“İyi bir siyasetçi toplumla aynı rüyayı görebilmeli”

Siyaset Akademisi’nde eğitim veren Prof. Dr. Mazhar Bağlı, “Türkiye’nin dört bir yanında verilen bu eğitimlerle insanlar demokrasiye daha çok sahip çıkmaktadır” dedi.
Yayın Tarihi: Nis 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 21 mins

Türkiye siyasi açıdan bir dönüm noktasının arefesinde. 16 Nisan’da yapılacak referandum ile ülkenin yeni yönetim sistemi halkın oylamasına sunulurken, ülkenin dört bir yanında geleceğin siyasetçilerini yetiştiren AK Parti’nin kurduğu Siyaset Akademisi’ndeki çalışmalar devam ediyor. Siyasi parti eğitim faaliyeti olarak hizmet veren Siyaset Akademisi sayesinde şimdiye kadar binlerce kişi eğitim sürecini tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı.

Katılımcıların kültürel, siyasal, tarihsel anlamda donanım sahibi olmalarını amaçlayan akademi, yeni Türkiye’nin oluşmasında da etkin rol oynuyor. ‘Büyük Güç Türkiye’ sloganıyla yola çıkan Siyaset Akademisi’nde siyasetçilerden akademisyenlere, iletişimcilerden gazetecilere kadar farklı profillerden Türkiye’nin önde gelen isimleri eğitim veriyor. Türk siyaseti, siyasal sistemler, iletişim becerileri gibi derslerin anlatıldığı akademide eğitim veren bu önemli isimlerden biri de geçen ay Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Mazhar Bağlı. Her öğrenciyi akademide daha donanımlı hale getirmek için çabaladıklarını belirten Bağlı ile hem Siyaset Akademisi’ndeki dersleri hem de referandumdan dış politikaya Türkiye gündemini konuştuk.

PROF. DR. MAZHAR BAĞLI. NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ – AK PARTİ SİYASET AKADEMİSİ
EĞİTMENİ – AK PARTİ ESKİ MİLLETVEKİLİ – AK PARTİ ESKİ MKYK ÜYESİ.

“Herkesin ülke yönetimiyle ilgili fikri var”

Türkiye’de toplum aslında siyaset ile yakından ilgili. İnsanlar hem siyasi gelişmeleri gün be gün takip ediyor hem de ülke yönetimine birebir katkıda bulunmak istiyor. Türk insanının ülke yönetimine dair genelde bir fikir ve heyecan sahibi olduğunu belirten Bağlı, bu yüzden toplumun Siyaset Akademisi gibi bir yapıya ihtiyacı olduğunu anlatıyor: “Belki uzun bir süreden beri içlerinde var olan kalkınma coşkusunu tatmin edecek bir hamlenin yapılmamış olması, belki de rüyasını gördükleri politikaları takip eden siyasi bir hareketin ve aktörün olmamasındandır. Ama şurası açıktır ki, bizim toplumda insanlar ülke yönetimi ile son derece yakından ilgilidirler. Seçimlere katılım oranı en yüksek olan ülkelerden birisiyiz. Herkesin ülke yönetimi ile ilgili bir fikri var ve neredeyse her bireyin hayalini kurduğu bir düzen mevcuttur. Keza toplumumuzun son derece kıymetli bir feraseti ve bilgeliği de var. İşte bu hayalin ve bu ferasetin bir kurmay akla dönüştürülmesi ise ancak kurumsallaşma ve eğitim ile mümkün olabilir. Siyaset Akademisi’nin amacı, insanlarımızın politikaya olan heveslerini diri tutmak, ülke yönetimine dair rüyalarını disipline etmek ve bireylerin kamunun işleyişini gözetlemesini sağlamaktır. Siyaset Akademisi’nin verdiği bilinçle insanlarımız demokrasiye daha çok sahip çıkmaktadırlar.”

Katılımcılar donanımlı hale geliyor

Siyaset Akademisi’nde dersler iki ana başlıkta toplanıyor. Bu başlıklardan biri kişisel gelişim, ikincisi de siyasi ve kültürel alan. Bu alanlarda farklı derslere girdiğini belirten Bağlı, öğrencileri bilgisel açıdan zenginleştirmeyi hedeflediklerini anlatıyor: “Siyasi ve kültürel alan ile ilgili konular yoğunluklu olarak ülke gündemi, demokrasi tarihi ve bilinci, siyasi analiz ve dış politika gibi konuları içeriyor. Kişisel gelişim ise bireylerin kişisel becerilerinin geliştirilmesi, toplumsal alan içindeki tutum ve davranışları ve iletişim gibi konuları kapsıyor. Bu derslerin asıl amacı, katılımcılara ülke gündemi ile ilgili sağlıklı ve doğru bilgi vermek, AK Parti iktidarı döneminde yapılan çalışmalardan haberdar etmek ve gelecek hedeflerimizi paylaşmaktır. Politik birer aktör olarak özgüvenini kazanmış ve kendisini ifade etme konusunda başarılı birer kişi olmalarını sağlayacak bir eğitim verilmektedir.”

