DIŞ POLİTİKAYA DIŞARIDAN BAKIŞ

Posted on Aralık 14, 2017, 5:45 pm
FavoriteLoadingBeğen 13 mins

Türkiye, AK Parti iktidarlarıyla birlikte aktif dış politikayla tanıştı. Kendi kabuğuna çekilmiş Türkiye fotoğrafı artık çok gerilerde kaldı. Dünyanın büyük ekonomileri arasına giren Türkiye, hem bölgesinde hem de uluslararası alanda kilit konumda. Türkiye’nin son yıllardaki dış politikasını Rusya’nın eski Stratejik Araştırma Enstitüsü Uzmanı Evgeniy Bahrevskiy, Türkiye Araştırmalar Merkezi Müdürü Amur Gadzhiev ve Güney Doğu Avrupa ve Kafkas Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Phil Christian Johannes Henrich ile konuştuk.

Tunus’ta başlayan Arap Baharı, Mısır ve Libya’da birbiri ardına devrilen köklü rejimler, yıllardır devam eden Suriye iç savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasında bu yana istikrarsızlıklarla boğuşan Ortadoğu’yu adeta bir alev topuna dönüştürdü. Türkiye, AK Parti iktidarlarıyla birlikte kendi kabuğuna çekilmiş pasif dış politikadan, bölgesinde oyun kurucu aktif dış politikaya yönelirken, özellikle Ortadoğu halkları açısından, sorunların çözümünde anahtar bir ülke konumuna geldi.

15 Temmuz’un ardından uluslararası ittifak politikalarını da gözden geçiren Türkiye, şimdi çıkarları doğrultusunda çok yönlü işbirliklerine giderek dünyadaki kriz alanlarında söz sahibi oluyor. Peki Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu aktif dış politika dışarıda nasıl algılanıyor?

EVGENİY BAHREVSKİY Rusya Stratejik Araştırma Enstitüsü Uzmanı

Türkiye bağımsız çizgiye geçti

Rusya’nın eski Stratejik Araştırma Enstitüsü Uzmanı Evgeniy Bahrevskiy, Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız bir çizgiye yöneldiğini belirterek, “Bu durum Rusya medyasında çok olumlu görülüyor. Fakat Türkiye’nin dış politikasında en önemli etken, NATO üyeliğidir. Türkiye’nin NATO’dan çıkması söz konusu değil” diyor. Rusya ve Türkiye arasındaki enerji anlaşmalarıyla, geçen haftalarda Rusya Devlet Başkanı Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki temasları da değerlendiren Bahrevskiy,  “Rusya ile Türkiye arasındaki enerji ilişkileri gelişiyor. Türk Akımı’nın hattı Türkiye’ye kadar geldi. Nükleer santral inşaatı hızlandırıldı. Türkiye ekonomisinin gelişmesi için bu etkenler çok önemli ve olumlu” diye konuşuyor.

Türkiye’nin Ortadoğu’da Batı’yla hareket etmesine alışmış olan ülkeler, şimdiki durumdan rahatsız

Batı, yeni Türkiye’den rahatsız

Bahrevskiy, Türkiye’nin Suriye politikasını da şöyle değerlendiriyor: “Türkiye’nin Suriye politikası son yıllarda birkaç kere değişti. Gelinen noktada Türkiye ile Rusya bu konuda ortak bir payda bulabildi. Bu süreç basit değil ama gelişiyor. Rusya pozisyonuna göre Suriye’ye sadece askeri konularda müdahale ederken, Suriye krizi Türkiye için hem mültecilerin akını hem bölücü örgütlerin faaliyetleri hem de terör saldırılarıyla ilintili olarak iç işlerini direkt etkiliyor. Rusya da bunu anlıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Suriye, Türkiye’nin iç işidir’ açıklaması Rusya medyasında geniş yer bulmuş, Suriye’nin Osmanlı Devleti’nin bir bölümü olduğu sık sık hatırlatılmıştı.” Batı’nın, AK Parti’ye karşı tutumunu değerlendiren Bahrevskiy, “AK Parti, Batı açısından zorlu bir kuvvet. Türkiye’nin Ortadoğu’da Batı’yla hareket etmesine alışmış olan ülkeler, şimdiki durumdan rahatsız” diyor.

AMUR GADZHİEV
Türkiye Araştırmalar Merkezi Müdürü

Türkiye, Astana’da yapıcı bir rol sergiledi

Rusya’nın Türkiye Araştırmalar Merkezi Müdürü Amur Gadzhiev ise Türkiye’nin Suriye politikasının iç ve dış faktörler tarafından belirlendiğini söyledi. Gadzhiev, dış faktörler arasında, Türkiye’nin Sünni İslam dünyasında büyüyen rolünü, Suriyeli Kürtlerin özerklik ilan edip kontrol ettikleri coğrafyayı genişletmesini, Iraklı Kürtlerin bağımsızlık arayışını ve Batı ülkeleri arasında Suriye dahil pek çok konuda artan anlaşmazlıkları sıraladı. Gadzhiev şunları söyledi: “İç faktörler arasında AK Parti’nin dindar tabanının talepleri, Ankara’nın Kürt ve PKK sorununa yönelik tutumunda meydana gelen değişiklikler ve ülkede bulunan Suriyeli mültecilerin doğurduğu şartlar öne çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye stratejisi, sadece milli çıkar ve dış politika parametreleriyle değil; güvenlik, terörle mücadele, iç siyasi dengeler ve sosyo-ekonomik süreçler gibi iç politika parametreleriyle de açıklanmalı. Bu tespitlerle Türkiye’nin, Suriye krizi ile ilgili Cenevre ve Astana süreçleri dahil uluslararası arenada yürütülen bütün çalışmalardaki aktif rolü daha iyi anlaşılmakta.”

