Hollanda ayrımcılığa teslim oldu

Türkiye’yi 16 Nisan Referandumu’na götüren süreç, Batı’yla ilişkiler açısından bir katalizör görevi de gördü. Bu dönemde başta Almanya ve Hollanda olmak üzere birçok Avrupa yönetiminin, Türkiye’deki demokrasi sürecine olumsuz etki yapma çabalarına şahit olundu. Referandum için yapılması planlanan toplantıların, ilkel yöntemlerin kullanıldığı girişimlerle engellenmesi Batı demokrasisinin bir kez daha sınıfta kalmasına neden oldu.
Yayın Tarihi: Nis 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 16 mins

Hollanda hükumetinin sergilediği diplomatik skandal, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’nın üç ayrı şehirde gerçekleştireceği programların iptal edilmesiyle başladı. Bakan Kaya’nın, 10 Mart Cuma günü Hollanda’nın Hengelo, Enschede, Wehl kentlerinde üç ayrı programa katılması planlanıyordu. Kaya, buralarda gerçekleştirilecek halk buluşmalarında Türk toplumuyla bir araya gelecekti. Bu kapsamda bütün hazırlıklar tamamlanmış, programların gerçekleştirileceği salonlar da tutulmuştu ancak Hollanda’dan, Bakan Kaya’nın yolculuğuna sadece saatler kala iptal haberleri geldi. Söz konusu programlar, salon sahiplerince iptal edildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Rotterdam’daki programını çeşitli gerekçelerle iptal eden Hollanda, bu kez Bakan Kaya’ya da salon vermeyerek konuşmasını engelleme yoluna gitti. Bu gelişmelerin üzerine Kaya’nın Almanya’da gerçekleştireceği programlara devam edilmesi kararı alındı. Ancak Almanya’nın Essen kentinde de daha önceden planlanan salondaki program, “Salonun pazar günü açık olmadığı” bahanesiyle son anda iptal edildi. Bu arada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Hollanda’ya inecek uçağına iniş izni verilmeyerek yeni bir skandala daha imza atıldı. Bakan Kaya, bunun üzerine Almanya’dan Hollanda’nın Rotterdam kentine karayolu ile geçerek, buradaki başkonsoloslukta Türk toplumu ile buluşma kararı aldı. Kaya’nın, karayoluyla Rotterdam’a gideceğinin açıklanmasının ardından Hollanda polisi, Rotterdam Başkonsolosluğu rezidansı önündeki yolu trafiğe kapattı. Bununla da yetinmeyen Hollanda polisi, ellerinde Bakan Kaya’nın fotoğraflarıyla Rotterdam’a gelen araçlarda bulunan başörtülü kadınların üzerini tek tek aradı.

Bakan Kaya’nın aracı da Rotterdam Başkonsolosluğu’na sadece 30 metre mesafede polis tarafından durduruldu. Tüm bu gelişmelere tepki gösteren Türk toplumu, ellerinde Türk bayraklarıyla başkonsolosluğun bulunduğu alana akın ederken, Ankara ve İstanbul’da da protesto düzenlendi. Rotterdam Başkonsolosluğu çevresinde toplanan kalabalık, Hollanda polisinin sert müdahalesi ile dağıtılmaya çalışıldı. Bu olaylar yaşanırken Hollanda polisi, Kaya’nın danışmanı Bilal Topçu ve bazı korumalarını gözaltına alarak sınır dışı etti. Yaklaşık 5 saat boyunca başkonsolosluk civarında toplanan binlerce kişi ile buluşmayı bekleyen Bakan Kaya, aracından çıkarılarak, başka bir araca bindirildi ve Almanya’ya polis eskortu eşliğinde götürüldü.

Türkiye’den sert tepki

Olayların yaşandığı süreçte gerek yurtdışından gerekse Türkiye’den siyasetçi ve vatandaşlar da yaptıkları açıklamalar ve paylaşımlarla Hollanda’nın tavrını sert bir dille kınadı. Ankara’nın tavrı da bu tepkilerden farklı olmadı. Hükumet bir dizi yaptırımı hızlı bir şekilde uygulamaya koydu.

Yurtdışında bulunan Hollanda Büyükelçisi’nin Türkiye’nin talepleri yerine getirilinceye kadar Türkiye’ye dönmesinin yasaklanması, TBMM ile Hollanda Parlamentosu arasındaki Dostluk Grubu’nun Türkiye kısmının lağvedilmesi, geçen yıl, 27 Aralık 2016’da diplomatik uçuşlara toptan verilmiş olan yani Hollandalı resmi zevatı Türkiye’ye getirecek olan uçuşlara verilmiş olan izinlerin iptali söz konusu yaptırımlardan bazılarıydı. Peki ne olmuştu da Hollanda yönetimi, bakanların ülkeye girişini yasaklamaya, gösteri yapan Türk vatandaşların üzerine polis köpeklerini sürmeye varan anlam verilemez uygulamaları hayata geçirmeye karar vermişti. Yapılan yorumlar bunun temelde iki nedeni olduğu yönünde. Bunlardan ilki ülkedeki ırkçı siyasi akımların güç kazanıyor olması ve hükumetin bu akımların önünü kesmek istemesi, diğeri de Hollanda’da yaşayan Türk azınlığın Türkiye ile olan bağlarından duyulan rahatsızlık.

