FETÖ’yle Avrupa’da mücadele

Avrupa ülkelerinin FETÖ’yü terör örgütü olarak tanımama konusundaki ısrarı devam ediyor. Bu ülkeler, iltica başvurusunda bulunan örgüt üyelerine kapılarını açarken, Türkiye’nin tepkisi giderek artıyor. Söz konusu politikaların üretilmesinde ise Almanya öncü rol üstleniyor.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 23 mins

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen başarısız darbe girişimi, Türkiye açısından tarihi bir dönüm noktası oldu. Bu dönemde, Türkiye içindeki dengelerle birlikte uluslararası ilişkiler anlamında da yeni bir sürece girildi. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile girişilen yoğun mücadele kısa sürede etkisini gösterdi. Örgüt üyesi teröristler ise soluğu, çoğu Avrupa Birliği üyesi ülkeler olmak üzere Batı’da aldı. Bu ülkelerin azımsanmayacak kısmının bu isimlere ve örgüte açık destek vermesi ise Ankara ile olan ilişkileri olumsuz etkiledi. Darbe girişiminin yaşandığı gün ‘bekle gör’ politikası izleyen bu ülkeler, sonraki süreçte de politikalarını farklı bir çizgiye oturtmadı. Bu ülkelerden pek çoğu halen FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımaktan imtina ediyor.

AB ile ilişkilerde FETÖ çatlağı

Avrupa Birliği’nin resmi istihbarat örgütü olan EU’nun (Intelligence and Situation Centre) darbe girişiminin hemen sonrasında, yani 26 Ağustos 2016 tarihinde basına sızan bir raporu, bu bakış açısının en somut göstergelerinden birisiydi.

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen’in olmadığına vurgu yapılan raporda darbeyi, aralarında G lenciler, Kemalistler, AK Parti muhaliflerinin de olduğu bir grubun yapmış olduğu belirtiliyordu. Türkiye’nin söz konusu rapora tepkisi sert oldu. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “15 Temmuz terörist darbe girişiminin arkasında Fetullahçı Terör Örgütü’nün olduğu hususu kanıtlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu terör örgütünün, ülkemizin ulusal güvenliğine, istikrarına, birliğine ve bütünlüğüne yönelik oluşturduğu tehdit hakkında AB ve AB ülkelerine her düzeyde bilgi verilmiştir. FETÖ’nün sadece Türkiye bakımından değil, faaliyet gösterdikleri diğer ülkeler açısından da güvenlik riski taşıyan karanlık bir küresel ağ olduğu hususunda da muhataplarımızı uyarmaktayız” ifadelerine yer verildi.

İstihbarat kurumlarının böyle bir rapor hazırladığı iddialarında doğruluk payı bulunması halinde bu nun, AB’nin kötü niyetli davrandığının en açık göstergesi olacağına işaret eden bakanlık açıklaması şöyle devam etti:

“Diğer taraftan söz konusu raporun, AB’yi ülkemiz aleyhine tavır almaya yönlendirecek bir algı operasyonunun ürünü olabileceği de akla gelmektedir. Türk halkının, FETÖ’nün bu girişimi karşısında demokrasimizi korumak uğruna verdiği onurlu mücadeleye ve teröre kurban verdiğimiz şehitlerimize dahi saygı göstermekten uzak olan böyle bir yaklaşım ne kabul edilebilir ne de vicdanlara sığar. Söz konusu raporun Türkiye-AB ilişkilerine pozitif bir gündem kazandırılmasına yönelik gayretlerin yoğunlaştığı bir dönemde gündeme gelmesi de ayrıca manidar görülmektedir.” Darbe girişiminin hemen sonrasında AB ülkeleriyle başlayan bu gerilim, terör örgütü ile mücadelede görülen isteksizlik ve işbirliğinden uzak tavır nedeniyle daha da büyüdü. Bugün AB ülkelerine iltica için başvuran yüzlerce FETÖ’cünün iadesi konusunda müzakereler devam ediyor. Ancak Almanya, Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerin bu konudaki politikalarında somut bir değişim görülmüyor.

