Türkiye, Antarktika’da bilim yapacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye, Antarktika’da bilim üssü kuruyor. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın gözetiminde, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (PolReC) işbirliğiyle kurulacak bilim üssü için kıtaya ilk sefer geçen şubat ve nisan aylarında gerçekleştirildi. İTÜ PolReC Müdürü ve sefer lideri Doç. Dr. Burcu Özsoy, Antarktika yolculuklarını ve kıtanın dünya için önemini anlattı.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 13 mins

DOÇ. DR. BURCU ÖZSOY. İTÜ DENİZCİLİK FAKÜLTESİ, DENİZ ULAŞTIRMA VE İŞLETME MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ BAŞKAN YARDIMCISI. İTÜ POLREC LİDERİ.

Antarktika’da çalışmalarınızı nasıl gerçekleştirdiniz?

Antarktika’ya gitmeden önce birçok kez koordinasyon toplantıları düzenledik. Daha önce belirlediğimiz alanlara gittik. Yaklaşık 4 bin kilometre kadar bir yol kat ettik. Bununla beraber 17 noktada saha çalışması ve topografik ölçümler ile haritalandırma yaptık. Deniz tabanının haritasını çıkardık. Toplamda 2 milyon metrekarelik alanın ölçümleri yapıldı ve haritalandırması gerçekleştirildi. Antarktika’da yaşayan hiçbir insan yok ama Türkiye’nin 17 kat büyüklüğündeki bir kıtada, toplamda kışın bin, yazın 4 bin bilim insanı kalıyor. Normalde bu sayıdaki insan topluluğunun kıtada kirletici etkisi oluşturması mümkün değil. Dünya iklim sistemi ile taşınan kirleticiler özellikle Kuzey ve Güney kutup bölgelerinde birikiyorlar. Fizibilite çalışmalarını yaptığımız alanların daha önce kirletici bir durumla karşılaşıp karşılaşmadığı bizim için önemliydi ve bu araştırmaların gerçekleşmesi için de örnekler alarak incelemek üzere Türkiye’ye getirdik.

Bilim üslerinin stratejik önemi nedir?

Antarktika normalde hak iddiası olan ülkelere rağmen bilim ve barışa adanan bir kıta. Bu çerçevede kurulan üslerin özgün bilim yapması öneriliyor. Yani eğer iki üs yan yana ve aynı bilimi yapıyorsa, normalde kullanılmaması gereken bir alanı boş yere işgal etmiş oluyor. Mesela bir bölgede jeoloji-buzul çalışmaları yapılırken, diğerinde atmosfer-uzay çalışmaları, bir başkasında da deniz bilimleri yapılabiliyor. 12-13 Nisan 2017 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı’mızın himayelerinde, 27 farklı üniversiteden onlarca bilim insanının katıldığı kutup bilim programı çalıştayı gerçekleştirdik. Burada Türkiye’nin öncelikli kutup bilim alanları çıkarıldı. Bu anlamda fiziki, yer, canlı ve sosyal bilimleri başlıklarında topladığımız bilim programı oluşuyor. Ön fizibilite çalışmalarımızı yaparken muhtemel üs yeri için belirlenen alanların en fazla bilime hizmet edecek olması önemli bir ölçüttü.

Türkiye’nin bilim üssü ne zaman kurulacak?

Antarktika kıtasında bir bilim üssü kurulurken tamamlanması gereken bazı aşamalar var. Bunlardan birincisi, Antarktika Antlaşmalar Sistemi’ne taraf olmak. 1959’da imzalanmış bu birliğe Türkiye 1995 yılında taraf oldu. İkinci husus ise Antarktika Antlaşması Çevre Koruma Protokolü. Protokol, Antarktika Kıtası’nda yapılan çalışmalar sırasında çevrenin kirletilmemesi ile ilgili. Türkiye bu protokole de taraf oldu. Üçüncü madde, ülkenin bilim politikasını oluşturmuş olması. 12-13 Nisan’daki çalıştayımızda öncelikli bilim alanları oluşturduk. Önümüzdeki aylarda ikinci çalıştayımızı yaparak ülkemizin kutup bilim politikasını kesinleştirmiş olacağız. Bununla beraber bir ülkenin bilim üssü kurmadan önce bilimsel seferlerini yapıp o tecrübeyi kazanması bekleniyor. Geçen nisanda ilk seferimizi yaptık, ikinci seferimizi Aralık 2017’de, diğer seferi de 2018 Aralık’ta gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Cumhurbaşkanlığı’nın konuyu himaye altına almasından sonra, Türkiye’nin Antarktika Kıtası’nda bir bilim üssü kurması çok kısa süre içerisinde gerçekleşecek.

