15 Temmuz direnişi Çanakkale ruhudur

15 Temmuz kanlı darbe girişiminde TBMM’nin bombalanması, atlatılan tehlikenin büyüklüğünü en net gösteren olaylardan biriydi. AK Parti Trabzon Milletvekili ve avukat Ayşe Sula Köseoğlu, kanlı işgal girişiminin yaşandığı o gece, Meclis Genel Kurulu’nda üzerlerine bomba yağarken yaşadıklarını anlattı. “Kızımla helalleşip Meclis’e gittim” diyen Köseoğlu, 15 Temmuz’un halkın genlerindeki Çanakkale ruhunu hatırlattığını vurguladı.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 17 mins

15 Temmuz kanlı darbe girişiminde Meclis bombalanırken oradaydınız. Yaşadıklarınızı sizden dinleyebilir miyiz?

15 Temmuz bu aziz milletin tarihinde altın harflerle yer alacak yeni bir kahramanlık destanın yazıldığı akşamdır. O akşam Ankara’daydım. Kızımla birlikte akşam saatlerinde AK Parti Genel Merkezi’ne yakın bir restoranda yemek yerken, uçakların çok alçaktan uçtuğunu fark ettik ve devam eden bu uçuşlar nedeniyle bir gariplik olduğunu anladık. Saat dokuz-dokuz buçuk gibiydi. O esnada kızım, “Anne, havaalanı buraya çok uzak olmasına rağmen neden bu kadar uçak sesi var, uçaklar nereye iniyorlar?” dedi. Çünkü çok alçaktan uçak sesleri duyuluyor, geçişleri görülüyordu.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU. AK PARTİ TRABZON MİLLETVEKİLİ. AVUKAT.

Kızım söyleyince dikkat ettim, gerçekten alçak uçuş yapan jetleri gördük. “Herhalde asayişe yönelik olağanüstü bir durum var” diye düşündüm ama asla aklımıza bir darbe olabilme ihtimali gelmedi. Kısa bir süre sonra masadan kalkarken, eski Gümüşhane Milletvekilimiz Kemalettin Aydın Bey’i gördük. O da “Sayın vekilim, bir anormallik var, farkında mısın? Ne oluyor? Jandarma köprüyü tutmuş” dedi. Ben de “Herhalde bir ihbar var, inşallah bir sıkıntı oluşmaz” dedim. Ama ikimiz de ilk etapta daha çok bir terör ihbarı olduğunu ve emniyet amaçlı tedbir alındığını düşündük. Eve giderken, taksi şoförü Kızılay, Eskişehir ve Konya yolunun kapalı olduğunu söyledi. O esnada AK Parti grubumuzdan milletvekillerimiz, “Neler oluyor, köprünün ayağı tutuldu, acaba bir sıkıntı mı var?” diye yorum yapmaya başladı.

Ben de Ankara’daki bir kısım yolların kapalı olduğunu, uçakların alçaktan uçuş yaptığını bildirdim. Tam o esnada kırmızı ışıkta durduk ve yandaki taksi şoförü bizim taksi şoförüne, “Ağabey darbe oluyor” dedi. İkimiz de donduk, “Saçmalamayın, öyle bir şey olabilir mi, ne darbesi?” gibi şeyler söyledim. Şoke oldum. Sonra yine grubun yazışmaları üzerine, gazeteci kimliğiyle aklıma gelen Markar Esayan’ı aradım. O da “Bir darbe kalkışması oluyor galiba, öyle bir durum var, durum ciddi gibi görünüyor” dedi. Eve girdiğim esnada AK Parti grubu içerisindeki yazışmayı takip ediyordum. Yazışmalarda, “Reis’ten haber var mı? Nerede olduğunu bilen var mı?” diye herkes birbirine soruyor ya da “Grup başkanvekillerimizden bir talimat gelsin, ona göre hareket edelim” diyorlardı. Orada zannediyorum ilk olarak Abdülhamit Gül Bey, “Ankara’da olan milletvekillerimiz Meclis’e gelsin” diye yazdı. Hemen giyindim, kızımla helalleştim, “Kızım, ben Meclis’e geçiyorum” dedim. O sırada TRT’de bildiri okundu. İnsanın izlerken bile gerçekten kanı donuyor. 2016 Türkiye’sinde bir darbe girişiminin ve üstelik 30 yıl önceki metnin neredeyse aynısı bir metinle yapılmak istendiğini algılamakta sorun yaşıyorsun. İnanamıyorsun. TRT’de darbe metnini okuyan spikere ait o görüntüyü izlediğimde, bir kamera şakası olduğunu düşündüm. Kızımla helalleşerek evden çıktım.

