Erdoğan’ın sırrı sahiciliği

Siyaset Akademisi'nde verdiği derslerde liderlik kavramı üzerine yoğunlaşan Doç. Dr. Erdinç Yazıcı yeni dünya düzeninde liderliğin teatral bir aktörlüğe dönüştüğünü söylüyor ve ekliyor: “Sayın Erdoğan teatral, yapay bir oyunu dillendirmek yerine, sahici bir şekilde toplumun içine girerek, sahici diyaloglar kuruyor.”
Yayın Tarihi: Nis 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 26 mins

İçinde bulunduğu topluma yarar sağlayan, o toplumu yönetmek için sezgi, bilgi ve zekâsıyla sorumluluk içinde karar alarak uygulayan kişiler, lider olarak öne çıkıyor. Yetiştiği toplumun kuvvetli sosyolojisiyle ve elindeki gücü kullanarak çevresini etkileyen liderler kriz dönemlerinde aldıkları zor kararlarla da dikkat çekiyor; bu kararların arkasında duruyor, hatta uluslararası alandaki karizmasıyla rol model olabiliyorlar.

Kurulduğu 2008 yılından bugüne geçen 17 dönemde Türkiye’nin dört bir yanından binlerce öğrenci mezun eden Siyaset Akademisi de Türkiye’nin lider ve siyasetçi adaylarını yetiştiren bir eğitim faaliyeti olarak dikkat çekiyor. AK Parti tarafından kurulan ve kadrosunda Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri, siyasileri ve uzmanlarının yer aldığı akademideki önemli eğitmenlerden biri de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi, Sosyolog Doç. Dr. Erdinç Yazıcı. Akademide iki dönemdir ‘Darbeler, Demokrasi ve Siyaset’, ‘Küresel Dünyada Türkiye’ başlıklı dersler veren Yazıcı, bu derslerinde özellikle liderlik konusu üzerine yoğunlaşıyor. Yazıcı ile Soğuk Savaş döneminden günümüze değişen liderlik kavramını, dünyadaki farklı lider profillerini konuştuk.

Sosyolojide her toplum iş bölümü ve farklılaşmayla organize oluyor, insan toplulukları da bu sayede toplum haline gelebiliyor. İş bölümü ve farklılaşmaların toplumda bir hiyerarşi oluşturduğunu belirten Yazıcı, bu hiyerarşinin de alttakiler ve üsttekiler kavramlarını beraberinde getirdiğini söylüyor: “Toplumsal sistemde işsizler, iş sahipleri, iyi, kötü işler gibi farklı pozisyonlar aynı zamanda üretiliyor. Dolayısıyla toplumsal hiyerarşik bir düzen oluşuyor. Bu hiyerarşik düzen herkesi aynı anda mutlu etmiyor, bu düzenin sürmesi için de iki önemli ihtiyaç ortaya çıkıyor. Bunlardan ilki, bu hiyerarşik düzenin sürebilmesi için insanların içine sinebileceği bir anlam sistemi, zihniyet dünyası, inançlar, gelenekler, görenekler, kültür gibi birlikte yaşamanın getirdiği dengesizliklerin kabul edilebilmesi için araya giren araçlardır. Diğer taraftan bu hiyerarşiyi yürütebilmek için hiyerarşinin tepesinde herkes adına ya da en azından toplumda gücü elde tutanlar adına bir iktidar kullanmak gerekiyor. Bunun için de tepedeki sistemin iktidar kullanan erki, siyasal iktidarın liderliğini kullanıyor.”

“Türkiye’de 80 milyonluk güçlü bir sosyoloji var”

Liderlik kavramının sosyolojide değişik türlerde karşımıza çıktığına dikkat çeken Yazıcı, otoriter liderlikten demokratik liderliğe kadar anlam sistemi etrafında bütünleşmiş toplumun o anlam etrafında lideri üretmesinin yanı sıra fonksiyonel olarak ihtiyaçlar çerçevesinde lideri üretmesi gibi sosyolojinin girift ve karmaşık liderlik tartışmaları olduğunu söylüyor. Liderlerin oynadıkları toplumsal ve tarihsel rollerle toplumların krizlerini çözerek daha ileri bir geleceğe taşıyabildiklerini vurgulayan Yazıcı, kimi zaman da liderlerin aldıkları yanlış kararlarla toplumu bir kaosa sürükleyebildiğini anlatıyor: “Tarih boyunca toplumların içinde kaldığı krizler, çöküşler, yükselişleri liderlerin rolleri çerçevesinde anlayabiliriz. Liderliğin iki önemli boyutu var. İlki, doğal ve kendiliğinden liderlik. Bazı insanlarda otorite kullanma gücü, toplumsal, psikolojik, kültürel çekicilik gibi özellikler doğal olarak doğuştan bulunuyor. Buna doğal, potansiyel liderlik diyoruz. İkincisi ise liderlik geliştirilebilen bir şey. Yani insanların eğitim süreçleriyle kendi donanımlarını güçlendirerek ve tecrübe kazanarak geliştirebileceği bir liderlik söz konusu oluyor. Arzu edilen şey hem doğal hem de geliştirilebilir liderlik özelliklerinin aynı kişide bir arada olması. Böyle örnekler çok az. Sayın Cumhurbaşkanımız gerek Türkiye’nin modern tarihi içinde, gerekse bugünkü dünya konjonktürü içinde bu iki özelliği bir arada barındıran liderliği ile öne çıkıyor.”

