Türkiye bölgenin güven adası olabilir

Ortadoğu ve Avrupa arasında uzanan geniş bir coğrafyada tarihsel ve kültürel bağları olan Türkiye, Suriye ve Irak’ta devam eden çatışmaların çözümü için kilit önemde. Sınırlarımızda yaşanan gelişmeleri, Türkiye’nin bölgesindeki tarihsel bağlarını Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fikret Birdişli ile konuştuk.
Yayın Tarihi: May 31, 2017
FavoriteLoadingBeğen 20 mins

Türkiye sınır güvenliği konusunda nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya?

Sınır güvenliği denilince konunun iki boyutu olduğu dikkate alınmalı. Birincisi ulusal güvenlikle, diğeri ise ekonomik güvenlikle ilgili… Bu sorunuza Türkiye’nin tüm sınırları dikkate alınarak cevap verildiğinde, coğrafyayı ve sınır komşularımızı da hesaba katmamız gerekir. Öncelikle şunun altını çizmem lazım. Gerek güvenlik ve gerekse ekonomik anlamda sınır güvenliği tek taraflı sağlanacak bir konu değildir. Yani sizin olduğu kadar komşularınızın da bu konulardaki başarısı, sınır güvenliğini sağlamak için olmazsa olmaz koşullardandır. Bu durumda sınır güvenliği için dikkate alınması gereken konular; bir devletin sınır güvenliği konusunda yasal mevzuatı ve pratik uygulamaları, sınır hattını oluşturan uzamsal düzlem yani coğrafi yapı, sınır hattında yer alan demografik yapı ve sınır komşusunun ekonomik ve siyasal istikrarı… Genel anlamda sorunsuz sınırlara sahip olmanız için hukuki sınırlarla coğrafik ve demografik sınırların örtüşmesi ilk şarttır. Bu açıdan baktığımızda Türkiye’nin tek sorunsuz sınırı İran ile olan sınırımızdır. 1639 yılında Kasr-ı Şirin Anlaşması’yla iki devlet arasında çizilen bu sınır, günümüzde Avrupa’nın en eski sınırı olarak sayılabilir. Söz ettiğim koşullar açısından en sorunlu sınırlarımız ise güney sınırlarımızdır. Brüksel Anlaşması bağlamında belirlenen Suriye ve Irak sınırımız, bölgenin gerek demografik gerekse coğrafik koşullarıyla uyuşmadığından, tüm Cumhuriyet dönemi boyunca hem güvenlik hem de ekonomik açıdan bize sorun yaratmıştır.

Sınır güvenliğinin sağlanması için neler yapılmalı?

Günümüzdeki uluslararası alan ve uluslararası ilişkiler dikkate alındığında, yeniden sınırların çizilerek güney ve batıda ideal sınırlara ulaşma imkânımız kalmamıştır. Bu durumda sınır sorunlarımızı azaltacak yeni yaklaşımlar ve tedbirlere ihtiyaç vardır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve hukuki açıdan güçlü bir ülke olması, sınır sorunlarının çözümü için gereken objektif koşulların başında yer alır. Çünkü güçlü bir ülkeyseniz kimse sizin sınırlarınıza göz dikemez. İkinci olarak, Türkiye sınırlar konusunda tek bir politika yerine, sınıra göre bir politika belirlemeli ve hayata geçirmelidir. Yani güney sınırlarınızla batı sınırlarınız için farklı ve bölgeye özgü politikalar izlemek gerekmektedir. Hali hazırda bunu yapıyoruz zaten.

Daha spesifik önlemler almak mümkün mü?