 

Almanya’nın tartışmalı politikaları

AB üye ülkelerinde eğitim kuruluşu, medya ve şirketlerle faaliyet gösteren FETÖ’ye resmi mecralardan açık ve gizli destek, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası dahi devam ederken; özellikle Türkiye’den kaçan FETÖ üyeleri, başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine yerleşmiş durumda. Nitekim Alman Adalet Bakanı Heiko Maas, FETÖ’nün firari savcıları Zekeriya Öz ve Celal Kara’nın Türk adli makamlarının taleplerine rağmen Türkiye’ye iade edilmeyeceğini açıklamıştı. Bu noktada merak edilen konu ise Almanya’nın bu tavrının arkasında yatan gerekçeler oldu. Türkiye’de faaliyet gösteren bütün terör örgütlerinin mensupları için Almanya’nın neredeyse güvenli bölge haline getirilmesi, Ankara’nın tepkisine neden oluyor. Bununla da yetinmeyen Almanya, referandum sürecinde de Erdoğan karşıtı tavrıyla diğer Avrupa ülkeleri için öncü bir rol üstlendi. Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerin de Almanya’yı takip etmesi şaşırtıcı olmadı.Yaşanan gerilim, bazı Alman milletvekillerinin İncirlik Hava Üssü’nü ziyaret etmek istemesiyle su yüzüne çıktı. Türkiye, Alman vekillerin İncirlik’e girmesine izin vermeyince, Almanya üsteki askerlerini çekme kararı aldı.

Bu noktada dikkat çeken konu ise ABD yönetiminin yaşanan krizdeki sessizliğiydi. Merkel ve Trump’ın Beyaz Saray’daki görüşmeleri sonrasındaki el sıkışma krizi bu tavrın ete kemiğe bürünmüş hali olarak değerlendirildi. Bu durum, Almanya yönetiminin NATO’nun lokomotifi olan ABD’ye güvenemeyeceği bir sürecin başlangıcını işaret ediyor. Bu durum, Almanya için ciddi bir güvenlik endişesini de gündeme getirdi. ABD’nin Almanya’ya yönelik tavrı, bölge coğrafyasında yeni rekabet alanları da doğuruyor. Almanya ekonomik anlamda Avrupa’yı teslim almış durumda.

Gezi’den sonra ilişkiler gerildi

Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enes Bayraklı, Almanya’nın FETÖ konusunda izlediği politikaların arka planında, Türkiye’de hedeflenen dönüşüm politikaları olduğu görüşünde: “Almanya, uzun vadeli olarak Türkiye’de bir dönüşüm gerçekleştirmek istiyordu. Bu dönüşümü gerçekleştiremeyeceğini gördü. Almanya ve Avrupa ile yaşanan sıkıntı, biliyorsunuz 2013’te Gezi’den sonra başladı. O dönemde Türkiye’ye boyunduruk vurmaya yönelik bir baskı vardı. Darbe bunun en kanlı boyutlarından bir tanesi. Geldiği son noktada başarısız olunca, büyük bir hayal kırıklığı ve bu hayal kırıklığının getirmiş olduğu tepkiyle Türkiye’ye yönelik baskı devam etti. Bu dönemde, Almanya’nın ya da Avrupa’daki bazı devletlerin Türkiye üzerinde kurmuş oldukları nüfuzun kırılmaya başladığını görüyoruz. Dolayısıyla Almanya veya onun gibi bazı devletler eski Türkiye’yi özlüyor. Türkiye üzerinde bir baskı aracı olarak da FETÖ çıktı.”

AVRUPALI TÜRKLERİN KÖLN’DEKİ DEMOKRASİ MİTİNGİ.

 

FETÖ Avrupa’da çalışıyor

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) uzmanı Halil İbrahim Doğan, 17-25 Aralık sürecinin FETÖ’nün Avrupa’daki ilişkileri açısından belirleyici olduğunu belirtiyor:

“FETÖ, 17-25 Aralık sürecinden sonra aleni olarak Türkiye karşıtı bir cephede yer aldığında ya da artık bunu saklama gereği görmediğinde, özellikle Avrupa/Alman medyası tarafından yeniden keşfedildi. Bu süreçte örgüt, hak ve özgürlükler konusunda Türkiye’nin gerilediğini, Avrupalı değerlerden uzaklaştığını, hükumetin yolsuzluk içinde olduğunu, bunu dile getirdikleri için baskı ve zulme maruz kaldıklarını, basın özgürlüğünün kalmadığını ve Türkiye’nin artık bir diktatör tarafından yönetildiğinin propagandasını yaptılar. Bugün Türkiye hakkında Avrupa medyasında çıkan haberlerin ekseriyetinde bu görüşler kullanılmaktadır. Örgüt, darbe girişimden sonra konuyla alakalarının olmadığını, muhalif tavırlarından dolayı günah keçisi ilan edildiklerini, darbe girişiminin Gülen tarafından da kınandığını, Avrupa ve demokrasi değerlerini savunan böyle bir yapının darbeyle ilişkilendirilmesinin saçma olduğunu, Erdoğan’ın yerini güçlendirmek adına böyle bir darbe kurguladığının propagandasını yaptılar. Zaten daha öncesinde, kendileri hakkında çizilen, eğitime önem veren, radikalliğe karşı, Avrupalı değerleri ön planda tutan, hümanist bir yapı imajından da bu süreçte yararlandılar. Daha önce kamuoyunda oluşturdukları şirin imajı da kullanarak mağdur olduklarına inandırmaya çalıştılar.”

