgili askerler dahil, kurumlar ABD’de, YPG ile PKK’nın bir farkının olmadığını kabul ediyorlar. PKK terör listesinde ama maalesef Suriye’de YPG ile işbirliği geçmiş dönemde gördük ve geçmiş yönetimin YPG’ye destek verdiğini de üzülerek gördük” diye konuştu.

Terör örgütü DAEŞ’i yenmek ve bölge içinde istikrar sağlamanın yanı sıra iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmeyi amaçladıklarını ifade eden Tillerson, uzun yıllardır NATO müttefiki olduğunu hatırlattığı Türkiye’nin aynı zamanda DAEŞ karşıtı küresel koalisyonda da yer aldığına vurgu yaptı.

Rex Tillerson’un toplantı sırasında kendisine yöneltilen, “Bakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin YPG ve PKK arasında ayrım yapmadığını söylüyor. Bu konuda görüş ayrılığı nasıl giderilecek” sorusuna verdiği yanıt dikkat çekiciydi:

“DAEŞ ile mücadele konusunda şunun tekrar altını çizmek istiyorum. Türkiye ve ABD’nin DAEŞ’i yenme konusundaki taahhüdünden herkes emin olsun. Koalisyonun amacı budur. Dünya üzerinde terör nerede ortaya çıkıyorsa bu koalisyonla karşı karşıya gelecektir. Kimse bundan şüphe etmesin. Bu sonuca ulaşmak için kullanılan taktikler ise işte orada bu önemli ortaklarımızla bir araya gelmeliyiz. O noktada karar almamız gerekiyor.

Koalisyon üyelerinin bir araya gelip askeri faaliyetler konusundaki tartışmaları bu sebeple devam ediyor. Tartışmalar devam edecektir. Bugün de tartışmalar devam etti. Ne tarz seçenekler, opsiyonlar var önümüzde, üstünden gittik. Açıkça söylüyorum, bunlar zor kararlar ve zor seçimler, farkındayım ama bu çok açık faydalı tartışmalar olmaya devam ediyor. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim, ABD ve Türkiye bu koalisyonun ortağı olmaya devam edecektir.”

ABD’de gerçekleşen yönetim değişikliği sonrasında iki ülke arasında gerçekleşen bu önemli temas, ikili ilişkilerin gelecekteki seyri konusunda da önemli ipuçları verdi. ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyaretini değerlendiren Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Yılmaz, ziyaret sırasında tarafların bugüne kadar savundukları ilkeleri yinelediklerini belirtiyor: ”

ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti daha çok Suriye’de DEAŞ’a karşı yürütülecek Rakka Operasyonu, PYD ile ilişkiler ve Karadeniz’de NATO’nun etkinliğine dair konulardır. Bu şartlarda Rakka Operasyonu konusunda Türkiye’ye alternatif planlar sunulmuştur. Fakat Türkiye de karşı plan olarak PYD’siz bir operasyon seçeneği üzerinde yoğunlaşmıştır.”

“Türkiye, sınırı olan Suriye konusunda öne sürdüğü argümanlarda şimdiye kadar hep haklı çıktı” ifadesini kullanan Prof. Dr. Salih Yılmaz, Trump’ın güvenli bölge konusundaki söylemlerinin umut verici olduğunu dile getiriyor:

“Daha önce DEAŞ başta olmak üzere tüm terör örgütleriyle etkili mücadele ve mültecilerin Suriye sınırları içinde güvenli bir bölgede ikamet etmesine dair sunduğu planların zamanla değerinin anlaşıldığını görüyoruz. Zaten Trump da iktidara gelir gelmez güvenli bölgeler konusunda Türkiye’nin planını destekler mahiyette açıklamalarda bulunmuştur. Türkiye’nin ABD’ye verdiği tepkilerin daha çok uyarı niteliğinde olduğunu görüyoruz. ABD’nin son iki yıldır yürüttüğü politikalara bakıldığında Türkiye’nin daha sert bir karşılık vermesi gerekirdi.”

ABD-Türkiye ilişkilerinde belirleyici unsurlardan birisini de FETÖ’nün bu ülkedeki faaliyetleri oluşturuyor. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Yılmaz; ABD’nin, FETÖ lideri ve diğer kaçaklara karşı çözüm üretmediği sürece Türkiye ile sağlıklı bir ortaklık kuramayacağını savunuyor.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)