Altın çağı yeniden yakalamak

İslam, Altın Çağı’nı 15. yüzyıla değin yaşadı. Büyük düşünürler yetiştirdi ve dünyayı etkiledi. O günlerin anlayışı bugün yapacaklarımız için bize ışık tutuyor.
Yayın Tarihi: Şub 8, 2017
FavoriteLoadingBeğen 21 mins

Karahanlılar, İpek Yolu’nun getirdiği kültürle ve İslamiyet’le medeniyetlerini yoğurmuşlar, ilk Türk İslam Devleti olarak Türk-İslam kültürünün örneklerini vermeye başlamışlardır. O dönemde İslam kültüründen etkilenerek medreselerde bilim çalışmalarına başlayan Karahanlılar, İpek Yolu coğrafyasını, şifahaneler, medreseler ve kervansaraylarla donatmışlardır. 1042 yılına gelindiğinde, hanedan kavgalarına yenik düşen hanlık ikiye bölünmüş, Batı ve Doğu olarak bölünen Karahanlılar, eski güçlerini yitirmeye başlamışlardır. Arap vakanüvislere (tarih yazıcılarına) göre Karahanlıların bölünmesindeki en önemli etken Çinlilerdir. İpek Yolu’na hâkim Karahanlılarla başa çıkamayan Çinliler ülke içerisindeki ikilikleri sürekli sıcak tutmuş, zayıflayan devleti içeriden çökertmiştir. 1211 tarihinde yıkılan Karahanlılar, İslam ile var oldukları yaklaşık 250 yıllık tarihlerinde İslam medeniyetini Türk medeniyetiyle buluşturmuş, medreselerle Doğu bilimini İpek Yolu coğrafyasına taşımış, Türkistan uleması hanlık döneminde doğmuş ve yeşerme şansı yakalamıştır. İbnül- Esir’in el-Kâmil tarih kitabı Karahanlı hakanlarının kurdukları medreselerde eğitilen ulemadan övgüyle bahseder. Aynı zamanda kitapta, Türk 12 hayvanlı takviminden de bahsedilir. Türklerin kullandığı bu takvimden ve kronoloji bilgisinden İslam âlimlerinin de etkilendiği belirtilmektedir.

Büyük çeviri hareketi
7. ve 8. yüzyılda daha çok çeviri faaliyetleri yapıldı. Halife olma umudunu yitiren genç Emevi prensi Halid bin Yezid’in (704) başlattığı tercüme faaliyeti çerçevesinde Mısır’dan gelen Yunancaya hâkim olan bazı insanlara özellikle tıp, kimya ve astroloji ile ilgili kitaplar tercüme ettirildi. Pratik ihtiyaçlarla ilgili bu çevirilere duyulan ilgi Yunanca dışında Süryanice ve Kıptice eserlerin de çevrilmesi ile devam etti. Başlangıçta sınırlı olan konular Halife Mansur döneminde edebi, felsefi, metafizik, astroloji, aritmetik, geometri, astronomi, müzik teorisi, etik, fizik, zooloji, botanik, farmakoloji, veterinerlik, tıp, askerlik sanatı, hikmetli sözler, hatta şahin terbiyeciliğine varıncaya kadar birçok alana yayıldı. Hint, Yunan, Çin, İran uygarlıklarına ait çeviriler Urfa, Nusaybin, Harran ve Cündişapur Medreseleri aracılığıyla geniş bir alana yayıldı. Halife Memun (833) tarafından Bağdat’a kurulan Beyt’ül Hikmet (İrfan Evi) tercüme faaliyetlerini kurumsal bir hale getirdi. Eflatun’un önemli Diyaloglar’ı, Aristo’nun Politika hariç tüm eserleri, Plotinus ve Proclus’a ait bazı teolojik metinler, felsefe tarihi, tıp, astronomi ve coğrafyada Batlamyus, fizik ve mekanikte Arşimedes ve Heron’un eserleri, Hint matematiğinin klasikleri olan Siddhanta’lar, siyaset ve ahlak felsefesine dair Pançatantra Masalları (Kelile ve Dimme) Hüdayname, Ayinname, Cavidan-ı Hired gibi sayısız önemli eser bu dönemde Arapçaya çevrildi. Beyt el-Hikmet’in tercümanlarının çoğu Arap asıllı değildi. Bunun nedeni Arap kökenli insanlar içinde Sanskritçe, Farsça, Süryanice, Pehlevice ve Yunanca bilen olmaması kadar, Arapların çevirmenlikte istekli olmaması, buna karşın yabancıların kendilerini kanıtlama isteğiydi. Bu dönemin önemli tercümanları İbn el-Mukaffâ, Huneyn İshâk, Sâbit Kurrâ, Ebû Bişr Matta Yûnus, Yahyâ Adî, Ebû Osmân ed-Dimeşkî olarak gösterilebilir. 9. yüzyılın ilk yarısında Memun zamanında Bağdat’ta kurulan Şemmâsiye gözlemevi, kurulan ilk gözlemevidir. Bunun ardından yine Memun tarafından Şam’da da Kâsiyûn Gözlemevi kurdurulmuştur. Bu gözlemevlerinde çalışan bilim insanlarından Yahyâ ibn Ebû Mansûr, Mûsâ Hârezmî ve Abbâs ibn Sa’id el-Cevherî gibi astronomlardan bahsetmek gerekir. El-Memun Batlamyus’ un Almagestine dayalı olarak geliştirilen tablolar yaptırdı. Bunların sonuçları Habeş el-Hâsib tarafından Zic el-Mumtahan adlı bir kitapta toplandı. 877’de ise Suriye Rakka’da Battanî tarafından özel bir gözlemevi kuruldu. Battanî’nin 911’de yazdığı astronomi kataloğu Zîc-i Sâbî uzunca bir dönem bu alanda yazılmış en kapsamlı eser olarak kaldı. Kitabın trigonometriye ayrılan üçüncü bölümünde yer alan sinüs ve tanjant cetvelleri kitabın en orijinal bölümü sayılır.