Türkiye, yaşanan göç krizi ve DAEŞ’le mücadelede 

                                            kilit bir konumda

 

Gadzhiev, bugün Türkiye’nin Suriye’deki en önemli önceliğinin Kürt kantonlarının birleşmesini engelleyerek PKK ile doğrudan bağlantılı olan PYD/YPG güçlerini zayıflatmak ve etki alanlarını sınırlamak olduğunu belirtti. Gadzhiev şöyle devam etti: “Ankara’nın bu hedefi, Şam’ın ve müttefiklerinin savunduğu ülkenin toprak bütünlüğü ilkesine uygun düşüyor. Öte yandan Türkiye, DAEŞ ve El-Nusra başta olmak üzere uluslararası terör örgütleriyle de mücadele ediyor. Ayrıca Türkiye, ülkesinde bulunan Suriyeli mültecilerin geri dönmelerini sağlamak için yoğun çaba sarf ediyor. Şu anda Türkiye, garantör ülke olarak katıldığı Astana sürecinde oldukça yapıcı bir rol oynamakta.”

Türkiye-ABD ilişkileri

Türkiye-ABD ilişkilerini de değerlendiren Gadzhiev, ABD’nin Türkiye’nin NATO müttefiki olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Bu müttefiklik Soğuk Savaş döneminde bile, özellikle 1974 Kıbrıs krizinde hep tartışılan bir müttefiklik oldu. Hiç kuşkusuz ABD’nin Ortadoğu,

Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya politikaları açısından Türkiye’nin çok büyük stratejik önemi var. Ancak Türkiye ve ABD’nin birbirine sağladığı faydanın simetrik olmadığını görüyoruz.” Türkiye ile ABD’nin küresel ve bölgesel stratejilerinin örtüşmediğini ifade eden Gadzhiev şöyle konuştu: “Türkiye çok kutuplu dünya düzeninin savunucusu. ABD ise hâlâ kendi hâkimiyetini kurmanın peşinde. Bunu yaparken de son yıllarda çok yönlü dış politika yürüten Türkiye’yi tekrar kendi yörüngesine çekmeye çalışıyor ve bunun için de birtakım baskı yöntemlerine başvuruyor. ABD ile Türkiye arasında hem küresel hem de bölgesel boyutlarda artan görüş ayrılıklarının en açık belirtileri, ABD’nin Rusya’ya yönelik aldığı yaptırım kararlarına Türkiye’nin iştirak etmemesi ve Ankara’nın pek çok kınama ve sert açıklamalarına rağmen ABD’nin Suriye’deki PYD/YPG güçlerine siyasi, askeri ve maddi destek sağlamaya devam etmesi.” Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ve Almanya ilişkilerinde ki krize de değinen Gadzhiev, “Türkiye-AB ilişkileri inişli çıkışlı olarak 54 yıldır devam ediyor. Ancak şu anda Türkiye ile AB arasındaki temaslar, hiç olmadığı kadar zayıf. Bazı AB üye ülkeleri, Türkiye ile yürütülen katılım müzakerelerinin durdurulması gerektiğini savunuyor. Ancak Türkiye’nin, Avrupa’da yaşanan göç krizi ve DAEŞ’le mücadelede kilit rolü olması sebebiyle, müzakerelerin durdurulması kararı alınabileceğini düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

PHIL CHRISTIAN JOHANNES HENRICH
Güney Doğu Avrupa ve Kafkas Araştırma Merkezi Başkanı

Türkiye kendi güvenliğini sağlamak zorunda

Güney Doğu Avrupa ve Kafkas Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Phil Christian Johannes Henrich, Suriye krizinde Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamak zorunda olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Türkiye, Esad’ı saf dışı bırakarak güçlü bir pozisyonda olduğunu sergilemek istiyordu. Daha sonra Amerikalıların Esad ile ilgili fikirlerini değiştirip şu an sadece barış istemeleri, olayları daha da karmaşık hale getirdi.

AB’nin Türkiye’ye yönelik tutumu

terörle mücadeleyi olumsuz etkiliyor.

Çünkü Türkiye güvenliği için, Türk sınırına yakın bir yerde kurulacak Kürt devletini istemiyor. Bunun bir diğer nedeni de Türkiye’nin YPG ve diğer gruplarla savaş içinde olması. Çünkü Suriye’deki bu gruplar Türkiye’de yer alan PKK teröristlerini desteklemekte ve onlara yardım etmekte.”

Henrich, Türkiye ve AB ilişkilerinin birçok etken nedeniyle kötüye gittiğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Her iki tarafın medyası da kötü senaryolar üretiyorlar. Medyada başlayan, politikacılarla devam eden bu durum karşısında ilişkiler kötüye gidiyor. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Bu şekilde davranmanın AB, Almanya ve Türkiye’nin ortak çalışma yürütmesi gereken uluslararası terörizmle mücadele ve ekonomik ilerlemelere hiçbir katkısı olmayacak.”

 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, SOÇİ’DE PUTİN VE RUHANİ’YLE SURİYE’DEKİ BARIŞ SÜRECİNİ KONUŞTU.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)