Peki akademide eğitim alıp kendisini her anlamda geliştirerek siyasete atılan biri nasıl bir fark ortaya koyuyor? Her öğrencinin akademide daha donanımlı hale geldiğini belirten Bağlı şöyle konuşuyor: “Malum, toplumda her ne kadar askeri bir terminoloji olmasına rağmen başka bazı meslekler için de sıklıkla kullanılan ‘alaylı ve mektepli’ ayrımı vardır. Bu tabirler gazeteciler için de siyasetçiler için de sıklıkla dile getirilir. Mektepli demek işin teorisini iyi bilen demektir. Alaylı ise işin pratiğini. Bu mesleklerde tek bir alanda göstereceğiniz başarı sizin için iktifa etmeyebilir. Her iki alanda da bir başarı göstermek icap eder. Siyaset Akademisi politikaya heves eden katılımcıların sahadaki pratik bilgilerinin yanına teorik bilgileri de katarak onların görece daha donanımlı hale gelmesine öncülük etmektedir. Elbette akademi belli bir ‘beceri’ kazandırmayı amaçlayan ‘özel’ bir eğitim programı değildir. Yani bir talim terbiye işi değildir. Ama bu alanda çok özel bilgilere sahip olma imkânı sunuyoruz ve daha sonra da biz bu bilgileri ölçüyoruz.”

“İyi bir siyasetçi toplumla aynı şarkıyı mırıldanabilmeli”

Prof. Dr. Mazhar Bağlı siyasetçiyi, siyasetin basit tanımı olan “Daha iyi olduğuna inanılan bir konuma toplumu taşıma sanatını en iyi icra edebilen kişi” olarak tanımlıyor. “İyi bir siyasetçi profili nasıl olmalı?” sorusuna ise herkes için standart bir cevap vermenin zor olduğunu söylüyor: “Esasında her idareci için sevk ve idare etme kabiliyeti ile pratik çözüm bulma becerisi önemlidir ama siyasetçi için bulunmaz bir imkândır. Siyaset kurumunda doğal olarak çetin bir rekabet var. Güçlü bir irade sahibi olmak da son derece önemlidir. Bu saydıklarımız ve belki daha da sayabileceğimiz pek çok meziyetin olması gerekir ama bence bir siyasetçide olması gereken en önemli şey, toplumla birlikte aynı rüyayı görebilmektir. Onlarla aynı şarkıyı mırıldanabilmektir. Zira siyaset ile iştigal edenler zamanla kendilerine yeni bir dünya kurar ve toplumdan uzaklaşırlar. Dürüstlük, ahlak, ahde vefa ve diğerkâmlık gibi önemli hususlar bana göre zaten her kişide olması gerekmektedir ve bunları ayrıca zikretmeye kanaatimce hacet yoktur.”

 “Darbeci ruh bertaraf edilmeli”

Siyaset Akademisi’ndeki derslerin ve eğitmenlerin de tüm Türkiye halkının da gündeminde son aylarda Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi var ve 16 Nisan’da yapılacak referandumla halk kararını verecek. Bağlı, bu yeni sistemle “darbeci ruhun bertaraf edileceğini” anlatıyor: “Bilindiği gibi anayasal metinler lafızlarından çok yazanların veya kanun koyucuların niyetleri ile yani ruhları ile değerlendirilirler. Mevcut anayasaya baktığımızda içinde özgürlükçü ve demokrasiyi vurgulayan maddeler var ancak darbeci ruh hâlâ diridir. Bu ruh ancak yeni bir hükumet sistemi ile bertaraf edilebilir. 16 Nisan’da yapılacak olan halk oylamasında eğer milletimiz teveccüh gösterip olumlu kanaat bildirirse özellikle de AK Parti iktidarları döneminde ete kemiğe bürünen milli irade, kurucu bir aktöre dönüşecek ve milletin sivil siyasete doğrudan dahil olması gerçekleşecek. Ben işin bu yönünü daha çok önemsiyorum. Zira milli iradenin kurucu olmaması demek milletin hep cephede kazanıp masada kaybetmesi demektir.” Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin en büyük öneminin siyaseti işlevselleştirmek olduğuna da dikkat çeken Bağlı “Siyaset nihayetinde milletin rüyasını politik bir projeye dönüştürme alanıdır. Bizim insanlarımızın içinde ukde olarak kalmış pek çok iş var. Kalkınma, sanayileşme, büyüme ve sağlıklı bir idari yapı inşa etmek. Bunların gerçekleşmesine giden yol milletin iradesinin siyasete doğrudan yansımasını sağlamaktır” diyor.