Elbette. Örneğin Suriye sınırına duvar çekilmeye başlanması, aslında bu gereksinimin bir sonucudur. Şu an Türkiye, güney sınırları için tek taraflı önlemler almak zorunda, Batı sınırları içinse ikili anlaşmalar ve girişimler hâlâ masada olan seçeneklerdir. Öte yandan doğuda Ermenistan sınırımız ve Karabağ’la olan temas noktamız, Orta Asya’ya açılabilmemiz için stratejik öneme sahip. Gürcistan ile olan ilişkilerimiz ve sınırlarımız kısmen daha sorunsuz sayılır ama Ermenistan’la olan sınırımız, Türk-Ermeni ilişkilerinin düzelmesine bağlı. Bir de son günlerde bu konu Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerine endekslenmiş durumda. Türkiye bu konuda üzerine düşeni yapmakta fakat Ermenistan sürekli Rusya’nın ve Ermenistan diasporasının baskısı altında. Irak sınırı Barzani ile geliştirilen ilişkiler sonucu göreceli olarak bir istikrara kavuşmuştu ama bu durum henüz sürdürülebilir düzeyde değil. Çünkü Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi bir devlet ciddiyeti ve tecrübesinden çok uzak. Ayrıca merkezi Irak yönetimiyle olan sorunlar sürekli gündemi sıcak tutuyor. Sınır güvenliği konusunda diğer bir adım da daha teknik ve idari nitelikte. Türkiye’de sınır güvenliği konusunda çalışan 25 farklı kurumun bulunması bir yetki karmaşası doğurmakta. Bildiğim kadarıyla hükumetin bu yönde bazı adımları var.

Türk Seddi’ kuruluyor

Suriye sınırına Türkiye güvenlik duvarı inşa ediyor. Bu duvar ne kadar etkili?

Sınıra duvar örmek aslında ideal bir çözüm değilse de Türkiye’nin mecbur kaldığı bir seçenek. Güvenlik duvarı sadece Suriye sınırını kapsamıyor. Irak ve İran sınırına kadar uzanıyor ancak arazi koşulları nedeniyle yer yer kesilmek zorunda kalıyor. Yine de tamamen bittiğinde Çin Seddi ve ABD-Meksika arasındaki duvardan sonra dünyanın en büyük üçüncü duvarı olacak. İsmine ‘Türk Seddi’ denilmeye başlandı bile. Bu duvarın kısa ve orta vadede güvenlik sorunları için bir çözüm olabileceği düşünüldü. Duvarın belli bölgelerinde nöbet kuleleri var. Sarp arazinin bulunduğu yerlerde bu duvarın işlevi pek işe yaramayabilir. Zira PKK’nın, Filistin-Mısır arasındaki tüneller gibi tüneller açması mümkün. Yine de sınıra duvar çekilmesi, mevcut koşullar altında hayata geçirmemiz gereken bir seçenekti.

Güvenlik duvarına ek olarak başka ne önlemler alınmalı?

Suriye’deki iç savaş ve Irak’ın istikrarsızlığı devam ettiği sürece buradaki sorunlar bitmeyecektir. Fırat Kalkanı operasyonu, Suriye ile olan sınır güvenliğimize çok hayati katkılar sağladı. Orta vadede sınıra yakın yerlerin güvenli bölge olarak ilan edilmesi geçici fakat önemli bir çözüm olacak. Teknolojik araçlar sınır korumaya yardımcı olabilir ama kalıcı çözüm diplomasiden geçiyor.

Türkiye’nin güvenli bölge talebi ne kazandıracak?

Türkiye bu talebini 2012 yılından beri tekrarlıyor. Bu talebin ne kadar haklı ve gerekli olduğu henüz anlaşıldı maalesef. Rusya-İran-Türkiye, 4 Mayıs’ta Suriye’de belli bölgelerde ‘çatışmasızlık mutabakatı’ imzaladı. Fakat bunu, Türkiye’nin istediği güvenli bölgeyle karıştırmamak lazım. Bu çatışmasızlık bölgesi İdlib, Hama, Şam, Der’a, Doğu Guta, Kuneytra, Humus illerinin merkezini kapsıyor. Ancak bu şehirlerin kırsalında çatışmalar devam edecektir. Ayrıca bu mutabakat geçici olacaktır; çünkü anladığımız kadarıyla DAEŞ’in elinden Rakka ve Deyruzzor’un alınmasıyla Rusya-İran-Suriye ortaklığı, muhaliflerin bulunduğu bölgeye yönelerek bu işi sonlandırmayı planlamaktadır. Türkiye’nin istediği güvenli bölge ise hem sınır güvenliğini sağlaması hem de vatanlarını terk ederek başka ülkelere sığınan Suriye halkı için önemli. Suriye’de hayatın bir nebze olsun normale dönmesi açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin azımsanmayacak bir kesimi, bu kapsamda oluşturulacak bölgeye yerleştirilebilir. Bu, hem Türkiye’nin yükünü biraz hafifletebilir hem de en kötü senaryo olan Suriye’nin bölünmesi durumunda bu bölge hakkında Türkiye’nin özel talepleri bulunabilir. Her halükârda güvenli bölge talebimiz hem taktiksel hem de stratejik faydalar içermektedir.

