CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN KUVEYT EMIRI ŞEYH SABAH EL-AHMED EL-CABIR ES-SABAH İLE GÖRÜŞTÜ

Katar’a yönelik ambargo kararının alınmasıyla başlayan Körfez krizi sürerken, bölgeye yapılan ilk resmi temas Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Erdoğan’ın iki günlük Körfez turunun anlamını ve krizdeki son durumu, SETA’dan Yrd. Doç. Dr. İsmail Numan Telci ile konuştuk

Suudi Arabistan’ın öncülüğünü üstlendiği Körfez ülkeleri ve diğer Arap ülkelerinin, geçen 5 Haziran’da Katar’a yönelik aldığı ambargo kararıyla başlayan kriz sürüyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil bazı Arap ülkelerinin Katar ile ilişkilerini kesmesi, Körfez bölgesinde son yıllarda görülen en büyük diplomatik krize yol açtı.

Kriz, 2017 Şubat sonunda Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Katar’ı bölgede güvenlik sorunu yaratmak ve Müslüman Kardeşler ile işbirliği yaptığı eleştirilerinin yüksek sesle dile getirilmesine dayanıyor. Ancak tablo, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeye yaptığı ziyaret sonrasında bambaşka bir şekle büründü. Ziyaretin hemen ardından gerçekleşen bir siber saldırıyla ortaya çıkan belgeler ise gerilimi artırdı.

Mayıs ayı sonunda Katar’ın resmi haber ajansı QNA’da, Emir Şeyh Tamim Bin Hamad es-Sani’nin askeri okul mezuniyet töreninde yaptığı bir konuşma yayımlandı. Söz konusu haberde es-Sani, İran ve Körfez ülkeleri arasında artan gerilimi eleştirdiği, Hizbullah ve Hamas’a karşı anlayış gösterilmesi gerektiği ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’da uzun süre kalamayacağına yönelik ifadeler yer aldı. Ancak bu haberin yayımlanmasının hemen ardından Katar, söz konusu açıklamanın, ajansın sistemine sızan bilgisayar korsanları tarafından yapıldığını ve Emir’in böyle bir açıklama yapmadığını duyurdu.

El Cezire kanalı yasaklandı

Buna rağmen Suudi Arabistan’ın El-Arabiyya isimli internet sitesinin, herhangi bir siber saldırının olmadığını iddia etmesi üzerine ortaya çıkan kriz, yeni haber ve iddialarla diğer ülkeler arasında yayıldı. Her geçen gün giderek diplomatik bir soruna dönüşen kriz, QNA sitesi, Katar Devlet Televizyonu ve Katar merkezli haber sitesi El Cezire’nin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yasaklanmasına neden oldu. Mısır ve Bahreyn de El Cezire ve Katar merkezli bazı yayın organlarının kendi ülkelerinde erişimini engelledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesinden birkaç gün sonra yaşanan kriz, yeni Amerikan yönetiminin Ortadoğu vizyonu kapsamında yaşanan gelişmeler olarak yorumlandı. Hatta İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesinde, “Diplomatik ilişkilerin tamamen kesilmesi, Trump yönetimi üzerinde ‘Katar’la ilişkileri gözden geçirin’ baskısının arttığı bir dönemde geldiği için önemli” şeklinde haberler çıktı. Trump yönetiminin krize yönelik ilk yorumu ise Körfez ülkeleri arasındaki gerilimin bölgede dengeleri değiştirmeyeceği yönünde oldu. Bu arada ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssü de Katar’da bulunuyor.

Ülkenin başkenti Doha’nın yaklaşık 30 kilometre güneybatısında bulunan El Udeyd Askeri Üssü’nde 11 bin ABD askeri görev yapıyor. Üs, Suriye ve Irak’ta DAEŞ karşıtı operasyonlarda da etkin rol oynuyor.

Körfez ülkelerindeki krize yönelik bir diğer yorum da ABD ile bağlarını yeniden güçlendiren Suudi Arabistan’ın bölgede kendi gücünü ve siyasetini hissettirmesi şeklinde.

Öte yandan Suudi Arabistan, Katar’ı “Ortadoğu’da terörizme destek vermekle” suçluyor ve Doha yönetiminin Suriye’de adını ‘Şam’ın Fethi Cephesi’ olarak değiştiren El Nusra Cephesi’ni ve DAEŞ terör örgütlerini desteklediğini iddia ediyor. Suudi Arabistan’la birlikte Mısır’ın Katar’a yönelik bir diğer suçlaması ise Katar’ın Müslüman Kardeşler hareketine hem siyasi hem de finansal destek vermesi. Çünkü Mısır ve Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler hareketini ‘terör örgütü’ olarak kabul ediyor. Krizin bir diğer taraf ülkesi Bahreyn’in de Katar’la diplomatik ilişkileri kesme gerekçesi, Katar’ın ülkedeki ‘İran destekli silahlı gruplara destek vermesi’ olarak açıklandı. Katar hükumeti ise ‘teröre destek verdiği’ iddialarını her defasında yalanladı ve bu iddiaların hiçbir kanıta dayanmayan mesnetsiz suçlamalar olduğunu belirtti.