Yaşanan kriz, aynı zamanda 15 Mart’ta Hollanda’da yapılacak seçimlerin arifesine denk gelmişti. Sözü edilen gelişmeler, birdenbire seçimlerin en önemli temalarından biri oluverdi. Başbakan Rutte ve ırkçı lider Wilders arasındaki siyasi mücadelede Türk bakanların ziyareti bir silah olarak kullanıldı. Wilders’in elini güçlendirmek istemeyen Başbakan Rutte bu sert uygulamalar için düğmeye basmaktan ve Türkiye’yi karşısına almaktan çekinmedi. Bu yasaklama ve engelleme çabalarının en önemli nedenlerinden biri olarak da Hollanda’da yaşayan Türklerin Hollanda’ya mı, Türkiye’ye mi bağlı olduğuna dair tartışmalar gösteriliyor.

Hollanda, Türkleri asimilasyona zorluyor

Hollanda, ülkede yaşayan Türkleri yüzde 100 Hollandalı görmek istiyor. Bu konuda fikir yürüten bilim insanları bunun bir tür asimilasyon olduğu görüşünde. Hollanda Türkiye’nin sınırları dışında yaşayan Türklere yönelik kurumlarından rahatsızlık duyuyor ve seçim kampanyalarının da bu sadakate engel teşkil ettiğini, Türkiye’ye bağlılığı arttırdığını düşünüyor. Nitekim Rutte olaylar sonrasındaki açıklamalarında, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın Hollanda’daki Türklerden “Vatandaşlarımız” diye söz etmesinden duyduğu rahatsızlığı ifade etti. Bu yasaklamaların ve son olarak 12 Mart Rotterdam olayının belki de en önemli nedeni, güçlü liderlik ve istikrarlı bir yönetime kavuşan Türkiye’nin önlenemez yükselişi, Batı’dan ve AB’den bağımsız politika geliştirmesi, uluslararası olaylara müdahil olabilme kabiliyetinin her geçen gün artması, hinterlandındaki ve dünyadaki olaylarda pro-aktif siyaset izlemeye çalışması. 15 Temmuz sonrası FETÖ ve PKK mensuplarının da etkisiyle Türkofobinin ve Erdoğan karşıtlığının yükseldiği; Türkiye, Türkler ve Erdoğan üzerinden prim yapma çabalarının görüldüğü Hollanda’da bu sonucun ortaya çıkması da son derece normal olarak değerlendiriliyor.

Siyaset bilimciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları süreç itibarıyla ortaya çıkan tabloyu normal karşılasa da; aslında söz konusu yasaklar Hollanda yasaları açısından da bir garabet. Çünkü Hollanda Anayasası ve kanunlarına göre, kampanya için siyasi toplantılar yasaklanamaz.

Öte yandan Avrupa’nın değişik ülkeleri, ülke dışındaki soydaşları için kampanyalar düzenliyor. Mesela şu anki Avrupa Komisyonu Başkanı Polonyalı Donald Tusk’ın 2007 yılında muhalefet lideri olarak Londra’da yaşayan yaklaşık 1 milyon Polonyalı’ya kampanya düzenlediği, Fransa başkanlık adaylarından Emanuel Macron’un da yine Londra’daki Fransızlar için kampanya yaptığı, Renzi başta olmak üzere İtalyan politikacıların da ülke dışındaki 4.8 milyon oy vermeye elverişli İtalyan için özellikle Amerika ve Arjantin’de kampanyalar yaptıkları biliniyor. Hatta Hollandalı politikacıların da Hollanda dışında yaşayan soydaşları için seçim kampanyası yaptıkları gerçeği ortada. Hiç şüphe yok ki; Hollanda’da ortaya çıkan tabloda tüm bu siyasi tartışmaların ötesinde, Türk ve İslam düşmanlığı ön planda. Bu gerçeği Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın geçtiğimiz günlerde açıkladığı bir rapor da gözler önüne seriyor. SETA, Hollanda’daki seçim süreci ve öncesinde siyasi parti liderlerinin aşırı sağcı, popülist, İslam ve Türkiye düşmanı söylemlerini bir raporda derledi.

“Avrupa’da ırkçılık giderek artıyor”

SETA’nın ‘Hollandalı Siyasetçilerin Nefret Söylemleri’ başlıklı raporunda, ırkçı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders ile Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi lideri Mark Rutte’nin ifadeleri dikkati çekti.