Aslında tüm dünyanın kaderini toplumlarla birlikte liderler çiziyor. Her toplumun lideri de belli bir sosyolojinin üzerinde yaşıyor. Liderliğin sınırlarının toplum sosyolojilerinin esneme alanlarıyla belirlendiğini söyleyen Yazıcı, Türkiye’yi de bunun üzerinden değerlendiriyor: “Eğer Türkiye dört milyonluk bir ülke olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanımızın uluslararası alanda oynadığı rol, liderlik özellikleri ne olursa olsun, sınırlı kalmak durumunda olurdu. Ya da tarihsel, kültürel müktesebatı sınırlı bir ülke olsaydık, o zaman liderliğin etkinlik düzeyi ister istemez sınırlı olurdu. Dolayısıyla bugün Türkiye stratejik pozisyonuyla, tarihsel ve kültürel müktesebatıyla, küresel süreçlere karşı insani vicdanı temsil etmesi bakımından bir liderlik rolüne soyunuyor. Bu rolü Türkiye’ye, Sayın Cumhurbaşkanı’na oynatan etken, bu 80 milyonluk güçlü sosyoloji ve bu sosyolojiyle eklentili yakın akraba topluluklar, yakın coğrafyalar, Afrika’da, Asya’da, Türk dünyasında, Balkanlar’da bu yapıya destek verenler. Bu sayede bir güç olarak ortaya çıkması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da güçlü liderlik özelliklerinin bulunması bu sosyolojinin siyasi temsilini yapmasını sağlıyor. İki özelliğin bir araya gelmesi gerekiyor ki liderlik fonksiyonel olabilsin.”

DOÇ. DR. ERDİNÇ YAZICI. GAZİ ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ. SOSYOLOG.

DOÇ. DR. ERDİNÇ YAZICI. GAZİ ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ
BİLİMLER FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ. SOSYOLOG.

“Liderlik, teatral bir aktörlüğe dönüştü”

İki süper güç olan ABD önderliğinde Batı Bloku ile Sovyetler Birliği önderliğinde Doğu Bloku ülkeleri arasında 1947’den 1991’e kadar devam eden ve tüm dünyayı etkileyen uluslararası siyasi ve askeri gerginlik olarak tanımlanan Soğuk Savaş ile birlikte dünya tarihi de büyük değişime uğradı. Kuşkusuz bu değişimden liderler de nasibini aldı. Yazıcı, 2000’li yıllardan itibaren özellikle iletişim teknolojilerindeki büyük gelişmenin siyaset kültüründe de ciddi değişiklikleri ürettiğini anlatıyor: “Sahici toplumsal örgütlenmeler yerine sanal toplumsal örgütlenmelerin sosyal medya ve internet alanında yeni bir olgu olarak ortaya çıkışı, yeni bir insan tipinin, yaşama tarzının oluşması, siyaset kültüründe de ciddi değişiklikleri üretti.

Aynı zamanda Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ve günümüzde üçüncü, dördüncü teknolojik devrim diye bahsedilen süreçle birlikte yepyeni bir tablonun ortaya çıktığını görüyoruz. Bu tabloda küçük küçük komünitelerin, küreselleşme sürecinde yarı sanal yarı gerçek yapılar halinde ortaya çıktığını, liderliğin de sahici özelliklerinin yanı sıra özellikle algı düzeyinde pazarlanan özelliklerinin öne çıktığını görüyoruz. Yani liderin sahici özellikleri değil, algı olarak nasıl algılandığı daha önemli hale geldi. Öte yandan İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında gördüğümüz liderlerle temsil ettiği ideolojiler arasındaki bağı, bu yeni değişim dönemi kopardı ve liderliği teatral bir aktörlüğe dönüştürdü. Yani oynayan adam, herkesin seyrettiği adam. Bu durum da liderlerin felsefi ve ideolojik bağlarından koparak bu alanda yeniden kendilerini inşa etmeleri ya da liderliğin yeniden bu alanda inşa edilmesi sonucunu getirdi.”