Katar uzlaşı mesajı gönderdi

Katar’la diplomatik ilişkilerin kesilmesinin ardından, Doha yönetimi tarafından yapılan ilk açıklamada, “Katar’a karşı bir karalama kampanyasının başlatıldığı” savunuldu. Daha sonra ise Katar Dışişleri Bakanı Saif Ahmed es-Sani, Körfez ülkelerine “Farklılıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini” ifade eden bir uzlaşı mesajı gönderdi. Es-Sani, komşu Körfez ülkelerine misilleme yapmayacaklarını da açıkladı. Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, krizin ardından başlatılan ambargonun kaldırılması için Katar’a 13 maddelik talep listesi sundu. Bu listeyi Katar’a krizde arabulucu rolü üstlenen Kuveyt iletti. Listede başta İran’la ilişkilerin kesilmesi, Müslüman Kardeşler’i ‘terörist bir yapı’ olarak ilan etmesi, DAEŞ, El Kaide ve Lübnan Hizbullahı gibi terör örgütleriyle ilişkisini kesmesi, El Cezire kanalını kapatması, Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığını sonlandırması, aylık ve yıllık denetimler yapılması gibi talepler yer aldı. Ancak Katar bu talepleri reddetti. Krizin ardından Türkiye, Katar’a asker gönderme kararı aldı ve bu konudaki askeri sevkiyat devam ediyor. Krizin devamında, söz konusu listenin altı maddeye indiğine yönelik haberler çıktı. Yenilenen listede ise Katar’daki Türk üssüne yönelik bir atıftan vazgeçildiği belirtildi.

Boykota devam kararı Son olarak geçen 5 Temmuz’da Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır Dışişleri Bakanları, Katar krizini görüşmek üzere Mısır’ın başkenti Kahire’de bir araya geldiler. Görüşme sonrasında Mısır Dışişleri Bakanı, Katar’ın dört Arap ülkesinin taleplerine olumsuz yanıt verdiğini duyurdu. Bu açıklamanın hemen ardından Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Arap ülkelerinin taleplerini yerine getirene kadar Katar’a boykotun süreceğini açıkladı.

Bölgeye ilk resmi ziyaret Erdoğan’dan

Körfez’de kriz sürerken, krizin başından bu yana bölgeyi ilk kez resmi olarak ziyaret eden ülke Türkiye oldu. Temmuz ayının sonunda Körfez turuna çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz el-Suud, Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El-Ahmet El-Cabir ve Katar Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad es-Sani ile görüştükten sonra Türkiye’ye döndü. Erdoğan, ziyaret dönüşü yaptığı açıklamada, “Katar’ın son dönemde takındığı olumlu tavır takdire şayandır” dedi. Erdoğan, temaslarında İslam dünyasında birliğin ve beraberliğin kalıcı olması gerektiğine vurgu yaptığını belirtti.

Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez turunun anlamı neydi? Erdoğan’ın bu ziyaretini nasıl okumak gerekiyor? Erdoğan, krizin bir tarafı olan Birleşik Arap Emirlikleri’ne neden gitmedi? Körfez ülkeleri, Türkiye’nin rolünü nasıl görüyor? Bu ziyareti ilk aşamada krizin çözümüne yönelik nasıl görmek gerekiyor? Bu kriz Türkiye’nin perspektifini nasıl etkiliyor? Tüm bunları Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Dış Politika Araştırmacısı ve Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsmail Numan Telci’ye sorduk.

“Krizin uzaması Türkiye’yi olumsuz etkiler”

Yrd. Doç. Dr. İsmail Numan Telci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretin temel amacının bölgedeki krizin uzamasını engellemek ve bu ülkeler arasında ortak bir zemin bulabilmek olduğunu söylüyor. Telci, “Nitekim bu krizin uzamasının bölgede en olumsuz etkileri olabilecek ülkelerden birisi Türkiye’dir. Erdoğan’ın gezisi boyunca özellikle Suudi Arabistan’daki temaslarında, krizin bu ülkeler ve bölgeye hangi olumsuz etkilerinin olabileceğini anlattığı tahmin edilebilir” dedi.

“BAE’ye gitmemesi bilinçli bir tercih”

Katar yönetiminin, krizin başından beri Erdoğan’ın bizzat ülkeyi ziyaret etmesi beklentisi içinde olduğunu söyleyen Telci, “Dolayısıyla bu ziyaret Doha yönetimi için bir destek mahiyeti taşıyor. Erdoğan’ın ziyaretinde Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar’ı seçmesi ancak krizin baş aktörlerinden olan Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret etmemesi ise bilinçli bir tercihtir. Erdoğan, krizin atlatılması için bölgede Türkiye aleyhine faaliyetler yürüten Birleşik Arap Emirlikleri’nden bağımsız olarak girişimler yürütmeyi amaçlıyor” diye konuştu.