Türkiye bu üssü kurarak dünyaya nasıl bir mesaj veriyor?

Türklerin kıtadaki bilim çalışmaları 50 yıl önce başlamış ve bu çerçevede Türk bilim insanları diğer ülkelerin bilim üslerinde çalışmalar yapmış. Ama 2017’de herhangi bir ulusal işbirliği olmadan kendi ayakları üzerinde bilimsel sefer yaparak, danışman ülke olma statüsüne geçme amacıyla en büyük adımı attı. Türkiye büyük bir bilimsel adım atarak, “Kıtada ben de varım” diyor.

Antarktika neden dünya için önemli?

Antarktika yani penguenlerin olduğu Güney Kutbu’ndan bahsediyoruz. Bir de Arktik var, kutup ayılarının olduğu Kuzey Kutbu. İki kutup bölgesinin çok büyük önemi var. Özellikle iklim sisteminin dengeleyici noktalarıdır. Dünya iklim sisteminin temel taşı olan akıntılar Kuzey Kutbu’ndan başlayarak Güney Kutbu’na doğru devam eder. Güney Kutbu’ndan yine soğuk akıntılar ile beslenerek Ekvator’a taşınır. Ekvator’dan da bu soğuk akıntılar ısınarak tekrar Kuzey’e çıkar. Kuzey bir kıta değil ama toplamda 14 milyon kilometrekarelik bir buz alanına sahipken, sanayileşmeden sonra yani 1970’lerden bu yana 1 milyon kilometrekarelik alan kalıcı olarak eridi. Yani yaklaşık Türkiye artı Türkiye’nin beşte biri kadar alan erimiş durumda. Bu, iklim değişikliğinin bir etkisi. Eğer buzlarda erime bu hızla giderse akıntı sistemi duracak demek. Akıntı sisteminin durması, iklim sisteminin durması demek. İklim sisteminin durması da daha önce Dünya’nın geçmiş olduğu süreçlerden, buz çağlarından tekrar geçecek olması anlamına gelir.

Bilim insanları kıtada neyi araştırıyor?

Deniz akıntıları, okyanus akıntıları olduğu gibi, atmosfer ve hava akımlarıyla da beraber dünyada oluşmuş her türlü etkinin sonuçları Antarktika’da gözlemlenebiliyor. Antarktika’da yaşayan bir insan nüfusu olmamasına rağmen, üzerinde halk arasındaki tabirle ‘ozon tabakası deliği’ tespit edildi. Hiçbir insanın yaşamadığı yerde bunun olmasının nedeni taşınımlar. Bu amaçla bilim insanları, dünyanın geçmişini ve şu anki pozisyonunu değerlendirerek, “Geleceğe ne durumda gidiyoruz” gibi sonuçlar ortaya çıkarıyor. Antarktika kıtasının üzerinde kilometrelerce yüksekliğinde buz tabakaları var. En alttan çıkarılan buz kütlelerini erittiğinizde açığa çıkan havanın içindeki karbondioksit miktarı, milyonlarca yıl önce milyonda 280 parçacık seviyelerindeyken, şu an bu rakam 400 seviyelerinde. Yine buna benzer geçmişe dayalı bilgileri araştırabileceğimiz çok bakir bir kıta.

Dünya riskli bir döneme mi girdi?