Bu tanıma uyan şu anda dünyada en iyi örneklerden birinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu da sözlerine ekleyen Yazıcı, “Trump hangi ideolojiye mensup, hangi siyaseti temsil ediyor, politik olarak hangi siyaset felsefesinin insanı bilmiyoruz. Tamamen popülist bir dil ve söylem üzerinden aktüel sorunlara cevaplar üreterek başkanlığa geldi. Bu sorunların en önemlisi güvenlikti. Amerikan toplumu 11 Eylül ile başlayan büyük bir güvenlik ve terör tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı.

Trump da bu güvenlik riskini en iyi ben çözerim diliyle daha güvenlikli bir Amerika kuracağım diyerek başkan oldu. Daha güvenlikli Amerika kurmak için yaptıklarını da takip ediyoruz. İnsanlık bakımından suç sayılan ayrımcılık, yabancı düşmanlığı gibi kabul edilemeyen siyasi kodları bugün güvenlik tehditleri sebebiyle topluma kabul ettirdiği bir dönem yaşıyoruz” diyor.

“Erdoğan hep sahici kaldı”

Son yıllarda iletişim teknolojilerinin liderlerle kitleler arasına girmesi ve algıyı oluşturma gücüne sahip olan tek araç olması, dünyadaki lider profillerinin oluşmasını da etkiliyor. Öyle ki liderler artık adeta aktörleşerek daha popüler olma derdinde. Bu durumun geniş kitlelerin bir tiyatroda aktörün sahnede oynaması gibi bir lideri izleme isteğini ürettiğini belirten Yazıcı “Teatral bir sahnede lider oynuyor ve sosyal medyada, internette, televizyonlarda her akşam insanlar o liderin oyununu izliyor, tartışıyorlar. Bu da ilişkinin sahiciliğini sabote ediyor. Böyle bakıldığı zaman da dünya liderleri içinde sahici karakteri en yüksek liderler içinde Sayın Erdoğan’ı saymamız gerekli” diyor.

Peki dünya çapındaki lider profilleriyle Türkiye’yi kıyasladığımızda nasıl bir tablo çizilebilir?

Toplumun kültürel kodları, dayandığı siyasi felsefe, dünya görüşü arasında sürdürdüğü bağ, toplumla ilişki kurarken bu bağ üzerinden ilişki kurmasının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bugün dünya çapında en sahici liderler içerisinde görmemizi sağladığını belirten Yazıcı, bu durumu şöyle açıklıyor: “Teatral bir sahnede yapay bir oyunu dillendirmek yerine, sahici bir şekilde toplumun bizzat içine girerek, sahici diyaloglar kurarak onun üzerinden bir fotoğraf ve mesaj veriyor. Aslında bu, 15 yılda Erdoğan’ı ayakta tutan, gittikçe daha fazla güçlendiren, toplumdan geniş ve büyük bir destek kazanmasını sağlayan en önemli bağ. Oysa liderler genellikle iktidar yılları içinde bu durumu çeşitli sebeplerle gevşetirler. Liderlerin çöküşü de burada başlar. Fakat Sayın Cumhurbaşkanı’nın 15 yılda bu sahici bağı hiçbir şekilde kesmemesi, güçlendirerek sürdürmesi, gerek dünya siyasi tarihinde gerekse Türkiye’nin modern siyasi tarihinde nadiren görülebilir bir iktidar dönemini, gittikçe yükselen siyasi başarıları ifade ediyor. Düşünün ki siyasi macerasına çıktığında kurduğu parti bir buçuk yıl sonra yüzde 34 oyla iktidara geldi. 15 yıl sonra Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisine yüzde 52 oy verildi. Bu durum gittikçe daha güçlü bir siyasi gücün ortaya çıkması ve sahici diyalogdan hiç ayrılmamasıyla direkt ilgili.”

“Putin temel liderlik özellikleri olan ve gerekli donanıma büyük çapta sahip, önemli ve hızlı kararlar alan, uygulayabilen bir lider.”

“Putin temel liderlik özellikleri olan ve gerekli donanıma büyük çapta sahip, önemli ve hızlı kararlar alan, uygulayabilen bir lider.”