Bağdat’ta kurulan
Şemmâsiye ilk
gözlemevidir.

Bilimsel faaliyetlerde
Bilimsel gelişmelere en önemli katkılar tıp, astronomi ve optik alanlarında oldu. Dönemin en büyük hekimi, bir deist olmasına karşın İslam dünyasının bir parçası sayılan El-Razi’nin el-Hawi adlı 9 ciltlik tıp ansiklopedisi, birçok bilim insanı tarafından tüm Ortaçağ boyunca kullanılan en önemli tıp kitabı kabul edilir. El-Razi ayrıca kızamık ve suçiçeği hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yaptı ve ders kitapları yazdı. Bir diğer önemli tıp insanı ise Endülüs’te yetişen İbn-i Sina oldu. İbn-i Sina’nın kaleme aldığı 14 ciltlik El-Kanun fi’t-Tıb tıp tarihindeki en ünlü eserlerden biridir ve yine 7 yüzyıl boyunca ders kitabı olarak kullanılmıştır. Kütüphanecilik tarihinin en önemli olaylarından biri de İbnünnedim muhteşem eseri El-Fihrist oldu. Bu eserde yazarı Arap olsun olmasın, Arapça yazılmış tüm eserlerin bir indeksi veriliyordu. Hârizmî’nin Hint dünyasından alarak kullanmaya başladığı rakam sistemi ve 0 kullanımı bu dönemde Endülüs üzerinden batı dünyasına geçti. Usturlap ise Antik Yunan’dan beri kullanılmakta olmasına karşın, asıl olarak bu dönemde İslam dünyasında geliştirildi ve hakkında kitaplar yazıldı.

Astronomi ve optik alanında gelişmeler
Dünyanın gezegenlerin yörüngelerinin merkezinde olduğu şeklindeki Ptoleme’nin düşüncesi daha 10. yüzyılda Ebu Cafer el-Hazen tarafından tartışmaya açılmıştı. Şüpheler 11. yüzyılda ilerledi ve İbn-i Heysem, ‘Ptoleme’ye Karşı Şüpheler’ adı altında bir kitapta bu gezegen modelinin gerçek olmadığını ileri sürdü. Bu eleştiri Kopernik’e kadar etkisini sürdürdü. Buna karşın İbn-i Heysem, Ptoleme’nin gezegenlerin şeffaf camdan gök halkaları içinde hareket ettiği şeklindeki teorisini kabul etti ve Kitâb fi Hey’et el alem adlı eserinde işledi. Bir gerileme sayılabilecek bu teori Newton’a kadar geçerliliğini korudu. Astronomi konusunda yapılan en önemli çalışmalardan biri de Birûni’nin Sultan Mesut’a 1010’da sunduğu ‘Mesudî fi’l Heyeti ve’n-Nücum’ adlı yapıtıdır. Optik konusunda İbn-i Heysem mercek, küresel ve parabolik aynalar kullanarak ışık, kırılma ve göz konusunda önemli çalışmalar yaptı. Işığın gözden çıkmadığını, tersine maddelerden göze geldiğini göstererek optik olaylara deneysel yaklaşımın temellerini geliştirdi.