Meclis’e yaklaştığımda kapılar iki büyük otobüsle kapatılmak üzereydi. Bir tanesini çekmişler, belki de biz son giren araçtık. Çünkü diğer aracı getirdiler ve biz geçtikten sonra giriş yolunu kapattılar. Zannediyorum, saat 23:30’a gelmemişti. AK Parti grubunun olduğu yere arabayı park ettik. Üstte Grup Başkanvekilimiz İlknur İnceöz Hanım pencereden seslenerek “Ayşe biz buradayız, gel” dedi. Yukarıya çıktığımızda 6-7 milletvekili henüz gelmişti. AK Parti Grup Başkanvekili’nin odasında diğer arkadaşların gelmesini bekledik. Meclis Başkanı’nın geldiğini öğrendiğimizde Genel Kurul’un olduğu kulise indik. Diğer partilerin henüz grup başkanvekilleri gelmemişti. O ilk konuşma için kürsünün olduğu yerde Meclis Başkanı’nın etrafında toplandık ve Meclis Başkanımız bir konuşma yaptı. Ben o esnada Periscope üzerinden canlı yayın yaptım. İlk canlı yayınımızı aslında orada televizyon kanalı gelmeden telefonlar üzerinden yaptık. Meclis grup başkanvekillerinin geleceği söylendiği için onları beklemeye karar verdik ve bu esnada Meclis TV çalışmadığı için dışarıdan araç gönderilerek içeriye bir televizyon kanalının alınması düşünüldü ve sadece A Haber yetkilileri içeriye alınabildi. O telaş içerisinde, sadece bir kanalı içeri alabildik ve Meclis Başkanı kendi kürsüsüne, grup başkanvekilleri de kâtip üyelerin olduğu yerlere geldi. CHP’den ilk etapta yaklaşık 10 milletvekili, MHP’den de 5-6 milletvekili gelmişti. Grup başkanvekilleri yerlerini aldıktan sonra Ayşe Keşir arkadaşımız telefondan FaceTime’la CNN Türk’e bağlandı. Ben de Periscope’tan canlı yayın yaptım. İki defa konuşmaları orada yayımlamaya çalıştık. O akşam dört tane Periscope canlı yayını yapmıştım. Grup başkanvekilleri bir tur konuştu. Levent Gök konuştuktan sonra Adalet Bakanımız konuşurken ilk bomba patladı. Saat bir buçuk civarındaydı zannediyorum. Hepimiz şoke olduk. Meclis sanki sıçradı ve tekrar yerine oturdu. İçerisi duman doldu. 10 ya da 15 dakika sonra ikinci bir bombalama oldu. Orada bakanlar, Meclis Başkanı ve milletvekillerinin ölmesi, Türkiye’de ciddi bir infial, hayal kırıklığı ve moral bozukluğu doğurabileceğinden sığınağa inilmesine karar verildi. Bizler de o karara uyarak Meclis Başkanımız ve bakanlarımızla beraber Meclis’in sığınağına yöneldik. Sığınağa indiğimizde, sığınağın olmadığını gördük. Oradayken birkaç bomba daha atıldı. Oradan dışarıya çıkma ihtimali yoktu. Çünkü helikopter tarıyor ve bomba tehdidi altındayız. Orada Allah’a teslimiyetin ve Allah’ın yardım edeceğine olan inancın son noktasına geldiğimizi hissettim. “Allah’ım Müslüman olarak canımı al” dedim. Sonuçta öleceksek burada inandığımız doğrular uğruna ve savunduğumuz iradenin tecelligâhında ölecektik. Milletvekillerimizin ölümü göze alarak oraya gelmeleri ülkemizin kaderi açısında çok önemliydi.

 

“Milletvekillerimizin 15 Temmuz’da ölümü göze alarak Meclis’e gelmeleri ülkemizin kaderi açısından çok önemliydi.”

Bir yılın ardından Türkiye için 15 Temmuz’un anlamı nedir?

15 Temmuz’un bize hatırlattığı en önemli şey; Çanakkale ruhunun ölmediğinin, bu milletin genlerinde kahramanlığın, vatanseverliğin, dik duruşun geçmişte olduğu gibi bugünde de var olduğudur. Kadim devlet olmanın getirdiği yüce bir millet olma şuuruna sahip olduğumuzu bir kez daha çok net bir biçimde hatırladık. O gün babalar, anneler evlatlarının elinden tutup mermilere, tanklara karşı yürüdüler. Başka hiçbir beklentisi olmayan 7’sinden 70’ine memleket sevdalısı insanlarımız, hiç beklenmedik anda vatan tehlikeye düştüğünde, canlarından seve seve vazgeçebileceklerini tüm dünyaya haykırdılar. Belki kimi daha o günün sabahında kendine 10 yıllık bir hayal kurmuştu, bir ev almıştı. Kimi o gün anne, baba olacağının haberini almıştı ve çocuğunun büyüdüğü, okula gittiği günlerin hayalini kurmuştu. Ama herkes o gün sanki yıllar öncesinden o güne hazırlanıyormuş gibi, büyük bir milletin evladı olmanın verdiği şuurla abdestini alıp, evden ölüme hazır şekilde çıktı. O gün bizi yıkmak için üzerimize bomba, kurşun yağdırdılar ama biz tek yürek olduk ve bir dirilişi başlattık. Bundan sonra bizim ülkemiz üzerine plan yapan herkes, milletimizin bu ferasetini hesaba katmak zorunda kalacak. Dün olduğu gibi bugün ve yarın da hainler ülkemizdeki birlik ve beraberliği bozmaya çalışacaklar ancak bozamayacaklar. Bozacaklarına inanan vatan hainleri varsa kendi sonlarını görmek için tarihin tozlu sayfalarına bakmaları yeterli olur. Şehitlerimiz, gazilerimiz her daim geleceğimizin teminatı olmaya devam edecektir.