“Putin gerekli donanıma sahip”

Dünyadaki lider profillerini de değerlendiren Yazıcı, her liderlik gerektiren pozisyonun sosyolojik anlamda liderliği üretmeyebileceğine de dikkat çekiyor: “Hukuki açıdan liderlik gerektiren pozisyonlar sosyolojik olarak lideri üretmeyebilir. Örneğin bir siyasi parti genel başkanlığı liderlik gerektiren bir konumdur. Fakat çoğu zaman siyasi parti genel başkanları liderliğe kendilerini taşıyamazlar. Onlar formel bir liderliği oynayan genel başkanlardır, sosyolojik olarak lider değillerdir. Yönetici olurlar yani sadece. Dünyada her ülkenin devlet başkanı, cumhurbaşkanı var fakat her ülkenin bir lideri yok.” Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i de değerlendiren Yazıcı şunları anlatıyor: “Merkel sınırları olan bir lider. Birinci sınıf üst düzey bir lider değil ama son dönemde Almanya’da oynadığı rol önemli. Almanya dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri. Tüm modern tarihi domine eden ülkelerden birinin şansölyesi Merkel. Bu, doğal olarak kendisine bir güç aktarıyor ki kendine özgü, sınırlı da olsa liderlik özelliklerinin olduğu görülüyor. Bunu kendi Alman iç siyasetinde zaman zaman genel siyasi iklimin tersine kararları uygulamasında görüyoruz. Putin ise dünya liderleri içinde dikkate alınması gereken biri. Tabii ki bu kişilerin hangi çağın liderleri olduğu da çok önemli. Putin mesela temel liderlik özellikleri olan ve gerekli donanıma büyük çapta sahip, önemli ve hızlı kararlar alan, uygulayabilen bir lider. Dolayısıyla önemli özelliklere sahip.”

 

 

Merkel'in sınırları var

Merkel’in sınırları var

“Hızlı karar vermek önemli”

Aslında toplumlar ve liderler bağdaş hareket ediyor. Toplum güçlüyse lider, lider güçlüyse toplum da güçlü oluyor. Esas itibarıyla güçlü liderliği ise güçlü bir sosyoloji üretiyor. Güçlü liderlik özelliklerine sahip olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son 15 yılda liderlik anlamında kendini sürekli geliştirdiğini belirten Yazıcı, Erdoğan’ın liderliğinin en önemli özelliğinin sahiciliği olduğunu anlatıyor: “Bizim toplum sahiciliği çok önemser. Onun sahiciliği liderliğindeki en önemli meziyeti. Bu en büyük gücü. Bu durum toplumla sağlıklı bir diyalog kurmasını ve bu diyaloğu sürekli hale getirmesini mümkün kılıyor. Ayrıca gerçekten hızlı karar vermesi ve uygulamaya geçmesi de çok önemli. Cesaretinin her hali, belirgin bir şekilde toplumdan kabul görüyor. Cesareti konusunda herhangi bir şüphe yok toplumda. Gerektiği zaman esnemesi ve pozisyon değiştirmedeki başarısı da dikkate değer özelliklerinden. Herhangi bir konuda ısrar etmemesi gerektiğini anladığında gündem değiştirerek o konuyu askıya alıyor. Sayın Cumhurbaşkanı bu süreçleri çok mahir şekilde yönetti şimdiye kadar. Zaten lider, yönettiği krizlerden başarıyla çıktığı sürece liderdir. Bu çok önemli.”

Öyleyse değişen dünyanın nasıl bir lidere ihtiyacı var? Bu sorunun cevabının dünyadaki küresel sistemde temel sorunların belirlenmesiyle ilgili olduğunu belirten Yazıcı, dünyadaki temel sorunları çözecek liderlere ihtiyaç olduğunu anlatıyor: “Bütün dünyada iktisadi anlamda olağanüstü bir küresel adaletsizlik var. Milyonlarca insan açlık, yoksulluk, ölümle karşı karşıya. Dolayısıyla şu anda bu adaletsizliklere karşı çıkacak ve insanlığın vicdanını temsil edecek bir siyasi liderliğe ihtiyaç var. Sayın Erdoğan bütün liderlerin söyleyemediği, halının altına süpürdüğü şeyleri dile getiriyor. Sadece Suriye meselesini düşünün. Dünyanın aklı Suriye’nin bölünmesinde. İşte burada gerçek sorunu görecek ve siyaseten onu uluslararası küresel sistemde dile getirecek liderlere ihtiyaç var. Sayın Erdoğan’ın gördüğü ilgi hatta gördüğü nefret ve öfke tamamen bununla ilgili. Aşk ve nefret iki akıldışı pozisyon alıştır. Kim ise âşık olduğunuz ya da nefret ettiğiniz ülkeler, onları ciddiye alıyorsunuz demektir. Sayın Erdoğan’ın dünya karşısında gördüğü ilgi de nefret de kendisinin ciddiye alınmasındandır.”

