Rejime Türk halkı karar verecek

Fransa'da bulunan Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS) Direktör Yardımcısı Prof. Dr. Didier Billion, Türk dış politikasını Batılı bir uzman gözüyle değerlendirdi. Billion'a göre, Türkiye büyük bir uluslararası güç olmaya devam edecek.
Yayın Tarihi: Mar 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 15 mins

PROF. DR. DIDIER BILLION. ULUSLARARASI VE STRATEJİK İLİŞKİLER ENSTİTÜSÜ (IRIS) DİREKTÖR YARDIMCISI.

Son zamanlarda dünya karmaşık bir dönemin içinden geçiyor. Özellikle ABD’de Donald Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte dünya genelinde dengeler de değişmeye başladı. Türkiye ise özellikle 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin ardından yepyeni bir sürece girdi. Öyle ki Türk dış politikası, yüzyılın son çeyreğinin en hareketli zamanlarını geçiriyor. Darbe girişiminin ardından Avrupa Birliği ile müzakerelerde gelinen son durum, Trump dönemi ile ABD ilişkilerinin yeni bir döneme gireceği beklentisi, Rusya ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile yakınlaşılması, Suriye’de Fırat Kalkanı operasyonunu da göz önünde bulundurduğumuzda, sıcak günler yaşandığını söylemek mümkün. Peki Türkiye’nin dış politikadaki tüm bu dengeli ama etkili tutumu dışarıdan bakınca nasıl görünüyor? Merkezi Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS) Direktör Yardımcısı Didier Billion’a dış politikada gelinen son noktayı sorduk.

Türkiye’nin dış politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Her şeyden önce itiraf etmeliyim ki etrafınızda İran, Irak ve Suriye gibi ülkeler bulunduğunda akıcı bir dış politika geliştirmek, komşularınızın Belçika, Almanya, İsviçre veya İspanya olmasındakinden sonsuz derecede daha zordur. Bu nesnel zorluğa rağmen, bundan sonra hatalara ve bence özellikle Suriye konusundaki hatalara rağmen, Türkiye artık uluslararası alanda kendini ortaya koyan ve 360 derecelik bir dış politika geliştiren bir ülke haline geldi. Yani birçok engele rağmen, Türkiye büyük bir bölgesel ve uluslararası güç olmaya devam edecektir. Çünkü farklı veya çatışan çıkarların kesişim noktasında bulunması, Türkiye’nin esas kuvvetini ve potansiyel çekim gücünün temelini oluşturmaktadır.

“Fransa’da anayasa hukuku uzmanlarının yarı başkanlık rejimi olarak adlandırdıkları bir rejim var ve demokratik özgürlüklere saygı gösteriliyor.”

 

Türkiye’nin, Rusya ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile yakınlaşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında bunlar iki farklı konu ve karşılaştırılamaz. Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşma, iki ülkenin dış politikalarının şekillenmesinde yapısal bir unsur oluşturacaktır ve bu yakınlaşmanın gelecek iki – üç yıl içinde güçleneceğini düşünüyorum. Buna karşılık, bu Şanghay İşbirliği Örgütü’yle karşılaştırılamaz. Güvenlik ve terörizmle mücadele dışında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün siyasi ve ekonomik realitesi çok zayıftır. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nü karşı karşıya getirdiği zaman bu pek de ciddi olmuyor. Rusya temel bir ortaktır, Şanghay İşbirliği Örgütü küçük bir ortaktır.

“Türkiye, uluslararası alanda kendini ortaya koyan ve 360 derecelik dış politika geliştiren bir ülke haline geldi.”

 

AVRUPA PARLAMENTOSU.

AVRUPA PARLAMENTOSU.

 

“Yıllarca Türkiye’ye ve bu ülkeye verdiği taahhütlerine saygı göstermeyen Avrupa Birliği’ne karşı oldukça katı bir tutumum var.”

 

Son günlerde yeni Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi gündemde. Bu sistemin etkisi nasıl olur?