Darbe girişiminin ardından Türkiye siyasetinde ne değişti?

15 Temmuz’dan hemen sonra askeri vesayete son verebilmek adına çok önemli yasal düzenlemeleri hayata geçirdik. Uygulamaya koyduğumuz bu yasal düzenlemeler ile vesayet odaklarının önünü kesmekle birlikte terörle mücadelede de çok önemli kazanımlar sağladık. Artık Türkiye siyasetinde herkes yerini biliyor, asker de siyasetçi de işini yapıyor. Bundan sonra statükodan beslenen, gücünü halktan değil de başka odaklardan alan kimse siyaset sahnesinde var olamayacaktır. Halkın derdini değil de başka çıkar odaklarının derdini savunanların Türkiye siyasetinde artık miadı dolmuştur.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU. AK PARTİ TRABZON MİLLETVEKİLİ. AVUKAT.

15 Temmuz davalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yakından takip ediyorum. Meclis çalışmalarından kalan vakitte gidip duruşmalara bizzat katılıyorum. Hainlerin mahkeme salonlarında amansızca yalan söyleyerek çırpınışlarına bizzat şahit oluyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar onlar için kaçış yok. Darbeci vatan hainleri milletin vicdanında çoktan mahkûm oldu. Tabii bu yapı, yargı mekanizmasının içine sızdığı için geçmişte yargıya olan güvenin zedelenmesine neden oldu. Biz bu yüzden başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün AK Parti grubu olarak davaları yakından takip ediyoruz.

Türkiye’nin asıl mücadelesi kimlerle?

Türkiye’nin mücadelesi hak ile batılın, Habil ile Kabil’in, Hz. Musa ile Firavun’un mücadelesidir. Bu, zalimler ile mazlumlar arasında bir mücadeledir. Sayın Cumhurbaşkanımız yıllar önce bunu görmüş ve bu mücadelede mazlumların yanında olmayı seçmiştir. Milletimiz de Cumhurbaşkanımıza, “Senin bu mücadelende biz her zaman arkandayız” demiştir. Her seçimde söylediği gibi bıçak kemiğe dayandığı gece mücadelenin artık ölüm kalım mücadelesine dönüştüğü anda milletimiz Cumhurbaşkanımıza “Bu mücadelede biz canımızla, kanımızla senin arkandayız” demiştir. Türkiye’nin mücadelesinde mazlumu ayırt etmek yoktur. Mazlumun etnik kökenine, mezhebine, dinine bakmak yoktur. Haksızlığa uğrayan İran da olsa, Katar da olsa Türkiye haksızlığa uğrayanın yanında dimdik durmuştur. Türkiye’nin mücadelesi haksızlıkladır. Mücadelemiz, kendi hakkımızı savunmamızı istemeyen, haksızlık, hukuksuzluk düzeni sürsün isteyenlerledir. Cetvelle dünyadaki sınırları belirleyip ülkelerin kaderlerini tayin etmeye çalışan küresel emperyalist güçlerledir.

15 Temmuz’un ardından Türkiye’ye bugün nasıl tuzaklar hazırlanıyor?

Şimdi ekonomik gücüyle dikkat çeken bir Türkiye var. Son büyüme rakamlarıyla bütün dünyanın dikkatlerini üzerimize çektik. Dolayısıyla bunu engellemek isteyeceklerdir. Daha önceden denediler, zaten ülkemizde doların dalgalanmasının nedeni çoğunlukla politik. Ama çok şükür şu anda ekonomimizde hiçbir sorun yok. Bundan sonra da olmayacak inşallah. Sadece sorun olmamasının ötesinde, Hindistan ve Çin’den sonra bu yılın ilk çeyreğinde en çok büyüyen ülkeyiz. Tabii baktığınız zaman küresel emperyalist güç odakları, şu anda Katar’a karşı yeni bir plan içindeler. Katar da Türkiye gibi gelişen ekonomisi ile dikkat çekmesinin yanında, bir de stratejik kaynaklara sahip bir ülke. Tabii Katar’ın hedef alınmasının nedeni de dış politikada aynı Türkiye gibi bağımsız, omurgalı bir duruş sergilemesidir. Bu anlamda da iki ülke birbirine benzemektedir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)