Güvenlik duvarı tamamlandığında Çin Seddi ve ABD-Meksika arasındaki duvardan sonra dünyanın en büyük üçüncü duvarı olacak.


Güvenli bölge nerede kurulmalı?

Güvenli bölgenin Fırat’ın batısından başlayarak Münbiç, Kuzey Halep ve İdlib’i kapsaması düşünülüyor. Türkiye, Afrin ve Kobani’nin birleşmemesi yani Kürt kantonunun kurulmaması açısından önemli bir alanda güvenli bölge oluşturulmasını istiyor. Ancak hem Rusya ve İran hem de ABD böyle geniş bir alanda kurulacak güvenli bölge ya da uçuşa yasak bölgenin muhalif grupları güçlendireceğini biliyor. Çünkü bölgede muhalifler hava operasyonları sebebiyle gerilediler. Esed ve İran’ın yoğun hava bombardımanının bulunduğu dönemde dahi hızla ilerlemeye devam ediyorlardı. Ancak Rusya ve ABD’nin bölgedeki hava operasyonları, muhalifleri bir hayli zayıflattı. Dolayısıyla bu devletler, muhalif grupların yeniden güçlenmesine müsaade etmek istemeyeceklerdir. Belki Türkiye’nin güvenli bölge talebine Fırat Kalkanı ile alınan 2015 kilometrekarelik alanı ve İdlib merkezini dahil edebilirler. Ancak bu durum Türkiye’nin talebinin yerine getirildiği anlamı taşımaz, zira bu bölgeler şu an itibarıyla güvende.

Fırat Kalkanı, Kürt kantonunu kesti

Fırat Kalkanı operasyonunu gelinen aşamada nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fırat Kalkanı operasyonu, canlı bomba eylemleri, Suriye’den Türkiye’ye düşen havan topları, PYD’nin ABD ve Rusya desteğiyle hızla ilerlemesi ve Fırat’ın batısına yönelerek Kürt kantonunu tamamlamasını önlemek için başlatıldı. DAEŞ ile sınır bağlantımız kalmadı. Bu anlamda iki amaçtan biri gerçekleşti. Ancak PYD’nin Münbiç’teki varlığı hem Rusya hem ABD tarafından korunmaya başlanınca, Türkiye bu iki gücü de karşısına almak istemedi. Operasyonu noktaladığını, yeni bir operasyonun farklı bir isimle gerçekleşeceğini beyan etti. Bu anlamda ikinci amaç gerçekleşmedi. Ancak Fırat Kalkanı’nın bitmesi, Türkiye’nin kontrol ettiği 2015 kilometrekarelik alandan geri çekileceği anlamını taşımaz. Kürt kantonunun birleşmesinin önüne geçtik.

Türkiye nasıl ittifaklar yapmalı?

Türkiye maalesef PYD konusunda Rusya ve İran ile pazarlık yapacak güçlü kozlara sahip değil. Rusya ile ilişkilerimiz iyi bir seviyeye doğru tırmansa da Rusya ile Suriye stratejimiz halen çatışıyor. Zaten Rus uçağının düşürülmesi hadisesinden sonra Rusya da PYD’yi destekliyor. Yani Rusya ile ilişkilerimiz şimdilik sadece ekonomik alanda iyileşme eğilimi gösteriyor. Zaman zaman Rusya ile varılan siyasi mutabakatlar olsa da henüz bunlar bölgede kalıcı çözüm üretecek boyut ve nitelikte değiller. Suudi Arabistan’ın Suriye konusunda hem ağırlığı yok hem de ABD’ye rağmen politikalar yürütmesi zor gibi görünüyor. Avrupa ise Suriye sorunu karşısında hem etkisiz hem de Türkiye’ye karşı oldukça önyargılı. Yani özetle Türkiye bu konuda kendi göbeğini kendi kesmek zorunda ve ABD ile ciddi pazarlıklar yürüterek ABD’yi bir şekilde ikna etmeli.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Suriye sorunu üzerinden Ortadoğu’yu düşünecek olursak, Türkiye’nin bölgede tamamen yalnızlaşmış durumda olduğunu görüyoruz.