BELÇİKA’DAKİ TÜRK SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI (STK), FETÖ’NÜN DARBE GİRİŞİMİNE TEPKİ GÖSTERDİ.

 

Sebep Türkiye karşıtlığı

Sakarya Üniversitesi  Ortadoğu Enstitüsü Araştırma Görevlisi Serra Can, Almanya başta olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinin örgüte destek politikasının arkasında Türkiye karşıtlığı yattığı görüşünde: “Örgüte destek olma politikasının arkasında yatan temel etkenlerden biri, uzun zamandır yürütülen Türkiye karşıtı kampanyadır. Türkiye’de seçilen iktidarı beğenmeyen Avrupalı siyasi partiler, STK’lar ve medya organları, AK Parti ve şahsi olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik çok yoğun bir itibarsızlaştırma kampanyası sürdürdüler. Türkiye karşıtlığının siyasi malzeme yapılarak sadece ulusal çaptaki seçimlerde değil, aynı zamanda yerel seçimlerde de etkili bir söylem olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu kampanyanın bir sonucu olarak, Avrupalı birçok devlet, Türk toplumunun maruz kaldığı hazin 15 Temmuz darbe girişimini kendi toplumuna anlatmada başarısız kalmıştır. FETÖ bilhassa Avrupalı siyasilerle olan iletişiminde Türkiye karşıtı argümanlarıyla sempati kazanmakta, 15 Temmuz’daki sivil direnişi küçümsemede elverişli bir aktör olarak işe yaramaktadır. Çünkü Türk asıllı olan FETÖ mensuplarının Türkiye karşıtı söylemlerine referansta bulunmak Avrupalı siyasileri ırkçılık şüphesinden kurtarmaktadır. Bunun dışında İslam politikalarında ‘radikal Müslüman’, ‘cihatçı Müslüman’ ve ‘siyasal İslamcı’ gibi ayrımlar kullanan Avrupalı siyasilerin bir kısmı FETÖ’nün ‘ılımlı Müslüman’ imajını iç siyasette bir ideal olarak lanse etmektedir. Bunu yaparken de kendilerinin başka din, ırk ve kültürlere ne kadar ‘toleranslı’ olduklarının mesajını vermeye çalışmaktadırlar. Bu, özellikle merkez sağ, demokrat ve liberallerde gözlemlenebilir bir temayüldür.”

Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enes Bayraklı, FETÖ’nün Almanya’daki etkinliğinin arkasındaki nedenlere bakarken, tarihsel süreci de göz ardı etmemek gerektiğini söylüyor: “Fetullah Gülen, Amerika’da olduğu müddetçe daha çok Amerika’nın kontrolünde kalacaktır, onu bir kere görmek lazım. Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulabilmiş olan düzen, Amerika konsülünde kurulmuş olan düzendir. Mesela Alman Devleti’ni baştan sona yapılandıran Amerika’dır. İşgal kuvveti olarak, medyasından tutun devletin istihbarat kurumlarına kadar. Dolayısıyla burada Amerika’nın etkisinin olmadığını söylemek mümkün değil. Orada etkin olması yine Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde büyük ihtimalle ilişkileri geliştiriyordur diye düşünüyorum.”

Belçika her ne kadar darbe girişimini kınasa da FETÖ
üyelerine karşı önlem almadığı gibi, örgüte tepkilerini
dile getiren onlarca Türk vatandaşı da polise ifade
vermeye çağrıldı.

 

Avrupa’da FETÖ ile mücadele

Belçika, terör örgütleri PKK, DHKP- C ve FETÖ’nün Avrupa’da en aktif olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Belçika her ne kadar darbe girişimini kınasa da FETÖ üyelerine karşı önlem almadığı gibi, örgüte tepkilerini dile getiren onlarca Türk vatandaşı da polise ifade vermeye çağrıldı. Öğrenci kaybeden FETÖ okullarının yerel hükumetlerce desteklemesinin gündemde olduğu ülkede, örgütle bağlantılı binalar da polis tarafından korunuyor. Ülkede, Türkiye’den kaçan çok sayıda FETÖ üyesinin de bulunduğu ve bu kişilerin zaman zaman toplantılar gerçekleştirdiği biliniyor.