“Ülkenin kaderi değişecek”

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin uygulanmasıyla yeni bir Türkiye’ye de adım atılmış olunacak ve ülke büyümeye devam edecek. Her şeyden önce Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulacağını dile getiren Bağlı, yeni sistemin neler kazandıracağını şöyle anlatıyor: “Devlet yönetiminde iki başlılık sona erecektir. Sahada kazanılan zaferler masada kaybedilmeyecektir. Anayasada var olan ama bir türlü hayata geçirilemeyen milletin anayasayı değiştirebilme yetkisi işlevsellik kazanacaktır. Açıkçası nasıl bir sonuç doğurursa doğursun benim için en önemli kazanım bir daha ülkede hükumet krizlerinin yaşanmayacak olmasıdır. AK Parti’den önce, benim izleyebildiğim tüm seçimlerin sonuçları bir krize gebeydi. Neredeyse ülkenin tek bir gündemi vardı, ya seçim ya da erken seçim. Bu iklim ülkeyi çalışamaz hale getirmişti. Seçimden altı ay önce işler duruyordu, seçimden sonra da bir yıl işler rayına oturmuyordu. Zaten bir buçuk sene sonra yine seçimler oluyordu. Cumhurbaşkanın seçimine dair krizlerin ve hükumet kurulmasına dair açmazların bitirilmiş olması ülkenin kaderini değiştirecek bir iştir.”

İçinde yaşadığımız bu referandum sürecinde bir yandan MHP’nin AK Parti’ye destek verdiği, diğer tarafta da CHP’nin başı çektiği iki ayrı blok var. Peki Türk siyaseti bundan sonraki dönemde nasıl şekillenecek? Politik uzlaşma sağlanabilecek mi? Bu ittifak ya da bloklaşmayı milli-yerli ve Batıcı-ulusalcı eksende değerlendirenlerden olduğunu belirten Mazhar Bağlı, Türkiye’de siyasi tercihleri şekillendiren esas konunun ideolojiler ve pratikler olduğunu anlatıyor:

“Bizim ülkemiz siyaseti şekillendiren esas dinamik ideolojik tartışmalar değil bence. Yani Batı toplumlarındaki gibi derin ideolojik ayrılıklar ve tartışmalar üzerinden şekillenen siyasi bir taraftarlık söz konusu değildir. Bizim ülkemiz siyasi tercihleri şekillendiren esas konu ideolojiler, pratiklerdir. Bundan dolayı da millet, pratik neticeler vaat eden muhafazakâr siyasi hareketleri çok daha fazla tercih etmektedir. Bu durumun gelecekte de devam edeceğini düşünüyorum. İdeolojik gerekçelerle yapılan tercihler veya dönüşümler ise son derece kırılgandırlar. Bu anlamda yukarıda bahsettiğim ikili bloklaşma devam eder ve artık avantaj hep yerli olanlardan yana olacaktır, çünkü nihai sözü artık millet söyleyecektir.”

“Etkin mücadele terörü bitirir”

Türkiye son aylarda terör örgütleri FETÖ ve PKK ile mücadelede önemli gelişmeler kaydetti. Ancak bundan sonraki dönemde de bu mücadeleyi etkin bir şekilde yürütmek gerekiyor.