“Geleceğin liderleri yetişiyor”

AK Parti’nin hayata geçirdiği Siyaset Akademisi’nde de yıllardır geleceğin lider adayları yetişiyor. Akademide iki dönemdir ‘Darbeler, Demokrasi ve Siyaset’, ‘Küresel Dünyada Türkiye’ başlıklı dersler veren Yazıcı, bu derslerinde özellikle liderlik konusu üzerinde duruyor. Potansiyel liderlerin doğuştan gelen özellikleri kadar sonradan yüklendikleri özelliklerin de çok etkili olduğuna dikkat çeken Yazıcı, bu yüzden akademilerin çok önemli olduğunu anlatıyor: “Bir siyasi parti içinde potansiyel liderlerin ortaya çıkışında Siyaset Akademisi’nin çok büyük bir rolü olacağı muhakkak. Buraya gelenlerin pek çoğu siyasette bir siyasi lider gibi kendisini inşa etmeye eğilimli insanlar. ”

Türkiye’de gençlerle ilgili tek taraflı ön yargılar olduğuna da dikkat çeken Yazıcı, “Bu kuşağın yeterli donanımdan mahrum ve ilgisiz olduğu, duyarlılıklarının düşük olduğu iddiaları var. Öyle gençler olduğu kadar bu tip duyarlılıklara çok yüksek düzeyde sahip gençler de var. Kendini iyi yetiştiren, iyi eğitim alan gençler de var. Bu, AK Parti Siyaset Akademisi için de söz konusu olan bir şey. Gençler gelecek vaat ediyor. Gençler hâlâ daha bu ülkenin geleceğe dönük en büyük fırsatları. 15 Temmuz’da gençlerin etkisini de unutmamak lazım.”

Cumhurbaşkanlığı sistemi kuvvetli lider üretecek

Bir ülkenin sadece lideri değil, siyasetçisi, entelektüeli ya da diğer önde gelen isimleri de o ülkenin sosyolojisiyle yakından ilişkili. Güçlü sosyolojisi olan ülkelerin, insanların gelişmesine fırsat verdiğini, sınırlı sosyolojisi olan ülkelerin ise toplumsal olanda insanın var olan yeteneklerini geliştirememesi sorununu ürettiğini söyleyen Yazıcı şöyle konuşuyor: “Belli sınırları olan ülkelerde büyük bir başarı ortaya koyacak portre görebilmek zordur. Çünkü o ülkenin insanının donanımı ne olursa olsun kendisini geliştirmesi gerekir, bu da o sosyolojiyle zordur. Örneğin niçin Türkiye yıllardır lider çıkaramadı sorusunun cevabı da burada. Çünkü Türkiye çok sınırlı bir ekonomiye sahipti, Batı’ya bağımlıydı. Ekonomisi sürekli manipüle edilen, siyasetine darbelerle şekil verilen bir ülkeydi. Türkiye’nin seçilmiş ilk başbakanı bir darbe sonrasında darbeciler tarafından asılmıştı. Böylesine edilgen sosyolojilerde buna karşı toplum gerekli tepkiyi o gün için gösterememişti çünkü sosyolojik olarak yetersizdi. O günün Türkiye’sinde çok büyük çapta nüfus köylüydü. Güçlü bir orta sınıf yoktu. Darbecilere itiraz edecek araçlardan yoksundu. Dolayısıyla o krize itiraz edemedi. Ama 15 Temmuz krizine güçlü bir şekilde itiraz etti. Çünkü 80 milyonluk ülkede güçlü bir orta sınıf var artık. Metropollerde canlı, diri bir nüfus var. Bu nüfus kendi özgürlük ve iradelerine düşkün. Özgürlüklerine müdahale istemiyorlar. Bu sosyoloji varsa netice de oluyor.”

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı sistemi olarak ortaya konulan sistemin, parlamenter sisteme göre daha kuvvetli bir şekilde lider üreteceğini de vurgulayan Yazıcı “Ancak bu, parlamenter sistemlerde liderlik inşa olamaz anlamına gelmiyor. Yani liderliği bu hükumet etme modellerinin dışında, ülkelerin sosyolojileriyle, stratejik pozisyonlarıyla ele almak lazım” diyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)