Erdoğan’ın krizin atlatılması konusunda ne tür girişimlerde bulunduğunu anlatan Telci şöyle devam ediyor: “Bu girişimlerin başında Suudi Arabistan’ın, Katar’a yaklaşımını gözden geçirmesi konusunda ve Körfez ülkeleri arasındaki siyasi ve ekonomik istikrarın bölge için hayati önemde olduğu hususunda ikna edilmesi geliyor. Öte yandan Türkiye, Suudi Arabistan’la olan ilişkilerini de riske atmak istemiyor. Bu nedenle bu ziyaretin bir diğer hedefi de Körfez’deki krizin tüm aktörler için en az hasarla atlatılmasının sağlanması olarak söylenebilir.”

“Suudi Arabistan ilişkileri riske atmak istemiyor”

Körfez ülkelerinin Türkiye’nin rolüne nasıl baktığına ilişkin Telci, “Katar, şüphesiz Türkiye’nin tam desteğinden dolayı memnun” diyor. Ancak Telci, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri için şunları anlattı: “Suudi Arabistan her ne kadar Ankara ile birçok konuda anlaşsa da tam anlamıyla bir dış politika ittifakı geliştirememiş durumda. Bununla birlikte Türkiye ile ilişkileri de riske atmak istemiyor. Nitekim özellikle İran ve diğer bölgesel tehditler konusunda Türkiye’yi önemli bir müttefik olarak görüyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise uzun zamandır Türkiye aleyhine bir dış politika izlediği bilinmekte. Ankara’nın Abu Dabi’yi bu tutumundan vazgeçirmek için girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı denilebilir

Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu yönde politikalarını devam ettirmesi, Ankara’nın Abu Dabi’ye olan toleransının sona ermesine neden olabilir. Bu da Türkiye’nin Katar’a desteğini artırmasına neden olacak Libya’da daha agresif politikalar izlemeye itebilecek.” Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ziyareti krizin çözümü için ilk aşamada nasıl bir etki yarattı? İsmail Numan Telci, “Erdoğan, gezisi boyunca Katar’ın bölge ülkeleri için bir tehdit olmadığı konusunda garanti vermiştir.

Katar’a yönelik izlenen bu politikanın Körfez bölgesinde istikrarsızlığa neden olabileceğini anlatan Erdoğan, bu ülkelerin karşılaştıkları gerçek sorunlara odaklanmaları konusunda uyarmıştır. Bu girişimlerle Türkiye’nin krizin çözümünde Suudi Arabistan’a geri adım attırma çabaları kısmen başarılı olsa da henüz tam anlamıyla sonuç vermedi. Ancak Erdoğan’ın gezi boyunca tarafsız bir arabulucu rolü oynaması, özellikle Suudi Arabistan’ı ikna etmede etkili olmuştur denilebilir” ifadelerini kullandı. Körfez krizinin ilk etapta Türkiye’yi bir seçime zorladığı yönünde yorumların yapıldığını belirten Telci, “Bunda Riyad ve Abu Dabi’nin kararlarının geri adım atmaya müsait görünmeyen doğası etkili oldu.

Ancak bu ülkeler son yıllarda Katar’la stratejik ilişkiler geliştiren Türkiye’nin Doha’ya tam bir destek verebileceği ihtimalini göz ardı ettiler. Nitekim Türkiye’nin krizin ilk günlerinden itibaren Katar’ın arkasında durması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri için caydırıcı bir etki yarattı. Bu çerçevede Türkiye’nin Katar’daki askeri üssü işlevsel hale getirmesi, oyun değiştirici bir hamle oldu” dedi. “Katar’daki askeri üs bölgedeki etkinliği artıracak”

Ancak Katar’daki askeri üssün henüz hedeflenen kapasiteye ulaşmadığını belirten Telci şöyle devam etti: “Üssün gelecek dönemde kapasite artırımına devam etmesi bekleniyor. Nitekim bölgede sert gücün bir dış politika aracı olarak kullanımı, özellikle Suudi Arabistan’ın son dönemdeki politikaları ile daha yaygın hale geldi. Benzer şekilde bölgede asker kapasite kullanımı Birleşik Arap Emirlikleri tarafından da yapılıyor. Abu Dabi yönetimi Yemen’e ait Sokotra Adası ve Bab-ül Mendeb’deki Perim Adası üzerinde askeri üsler açarak bölgedeki askeri dengeleri değiştirme çabası güdüyor. Buradan hareketle Türkiye’nin de Katar’da kurduğu askeri üssü genişleterek hem bölgedeki stratejik müttefiki olan Katar’a bir güvenlik şemsiyesi sağlamayı hem de Körfez bölgesindeki etkinliğini artırmayı hedeflediği söylenebilir.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)