Hangi rejimi istediğine karar verecek olan Türk halkıdır. Şahsen ben ne Türkiye’de ne Fransa’da ne de herhangi bir yerde başkanlık sisteminden yanayım. Aslında parlamenter rejimin farklı fikirlerin ve siyasi görüşlerin demokratik bir şekilde karşı karşıya gelmesini ve muhalefet partilerine saygı gösterilmesini sağlamakta çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Türkiye onlarca yıldır parlamenter rejimde yaşıyor ve başkanlık rejimi bence bir geriye gidiş olacaktır.

Öte yandan Türkiye’deki değişime Batı dünyası nasıl yaklaşıyor?

Soruna neden olan başkanlık sisteminin kendisi değil. Çok daha temel sorunları yaratanlar otoriterizm, demokratik hakların sınırlanması, parlamenter muhalefetin haklarına saygı gösterilmemesi, hukuk devletinin yavaş yavaş ortadan kalkmasıdır. Örneğin Fransa’da anayasa hukuku uzmanlarının yarı başkanlık rejimi olarak adlandırdıkları bir rejim var ve demokratik özgürlüklere saygı gösteriliyor. Yani soruna neden olan başkanlık sistemin kendisi değil, global siyasi durumdur.

“Avrupa Birliği egoizm gösteriyor”

Didier Billion, “Avrupa Birliği’nin göçmen politikası hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Söylenebilecek eksiler, Avrupa Birliği’nin bu kitlesel göçün getirdiği sorunlar ve insani dramla baş edecek güçte olmadığıdır. Her zaman tüm dünyaya dersler vermeye hazır olan Avrupa Birliği bu konuda çok kötü bir tutum sergiliyor. Dünyanın en zengin bölgelerinden biri olan Avrupa Birliği büyük bir egoizm gösteriyor, bundan üzüntü duyuyor ve bunu reddediyorum. Bu konuda politikamızı radikal bir şekilde değiştirmemiz, açık ve cömert bir kabul politikasını uygulamaya koymamız gerekiyor.”

Türkiye ve Rusya, Suriye’deki terör gruplarına karşı birlikte hareket ediyor. İki ülke arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Tabii ki DAEŞ ve Şam’ın Fethi gibi terörist gruplarla büyük kararlılıkla mücadele edilmesi gereklidir. Moskova uzun yıllardır bu konumdadır. Fransa, ABD, Türkiye ve başka birçok devletin de terörizme karşı gerekli mücadele konusunda anlaşmaya varmış olmalarına seviniyorum.

Türkiye, Fırat Kalkanı operasyonuyla sınır güvenliğini korumaya aldı. Bu durum iki ülke arasındaki ilişkiyi ne yönde etkiler?

Fırat Kalkanı operasyonunun 24 Ağustos 2016’da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vladimir Putin’i Saint Petersburg’da 9 Ağustos’ta ziyaret etmesinden tam iki hafta sonra başladığını biliyoruz. İki tarih arasındaki bağlantı açıktır, bu iki kişi arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılmıştır. Astana Konferansı bugün, Batılı güçlerin rolünün asgari seviyede olduğu bir ortamda, Türkiye ile Rusya arasında gerçek bir siyasi tamamlayıcılık olduğunu gösteriyor. Türkiye böylece kendini yeniden siyaset sahnesinin merkezine yerleştirmeyi başardı ve bu da önemli bir diplomatik başarı oldu.

Darbe girişiminin ardından Türkiye’nin, Avrupa’dan gereken desteği görmediğiyle ilgili tartışmalar var. Buna katılıyor musunuz?

Bu, tam olarak doğru değil. Avrupa Birliği ülkeleri darbe girişimini kınadılar ancak her seferinde de Türk hükumetinin demokratik haklara saygı göstermesini hatırlattıkları da doğrudur. Bu ne kabul edilebilirdi, ne de uygundu. Aslında bir ülke darbe kurbanı olduğu zaman şartsız bir şekilde desteklenmesi gerekir. Ancak darbe başarısızlığa uğratıldıktan sonra demokratik haklar tartışılabilir ama sadece daha sonra.

 

“Aslında bir ülke darbe kurbanı olduğu zaman şartsız bir şekilde desteklenmesi gerekir. Ancak darbe başarısızlığa uğratıldıktan sonra demokratik haklar tartışılabilir.”