Terör ile mücadelenin rahatlatıcı bir sonuç verebilmesi için hem terörizmle hem de teröristle etkin bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Bağlı şunları anlatıyor: “Terörün ideolojisi ile de aynı kararlılık ve çapta mücadele edilmelidir. Terörün etki gücü, yaptığı katliamlarla değildir. Sosyolojide yaptığı tahribatlarladır. Bu alanda da ciddi bir çalışmanın yürütülmesi gerekmektedir. Sanırım artık bu aşamaya geçilmesi gerekir. Türkiye bu terör belasından er ya da geç kurtulacaktır. İhtiyacımız olan kararlılık ve stratejik mücadeledir. Bunun için de bir kurmay akla ihtiyaç vardır.” Bir yandan terörle mücadele devam ederken diğer yandan da Güneydoğu’da yaşayan halka yönelik adımlar da atılması gerekiyor. Terörle mücadelede en kritik konunun devletin hata yapmaması olduğunu belirten Bağlı, taviz verilmemesi gerektiğine vurgu yapıyor: “Bugüne kadar bu mücadele yürütülürken en ufak bir hata tüm kazanımları alıp götürüyordu. Bendeniz bu kez hata yapılmayacağını düşünüyorum, bekliyorum. Terör örgütleri, adeta devletin hatasına güvenerek pervasızlaşıyorlardı. Nasıl olsa hata yapılacak ve onların tüm kötülüklerini dengeleyecek diye bakıyorlardı. Ama bu kez öyle olmayacak inşallah. Karşı karşıya olduğumuz terör örgütünü bilmek, adalet çizgisinden çıkmamak ve asla taviz vermeden etkin bir mücadele bu işi bitirir.”

“Dostluklar çoğaltılmalı”

Türkiye son aylarda uluslararası ilişkiler anlamında da farklı bir yapılanma yaşıyor. Hatta hem Suriye hem de terörle mücadele konusunda özellikle Rusya ile daha olumlu ilişkiler içerisine girildi. Rusya konusunda rezervleri olan biri olduğunu vurgulayan Mazhar Bağlı, son dönemdeki Türk-Rus ilişkilerini şöyle yorumluyor: “Bana göre dış politikada en önemli prensip ‘ülke çıkarlarıdır’. Bu, insana etik gelmeyebilir ve muhtemelen de ahlaki bir önerme de değildir. Ama reel politiğin gereği işleyiş böyledir ve şu an tüm ülkeler gibi biz de buna uymak zorunda bırakılmışız. Ayrıca bizim ülkeye yönelik saldırıların arttığı bir dönemde, sayın başbakanımızın da dediği gibi yapılması gereken en doğru iş düşmanlıkları azaltmak ve dostlukları çoğaltmaktır. Bununla uğraşmak daha kıymetli bir iştir. Rusya ile bazen zorunlu, bazen de stratejik ilişkiler geliştirmeyi bölgenin selameti açısından önemli görüyorum.”

Öte yandan sadece Rusya ile değil; Türkiye, Suriye, İran ve Irak politikalarında da bazı değişikliklere gitti. Bu politika değişikliğiyle bölgedeki gücün daha da artması hedefleniyor. Bölgede, Türkiye’nin sorununun terörle olduğunu belirten Bağlı, halklarla ve etnik yapılarla hiçbir sorun bulunmadığını anlatıyor:

“Türkiye, bu bölge ile maalesef uzun bir süre sağlıklı bir diplomatik ilişki geliştirememişti ve bundan dolayı da buralardaki siyasi dengelerin işleyişinin de farkına varamadı. AK Parti iktidarına kadar üniversitelerde Arapça ve Farsça bölümlerin açılması bile Milli Güvenlik Kurulu’nun fiili onayıyla gerçekleşiyordu. Bölgeyi derinlikli bir şekilde analiz edemeyen bir mirası bertaraf etmek ve yeni bir yol haritası belirlemek kolay olmayacaktır. Bütün bu değişimleri söz konusu bölgelerdeki yapılarla Türkiye’nin tarihi ve kültürel mirasının doğal iç dinamiklerinin uyum süreci olarak değerlendiriyorum. Biz bu ülkelerin halklarıyla kardeşiz. Biriz ve beraberiz. Buralardaki bazı zararlı unsurların (terör örgütlerinin ve Batılı ideolojiler etrafında gerçekleşen bazı yapılanmaların) oluşturdukları siyasi yapıların ve gettoların bertaraf edilmesi kolay değildir. Türkiye’nin sorunu terörledir. Halklarla, etnik yapılarla ve farklı mezheplerle bir sorunu yok. Bunun en tipik örneği PKK’dır. Türkiye’nin, bu coğrafyanın hiçbir yerindeki Kürtlerle bir sorunu yoktur. Bu mesele Kürt sorunu değil terör sorunudur. Türkiye’nin itirazı eli kanlı PKK terörüdür. Türkiye’nin Suriye halkıyla hiçbir sorunu yok. Bölgede sorunu yaratan eli kanlı yönetimdir.”

“Türkiye’nin, toplumu oluşturan etnik yapılarla ve farklı mezheplerle bir sorunu yok.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)