Örneğin Suriye konusunda İran’la ters düşmüş vaziyette. Irak yönetimi ile Musul operasyonu sebebiyle ilişkiler gerildi ve halen aynı zeminde devam etmekte. Irak Başbakanı İbadi, ABD’ye güvenerek Türkiye’yi karşısına aldı. Suudi Arabistan ilişkileri normal seyrinde devam ediyor. Katar ile ilişkiler ise iyi bir seviyede. Son dönemde İsrail ile ilişkiler normalleşmeye başlardı ancak Ortadoğu politikaları bağlamında İsrail, Türkiye için güvenilir bir müttefik değil. Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri üzerindeki etkisi henüz kalıcı ve sağlıklı bir zemine oturmuş değil. Konjonktüre bağlı olarak değişen ittifaklar maalesef bölge sorunlarına çözüm olmaktan henüz çok uzak. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bölge halkları üzerinde oluşturduğu olumlu intiba Türkiye’nin özgül ağırlığını güçlendirmekteyse de kalıcı çözümler için başkaca stratejik adımlara ihtiyaç var. Türkiye bu bağlamda Katar ve Sudan üzerinden çok önemli hamleler yaptı. Askeri açıdan atılmış bu adımların arka planının güçlü bir Türkiye’ye dayanması şart. Bunun için Türkiye’nin iç sorunlarının bir an önce sona erdirilerek ekonomik, siyasi ve demokratik reformlara kaldığı yerden devam edilmesi gerekiyor. Batı’da yükselen İslamofobi istenmeyen bir durum olmakla beraber İslam ülkeleri arasında dayanışmayı artırabilir. Bunun için Türkiye, bölgesinde bir güven adası haline gelmeli. Ortadoğu’da lider bir ülke olabilmek için Almanya’nın AB içindeki konumu gibi bir konuma erişmemiz gerekiyor.

ABD, ikircikli bir tutum içinde

ABD’nin Suriye’ye daha kapsamlı bir müdahalesi olur mu?

ABD’nin hali hazırdaki Suriye stratejisi, Rakka operasyonu ile DAEŞ’i etkisiz eleman haline dönüştürmenin sonunda Suriye’yi bölmeye dayalıdır. Rejim, PYD ve aslında PYD’den çok farklı olmayan Devrimci Suriye Güçleri arasında Suriye’yi üç parçaya bölmek istiyor. Kurulacak yeni Suriye sahasında Rakka gibi önemli bir petrol noktasını kendi kontrolündeki PYD’nin alanına dahil etmeyi planlıyor. Artık Esed’in gitmesi durumuna düşük bir ihtimal olarak bakan ABD, Rusya’yı İdlib bölgesinde oyalayarak, muhalifler vasıtasıyla Rusya’ya güç kaybettirme siyaseti de izleyebilir. ABD, nedenleri karmaşık bir şekilde Türkiye’ye karşı ikircikli bir tutum içinde. 15 Temmuz sonrası Türkiye’ye yönelik tavır ve tutumları bizim beklentilerimizin çok gerisinde kaldı. Üstelik Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği grupları aleni bir şekilde desteklemesi ve “Biz PYD’yi terör örgütü olarak görmüyoruz” demesi, aramızdaki stratejik ortaklığı tehdit eder boyutta. Mevcut koşullar altında ABD’nin Suriye’ye yönelik kapsamlı bir müdahalede bulunması şimdilik düşük bir olasılık. Ayrıca Suriye’de İncirlik’i ikame edecek üs arayışı içinde olması, ABD’nin bölgeye yönelik başka alternatif planları olduğunu düşündürüyor. Türkiye, güvenli bölge talebinin karşılanması durumunda Suriye için yeni bir yol haritası belirleyerek dış politikasını revize edebilir. Şu an için mevcut konumumuzu güçlendirecek adımlar atmaktan başka seçeneğimiz yok gibi görünüyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)