Fil su saati. El-Cezeri.

Fil su saati. El-Cezeri.

Takıyüddin ve İstanbul Gözlemevi
Takiyüddin bin Maruf-i, Astrolog, matematikçi ve mühendistir. 1521 yılında Şam’da doğdu. Eğitiminden sonra Tennis kadılığına atandı. Kadılığı sırasında yaptığı gözlemler ile ün kazandı. 1571’de Mustafa Çelebi’nin ölümünden sonra II. Selim tarafından saray müneccimbaşılığına atandı. 1574 yılında Galata Kulesi’nde gözlem çalışmalarına başlamıştır. Hoca Saadettin ve Sokullu Mehmet Paşa’nın desteği ve padişah III. Murat’ın fermanıyla 1577 yılında Tophane sırtlarında Takîyüddîn’in yönetimi altında bir gözlemevi olan Takiyüddin’in Rasathanesi kurulmuştur. Takiyüddin burada sinus, kosinus, tanjant ve kotanjantın tanımlarını vermiş, ispatlarını sergilemiş ve cetvellerini hazırlamıştır. Ekliptik ile ekvator arasındaki 23° 27’lik açıyı, 1 dakika 40 saniye farkla 23° 28′ 40″ şeklinde bularak o tarihte ilk kez gerçeğe en yakın ve doğru dereceyi hesaplamıştır. 1580 yılında Gazali düşüncesinin etkisiyle ‘din karşıtı’ ilan edilen gözlemevi, topa tutularak padişah fermanıyla yıktırılmıştır.

Yeni dünyayı Avrupalılardan önce keşfetti
Pîrî Reis, 1511’de amcasının bir deniz kazasında ölümünden sonra Gelibolu’ya yerleşti. Barbaros Kardeşler’in idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz’de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu’da kalıp haritaları ve kitabı üzerinde çalıştı. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika’nın batısı ile yeni dünya Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritanın günümüzde elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, günümüze kalmamış olan, Kristof Kolomb’un Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olması rivayetidir.

Galata’nın rüzgârıyla Üsküdar’a uçmak
1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi’nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazı’nı geçip 3358 m. ötede Üsküdar’da Doğancılar’a indiği varsayılan Hezarfen Ahmed Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer kişilerden birisi olarak görülür. Bu uçuş hakkındaki belgeler Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki ifadesinden ibarettir. Evliya Çelebi eserinde, “İptida, Okmeydanı minberi üzere, rüzgâr şiddetinden kartal kanatları ile sekiz, dokuz kere havada pervaz ederek talim etmiştir. Badehu Sultan Murad Han Sarayburnu’nda Sinan Paşa Köşkü’nden temaşa ederken, Galata Kulesi’nin zirve-i belâsından lodos rüzgârı ile uçarak, Üsküdar’da Doğancılar meydanına inmiştir. Bu olay büyük yankı buldu ve IV. Murad tarafından da beğenildi. Sonra Murad Han, kendisine bir kese altın ihsan ederek, ‘Bu adam pek havf edilecek (korkulacak) bir âdemdir. Her ne murad ederse, elinden geliyor. Böyle kimselerin bekası caiz değil’ diye Gâzir’e (Cezayir) nefyeylemiştir (sürmüştür). Orada merhum oldu” ifadelerini kullanmıştır.