İslam ve yabancı karşıtı söylemleriyle tanınan Geert Wilders’in İslam dini hakkındaki nefret dolu ifadelerine yer verilen raporda, “İslam bir din değil ideolojidir. Geri zekâlı kültüre sahip insanların ideolojisi. Benim İslami gelenek, kültür ve ideolojiyle sorunum var, Müslümanlarla değil. Bütün camileri yıkmak istiyorum” cümlesi yer aldı.

Wilders’in asimilasyon talebinde bulunurken kullandığı “Bizim normlarımız ve değerlerimiz daha iyi, daha asil, daha insani olmasına rağmen Müslümanların neden uyum sağlaması gerektiğini düşünüyoruz ki? Entegrasyon değil asimilasyon istiyoruz” sözlerine yer verilen raporda, ırkçı liderin mültecilerle ilgili “Müslüman mültecileri durdurmalıyız” cümlesi kullanıldı. Wilders’in ırkçılık ve İslam düşmanlığının aktarıldığı raporda, Hollandalı siyasetçinin “Hollanda’nın kültürü İslam’dan bin kat iyidir” cümlesi yer aldı. Ayrıca Wilders’in 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili bir soruya verdiği “Ne yazık ki darbe girişimi başarılı olamadı. Erdoğan’sız bir dünya görecektik. Askeri rejim her halükârda Erdoğan’dan iyidir” cevabı da raporda kullanıldı.

SETA’nın raporunda Hollanda Başbakanı ve Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi lideri Mark Rutte’nin de son dönemde ve özellikle seçim zamanı yaptığı ırkçı ve yabancı düşmanlığı içeren açıklamaları dikkati çekti. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu önünde toplanan Türklere “Defolun gidin Türkiye’ye” diyen Rutte’nin “Hollanda değerlerini benimsemeyen herkes gitmekte özgürdür. Bu ülkenin kurallarına uymayanlar defolup gitsinler” sözüne yer verildi. Hollanda’da şahit olunan tablo aslına bakılırsa tüm Avrupa’da ortaya çıkan bir gerçeğin yansıması. Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklere ve İslam’a yönelik ırkçı saldırılarda son yıllarda artış gözlenirken, 2011-2016 yıllarında Türkler, yabancı düşmanlığı kaynaklı 755 saldırıya maruz kaldı.

Avrupa’da DAEŞ ve El Kaide gibi terör örgütlerinin yaydığı korku nedeniyle son yıllarda İslami semboller ve doğrudan Müslümanlar birçok saldırıya uğruyor. Özellikle ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı içerikli saldırılardan Türkler de etkileniyor. Son altı yılda Avrupa’daki Türklere yönelik 755 yabancı düşmanlığı içerikli saldırı düzenlenirken 2011- 2015 yıllarında toplam 627 ırkçı eylem kaydedildi ve bunların 106’sı sadece 2015’te gerçekleşti. Ancak geçen sene Türklere yönelik yabancı düşmanlığı içerikli saldırıların bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 20 arttığı görülüyor. Avrupa’da 2016’da 128 saldırı kayıtlara geçti. Almanya saldırıların büyük bölümünün yaşandığı ülke olarak dikkati çekiyor.

Başbakanlık tarafından yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına yönelik 2015’teki saldırılara ilişkin hazırlanan raporda da Almanya, saldırıların yarısından fazlasının yaşandığı ülke olmuştu. İki yıl önce Türklere yönelik 106 saldırının 53’ü sadece Almanya’da yaşanmıştı. Avusturya, Belçika, İsveç ve Hollanda en fazla saldırının düzenlendiği diğer ülkeler arasında.

 

Avrupalı siyasetçilerin nefret söylemleri

Mark Rutte Hollanda Başbakanı

 

 

 

 

 

“Hollanda değerlerini benimsemeyen herkes gitmekte özgürdür. Bu ülkenin kurallarına uymayanlar defolup gitsinler.”

 

 

 

 

 

 

 

Geert Wilders Hollanda Özgürlük Partisi

 

 

 

 

 

“Günümüzün en büyük hastalığı İslam’la mücadele etmek yaşam vazifemizdir.”

 

 

 

 

 

 

 

Marine Le Pen
Fransa Cumhurbaşkanı Adayı

 

 

 

 

 

“Ülkemize yasa dışı yollarla giren göçmenlerin çocuklarına eğitim verilmesin.”

 

 

 

 

 

 

 

 

Alexander Gauland
Almanya İçin Alternatif
Partisi Yöneticisi

 

 

 

 

 

“Almanya’da Müslümanların sayısının artması sorunları artıracak. Müslümanların Almanya’ya girişinin yasaklanması gerekiyor.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)