Riskli zamana girdik. Çünkü sanayileşme döneminden beri hem sıcaklık seviyelerindeki artmalar hem de buzların seviyesindeki azalmalar bizim aslında çok kötü bir trendde olduğumuzu gösteriyor. Deniz seviyesini artıracak buzlar kara buzları. Dünyada yer edinmiş kara buzlarının üçte birinin eridiğinden bahsediyoruz. Bu, şu anlama geliyor: Birincisi gerçekten dağ buzları eriyip su olarak okyanuslara karıştığında, bunlar tabii ki deniz seviyesini artırıyor. İkincisi Kuzey’de deniz buzlarının erimesiyle yani 14 milyon kilometrekarenin 1 milyon kilometrekaresini kaybettiği denizalanı daha çok güneş enerjisini çekince, bu sefer erimeyi daha çok tetikliyor. Yaklaşık 40 yıl içinde 1 milyon kilometrekare kaybettiysek, kalan 13 milyonu ne zaman kaybederiz? Bu hızla giderse 2100 yıllarına denk gelen sürede, kötü senaryoyla Kuzey buzlarının tamamıyla erime süreci tamamlanacak. Böylece Kuzey Denizi buzsuz kalacak. Bu buzlar iklimin yürütücüsü olduğu için, bu durum iklim sisteminin durması ve dünyanın çok büyük soğuk hava etkisine girmesi anlamına geliyor.

Bu durdurulabilir bir durum mu? Bilim insanları ne öneriyor?

Çok farklı projeler var. Özellikle Kuzey Kutbu’nu tekrar dondurmak amacıyla farklı platformlar yerleştirme gibi öneriler gelmesine rağmen; Kuzey’de açılan noktalara petrol platformu kurarak oradan ticari kaygı duyan ülkeler de petrol çıkarmaya başlıyor. Yani iki tezat durum söz konusu. Kuzey’de ortaya çıkan alanın denizcilik yönünden ticari anlamda kullanılması, çok büyük zaman ve para kazancı sağlıyor. Artı Kuzey’de bugüne kadar hiç el değmemiş deniz tabanındaki petrolü çıkarma olanağı var şu an. Amerika, Rusya gibi ülkelerin sahalarına denk gelen alanlarda büyük şirketlerin petrolü çıkarması gibi eğilimleri mevcut.

Çevre Protokolü, 2048 yılında bitecek. Bu, ülkelerin kıtada hak iddia etmesi anlamına mı gelecek?

Şöyle güzel bir haber var. 2016 yılında Şili’nin Santiago şehrinde yapılan Antarktika Antlaşmalar toplantısında, ülkelerin ortak kararıyla 2048, herhangi bir tarih belirlenmeksizin ertelenmiş durumda.

Kıtanın ‘Dünya Parkı’ ilan edilmesi gündemde. Bu ne demek?

Üzerinde hiçbir savaş olmamış, kan dökülmemiş ve hiçbir rezervi bugüne kadar yeryüzüne çıkarılmamış bir kıta. Madenlerini, minerallerini, petrol ve doğalgaz rezervlerini bir kenara bıraktığınızda, kıta üzerindeki buzlar, dünyanın yüzde 70 tatlı su rezervlerine karşılık geliyor. Genel anlamda bir kıta olarak cevher. Üzerinde kan dökülmemeye devam edilmesi, dünya ve barış için kullanılmaya devam edilmesi amaç. Şu an yılda yaklaşık 40 bin turist Antarktika’ya giderken, ‘Dünya Parkı’ ilan edilmesi ise bilimsel amaçlar dışında kıtaya gidilememesi demek.

Kıtanın doğal kaynaklarının açlık ve kuraklık yaşanan bölgelere aktarılması tartışılıyor. Bu mümkün mü?

Doğal kaynakların korunması tarafında olmakta yarar var. Oradaki kaynakların kullanımı yoluna gidilirse; bu, kullanımın önünün açılmasına örnek teşkil eder. Özellikle açlık ve susuzlukla mücadele etmek zorunda kalan dünya ülkelerine, Antarktika dışından yapılacak birçok kaynak mevcutken, kıtaya yönlendirilmesi diğer kaynakların kullanılmasına da örnek teşkil eder. Bu yüzden doğru bulmuyorum.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)