Fransa, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gecikmeden tepki veren ülkelerin arasında yer aldı. Darbe girişiminin sabahı Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, mevkidaşı Bakan Mevlüt Çavuşoğlu ile telefonda görüşmüş, girişimi en sert şekilde kınadığını ifade etmişti. Ayrault, telefon konuşması sonrası Türk halkının olgunluğunu ve cesaretini tebrik eden bir bildiri yayımlamıştı. Fransa bu konudaki çizgisini halen devam ettiren ülkeler arasında yer alıyor.

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Avusturya hükumetinden üç gün boyunca bir açıklama gelmedi. Darbeden üç gün sonra açıklama yapan Avusturya Başbakanı Christian Kern ve Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, Türkiye’de demokratik yollarla seçilen hükumete sahip çıkmaktan kaçındı. Kern ve Kurz, darbeye ve darbecilere tepki göstermek yerine, darbecilerin uluslararası insan hakları ilkeleri çerçevesinde yargılanmasına odaklanarak ‘hukuk devleti ve demokrasi’ çağrısı yaptı. Daha sonra Kurz ve Kern, Türkiye’deki idam tartışmalarını bahane ederek, Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını gündeme getirdi.

Darbenin arkasında FETÖ olduğunun ortaya çıkmasına rağmen siyaset ve medyadan Avusturya’daki FETÖ yapılanmasına yönelik olumsuz bir açıklama veya haber yapılmadı. Bunun aksine Avusturya’daki FETÖ mensuplarının “İslam’ın gülen yüzü” olarak tanımlanarak, fişlendikleri ve takibata maruz kaldıkları ileri sürüldü.

Avusturya’daki FETÖ yapılanması, kreşler, okullar, kültür merkezleri, dershaneler ve yeni açılan işyerleri ve işletmeler üzerinden faaliyetlerini hiçbir engel olmadan sürdürüyor.

Yunanistan, ilk kınayan ülkelerden biri olmuştu. Ancak sığınan darbecileri iade konusunda ayak diremeye devam ediyor.

FETÖ, Batı için kullanışlı


Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Araştırma Görevlisi Serra Can, terör örgütünün Avrupa’daki faaliyetleri ile mücadelede izlenmesi gereken yol konusunda şu ifadeleri kullanıyor: “Türkiye, Avrupa’nın kamuoyuna ulaşmanın yollarını aramalıdır. Türkiye, Avrupa’daki Türk diasporası üzerinden FETÖ’yü ve 15 Temmuz’u yeniden anlatmalı, diasporayla olan iletişiminde kutuplaştırıcı ve ötekileştiren bir dil kullanmamalıdır. Yani sağ-sol / dindar-seküler gibi ayrımlar bu dilin içinde yer almamalıdır. Bununla beraber Türk siyasilerin Avrupa’ya yönelik kullandığı dil büyük önem taşımaktadır. Eleştiri yapılırken seviyeli bir dil tercih edilmeli, Avrupa halklarını Türkiye’ye karşı düşmanca tutumlara sevk edecek provokatif ifadelerden kaçınılmalıdır. Zira bu Türk devletine veya Türkiye Türklerine yönelik bir düşmanlıkla kalmayıp, özellikle Avrupa’da yaşayan Türk asıllı insanların toplumdan dışlanmalarına ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmelerine yol açmaktadır.”

Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enes Bayraklı ise daha karamsar bir tablo çiziyor. Bayraklı’ya göre, Avrupa ülkeleri için kullanışlı hale gelen terör örgütünün tasfiyesi konusundaki adımlar mümkün olduğunca geciktirilecek:

“Bunun çok uzun vadeli bir mücadele olacağını görmemiz lazım maalesef. Fetullah Gülen’in iade edilmesi meselesi önemli ama Fetullah Gülen iade edilse bile onunla bitmeyecek. Türkiye’ye yönelik aşırı bir kin ve nefret biriktirmiş durumdalar. Nasıl ki PKK diasporası Avrupa’da bizi uğraştırıyor, uzun yıllar bizi uğraştıracaklar. Ülkesel bazda spesifik stratejiler geliştirmemiz gerekiyor. O ülkelerde FETÖ’nün deşifre edileceği çalışmaların yapılması, medya kuruluşlarıyla FETÖ aleyhine yazan, FETÖ’ye eleştirel yaklaşan gazetecilerle, düşünce kuruluşlarıyla ilişki kurulması gerekiyor. Bu ülkelerde yapmış oldukları gayri meşru eylemlerin deşifre edilmesi gerekiyor. Uzun vadeli bir süreç ama buradaki esas konu, uluslararası konjonktürde yaşanılacak olan değişim ve bu değişim sonucunda o ülkelerin Türkiye’ye olan ihtiyacının artması. Aksi takdirde FETÖ’yü tasfiye etmeye pek yanaşmaları mümkün görünmüyor. Örgüt şu an kullanışlı bir araç haline geçmiş durumda.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)