Doğululara göre bilim adamı, Batılılara göre şair: Ömer Hayyam
1048 yılında Nişabur’da doğan Ömer Hayyam, daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina’dan sonra Doğu’nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Doğu’nun bilim adamı, Batı’nın ise en büyük şairlerinden biri olarak bahsettiği Ömer Hayyam matematiğin geometri alanına çok önemli katkılarda bulunmuştur. El Harezmi’nin Al Cebiri’nin de ötesine geçerek üçüncü dereceden denklemlerle donattığı kendi cebir kitabını yani Cebir Risaliyesi’ni kaleme almıştır. 10 bölümden oluşan Cebir Risaliyesi’nde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sıralamıştır. Öncüleri gibi dördüncü dereceden denklemlere aritmetik ve geometrik çözümler sunmuştur. Üçüncü dereceden denklemlerin aritmetik çözümlenmesinin imkânsız olduğunu düşündüğünden bunlara sadece geometrik çözümler getirmiştir. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam bu çalışmasında negatif kesirli ve sanal kökleri görememişti. Sadece pozitif köklere ulaşmayı başaran Ömer Hayyam, ayrıca kübik denklemlerinde bir, en fazla iki kökünü bulabilmiştir. Geometri alanında Öklit’in çalışmaları üzerinde durmuş ve paralel doğrular teoremine katkıda bulunmuştur. Bir kitabında da Öklit aksiyomlarıyla ilgili çalışmalarını toplayan Hayyam, Öklit’in paralellik aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirdi. Bunun sonucunda bugün Öklit dışı geometride kullanılan geniş, dar ve dik açı hipotezleri ile ilgili biçimlere ulaştı. Öklit’in yapıtı üzerinde yorumlarında, irrasyonel sayılarında tıpkı rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini kanıtlaması matematik tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Ayrıca cebir kitabında belirttiği dördüncü, beşinci, altıncı ve daha yüksek dereceli binom açılımlarına getirdiği çözümler o dönemde anlaşılamamış, 19. yüzyılda yapılan çalışmalar sayesinde anlam kazanabilmiştir.

İlk sibernetik ustası: El Cezeri
1136 yılında Cizre’nin Tor mahallesinde doğmuştur. Sibernetik alanın kurucusu kabul edilen, fizikçi, robot ve matris ustası bilim adamı ‘İsmail Ebul İz Bin Rezzaz El-Cezeri’ 1206’da Cizre’de öldü. Lakabını yaşadığı şehirden alan El Cezeri, öğrenimini Camia Medresesi’nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaştı ve pek çok ilke ve buluşa imza attı. Batı literatüründe M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de, robotikle ilgili bilinen en eski yazılı kayıt, Cezeri’ye aittir. Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan Cezeri’nin yaptığı otomatik makineler günümüz mekanik ve sibernetik bilimlerinin temel taşlarını oluşturmaktadır. ‘Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap’ adlı eserinde o güne kadar bilinen mühendislik bilgisinin dışına çıkarak, mekanik hareketi bugün anlayabildiğimiz kadar karmaşıklıkta nasıl tasarlanabileceğinden bahsetmiştir. Bu kitabın özgün kopyası günümüze kadar ulaşamadıysa da, bilinen 15 kopyasından 10’u Avrupa’nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde yer almaktadır. Kitab-ül Hiyel adıyla bilinen eseri altı bölümden oluşur.

Astrolog ve sosyal bilimci çağının çağdaşı: Bîrûnî
Bîrûnî, Orta Asya’da tarihi bir bölge olan Harezm’de doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Harezmşahlar tarafından korundu, sarayda matematik ve astronomi eğitimi aldı. Buradaki hocaları İbn-i Irak ve Abdussamed bin Hakîm’dir. Bu dönemde daha 17 yaşındayken ilk kitabını yazdı. Harezmşah Devleti Me’mûnîler tarafından alınınca Bîrûnî de İran’a giderek bir süre burada yaşadı. Daha sonra ise Ziyârîler tarafından korunmaya başlandı. El Âsâr’ul Bâkiye adlı kitabını Ziyârîlerin sarayında yazmıştır. İki yıl da burada çalıştıktan sonra memleketine geri döndü ve Ebu’l Vefâ ile gök bilimi üzerine çalışmaya başladı. 1017’de Gazneli Mahmut, Harezm Devleti’ni yıkınca Birûnî de Gazne şehrine gelerek burada Gaznelilerin himayesine girdi. Sarayda büyük itibar gördü ve Gazneli Mahmut’un Hindistan seferine katıldı. Burada Hint bilim adamlarının dikkatini çekti ve Hint ülkesi alınınca da Nendene şehrine yerleşerek bilimsel çalışmalarına burada devam etti. Sanskritçeyi öğrenerek Hint toplumunun yaşamı ve kültürü üzerine çalıştı. Buradan tekrar Gazni şehrine döndü ve yaşamının geri kalan kısmını bu şehirde tamamladı. Bu dönem Bîrûnî’nin en verimli zamanı sayılmaktadır. Uzun zamandır hazırladığı Tahdîdu Nihâyet’il Emâkin adlı eserini bu döneme denk gelen 1025 yılında yayımladı. Astronomi üzerine yazdığı Kanûn-i Mes’ûdî adlı eserini Gazneli Mahmut’un oğlu Sultan Mesud’a ithaf etmiştir. Birûni, 13 Aralık 1048 yılında vefat etmiştir.

FavoriteLoadingBeğen