Avrupa Birliği ile Türkiye’nin ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yıllarca Türkiye’ye ve bu ülkeye verdiği taahhütlerine saygı göstermeyen Avrupa Birliği’ne karşı oldukça katı bir tutumum var. Avrupa Birliği zorlu müzakerelerin devam ettiği sırada oyunun kurallarını değiştirdi ve bu kabul edilebilir bir şey değil. Şu anda iki taraf arasındaki ilişkiler kötü durumda. Bundan sonra tüm konuların yeniden ele alınması, ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ve anlaşmalara, ortaklaşa kararlaştırılmış tüm anlaşmalara saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerini güçlendirmelidir; bu, iki tarafın da çıkarınadır. İki tarafın birbirine doğru birer adım atması ve gelecek 10-15 yıl boyunca karşılıklı ilişkilerinin perspektifinden bakmaları gerekir.

Sizce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan nasıl bir lider profili çiziyor?

Bir Fransız vatandaşı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini onaylamam veya kınamam gerekmiyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda seçildi. Partisi 2002’den beri 12 seçim yarışı kazandı. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan meşrudur. Yine de Türkiye’de demokratik özgürlüklerin kısıtlanması konusunda endişeliyim. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uyan tüm vatandaşlar, iktidarın görüşlerine aykırı olsa bile inandığı düşünceleri serbestçe ifade edebilmelidir. Bu, demokrasinin temelidir. Örneğin yakın arkadaşım gazeteci Kadri Gürsel’in, fikirlerinden dolayı hapse atılmış olması kabul edilemez.

Halk desteğinin gerekçeleri neler sizce peki?

Birçok sebep var. Öncelikle 10 yıl boyunca çok iyi ekonomik sonuçlar elde edildi. Türklerin ortalama yaşam seviyesi dikkate değer derecede arttı ve AK Parti’nin uyguladığı ekonomi politikaları sayesinde önemli bir orta sınıf güç kazandı. Ayrıca, Recep Tayyip Erdoğan seçmenleri nezdinde inkâr edilemez bir karizmaya sahip ve hâlâ Türkiye’nin yüzleşmek zorunda olduğu birçok zorlukla mücadele eden kişi olarak görülüyor. Ancak ekonomik sonuçlar aynı seviyede kalmazsa, gerginlik stratejisi devam ederse, Cumhurbaşkanı’nın toplumsal ve seçmen tabanının bir kısmını kaybetme riski bulunuyor.


“Türkiye, Filistin’e desteğe devam etmeli”

 

Billion’un Türkiye – İsrail ilişkilerine ilişkin ifadeleri ise şöyle: “Türkiye ile İsrail’in normal ilişkilerine geri dönmüş olmaları mantıklı ve olumludur. Asıl mesele şu ki diplomatik, siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerin yeniden başlatılmasının ötesinde, İsrail’in yerleşimcilik politikasına karşı ve adına layık bir Filistin Devleti’nin kurulması için yorulmaksızın mücadeleye devam etmek gerekiyor. Türkiye’nin Filistinlilere destek yolunda yürümeye devam etmesini ve bu anlamda inisiyatif almasını diliyorum. Neden Fransa’yla birlikte olmasın? İsrail ile diplomatik ilişkileriniz olabilir ancak hükumetinin politikasını kabul etmeyebilirsiniz. Tel-Aviv’in Filistin halkına uyguladığı politikayı eleştirmek hakkımızdır.”

 

“Türkiye geleneksel ittifaklarını sürdürür”

“Bu aşamada, Donald Trump’ın gelecek 2-3 yıl içinde uygulamaya koyacağı dış politikayı tahmin etmekte çok zorlanıyorum. O, fevri ve duygusal bir insan, oysa siyasi yetkililerin ve diplomatların temel niteliği her koşulda sakinlik ve soğukkanlılıklarını korumalarıdır. Daha genel bir ifadeyle, Recep Tayyip Erdoğan bazen aksini söylese de Türkiye’nin aslında ABD başta olmak üzere geleneksel ittifaklarını sürdüreceğini düşünüyorum.”

“Fırat Kalkanı, Türkiye’yle Rusya’nın Suriye konusunda anlaşmasından sonra başladı. Türkiye kendini siyasetin merkezine yerleştirmeyi başardı. Bu önemli bir diplomatik başarı.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)