PROF. DR. ERCÜMENT OVALI

Türk bilim insanı Prof. Dr. Ercüment Ovalı, kan ve kök hücreden yapay deri üretimi ile dünyanın prestijli tıp ödüllerinden biri olan ABD Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma’ ödülünü aldı. Üçüncü derece yanıklara çare olması beklenen çalışmada, yeniden oluşan deri, normal insan derisi. Bu yöntemle doku uyumsuzluğu sorunu ortadan kalkıyor ve iyileşme süreci hızlanıyor. Ovalı ile ödül aldığı bu çalışmayı, üç boyutlu yazıcılardan organ üretimini, kanser tedavisi için son çalışmasını ve tıp dünyasının hangi aşamada olduğunu konuştuk.

Yapay deri derken neyi kastediyoruz? Diğer çalışmalardan farkı nedir?

Yapay deri aslında bir ihtiyacı karşılamak için dizayn edildi. Çünkü yanık bir kez oluştuğunda, özellikle birinci derecedeki yanıklarda bir şey olmaz ama ikinci ve üçüncü derece yanıklarda yani tam kat deri kaybedildiğinde, bugünkü teknoloji ile yapabileceğimiz çok bir şey yoktur. Eğer yanık alanınız çok büyük değilse en başarılı tedavi, vücudunuzun başka yerinden çıkarılan derinin oraya yama yapılmasıdır. Dolayısıyla çıkardığınız yerden yarım kat alırsınız, orası kendisini onarır ama hiçbir zaman eskisi gibi olamaz. Fakat yanığınız büyük olduğunda, normal sağlıklı derinin alındığı yeri yeterince bulabilme şansı yoktur. Büyük yanıklarda hiçbir şansımız yoktur. Onun yerine sentetik bazı materyaller var. İpekten tutun da ‘kolajennemramlara’ kadar. Bunlarla kapatıldığında meydana gelen şey deri değildir, hasarlı deri bölgesinin kapanmasıdır. Yani o bir deri değildir. Yanık alanından dışarıya bir şey sızmasını ya da dışarıdan içeriye bir şey girmesini engellersiniz. Ama bu yöntem, o bölgenin sağlıklı yapısını bozar. Böylece kişi fonksiyonunu kaybeder. İş gücünü kaybeder. İkincisi de çok önemli kozmetik sorun oluşturur. Bu yanıklar yüzde veya vücudun belirli yerlerindeyse insanlar sokağa çıkamaz hale gelirler. İşte yüz nakli dediğiniz şey aslında bu sorunu gidermek içindir. Ancak bu işlem donör bulmak açısından zordur. Doku uyumluluğu olması durumunda bile kişinin ömür boyu bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullanması gerekir. Bunun sonucunda nakledilenlerin çoğu ya kaybedilir ya da ilaçlara bağımlı olurlar. Dolayısıyla bugün için büyük yanıklarda bir çare bulunduğunu söylemek zor. İşte bizi arayışa iten şey bu… Bu çalışma, “Derinin yerini alabilecek, bağışıklık sistemi tarafından reddedilmeyecek ama mevcut materyallerden daha iyi sonuç verecek bir şey yapabilir miyiz” sorusunun altından çıktı.

Siz ne kullandınız çalışmanızda?

Biz en mantıklı iskeleyi kullandık. Çünkü bu iskele insan kanından yapılıyor. İnsan plazması dediğimiz kısımdan yapılıyor. Dolayısıyla vücutta da bir hasar olduğunda, neremizde hasar olursa olsun önce pıhtıyla tamir edilir. Yani pıhtı hasarlı bölgeyi kapatır ve sonra sağlıklı hücreler o pıhtının içerisine ilerleyip dokuyu tamir eder. Dolayısıyla biz iskele olarak pıhtıyı kullanmayı tercih ettik. Çünkü son derece doğal bir yapı malzemesi. Kişinin kendi kanından hazırlanabildiği için kaynağı bol, ayrıca başkalarından da alınıp yapılabilir. Çünkü plazma reddedilmez. Yani kan nakli gibi. Bu yüzden iskeleyi kullanmak aklımıza geldi. Tabii bilmediğimiz bazı sorular vardı. Çünkü iskeleyi kaplayabilmemiz için bir sürü hücreye ihtiyacımız oldu. Sadece kök hücre kullanabilirsiniz, sadece yağ kök hücresi kullanabilirsiniz, sadece deri hücrelerini kullanabilirsiniz ya da hepsini birleştirip bir yapı yaparsınız. Bu çalışma da zaten oydu. Bu iskelenin üzerine hem kök hücre hem yağ kök hücresi hem de deri hücrelerini koyduğumuzda sonucun mükemmel olduğunu gördük.

Peki insanlar üzerinde denendi mi?

Biz aslında bu çalışmayı yapmadan önce, yani bundan bir önceki modelini insanlarda denemiştik. Fena bir sonuç almamıştık ama yeterli değildi. O yüzden yeni bir model yapıp bu çalışmaya girdik. Bunu insanlarda henüz denemedik. Bu günlerde 30 hasta üzerinde test edeceğiz. Sonuçların iyi olacağını ümit ediyoruz. İyi olursa bu, devrim niteliğinde olacak. Şundan eminiz, ikinci derece yanıklarda kesinlikle iyi.

Sizin şu anki hedefiniz üçüncü derece yanıklar mı?

Beklentiniz nedir? Üçüncü derece yanıklarda vakaların yüzde 30’unda işe yaradı, yüzde 70’inde yaramadı. Şimdi hedefimiz, bu rakamı yüzde 50, 60’lara çıkarmak. Çünkü bu, bildiğimiz normal insan derisi, hiçbir iz yok, ayırt edilmiyor. Dolayısıyla çok önemli bir sonuç. Aynı sonucu elde etmeyi hiç olmazsa yüzde 30 ile yüzde 50 vakada bulsak, bu bizim için yeterli olacak. Tıpta yüzde 100 hiçbir zaman olmaz. Ama yüzde 60, yüzde 70 gibi bir sonuç almayı çok istiyoruz. Muhtemelen bu çalışmadan sonra bütün dünya bunun taklitlerini yapıyor ve geliştiriyordur. Dünyada büyük bir yarışın başladığından eminim.

Kişi kendi hastalığının çaresi olacak. Tedavide herhangi bir fark yaratıyor mu bu?

Fark etmiyor. Biz cerrahiyi ikiye ayırırız. Birincisi, elektrik cerrahi yani vaktiniz vardır, planlarsınız. Örneğin hastanın yanmış izleri var ya da yüzü çok kötü, hastanın kendi kanından, kendi hücrelerinden bunu üretecek vaktiniz vardır. 20 gün, 25 gün, bazen 30 günü buluyor. Dolayısıyla üretimi yapar, bir ay sonra ameliyatını yaparsınız. Bir de akut yanık var ki, akut yanıkta 48 ya da 72 saatte orayı kapatmak zorundasınız. Bu durumda hastanın öyle 20 gün, 30 gün bekleyecek zamanı yok. İşte bu durumda kan bankalarında duran plazma bunun ana kaynağı olacak. Çünkü şu an tüm Türkiye’de yılda 1 milyon litreye yakın plazma duruyor, çoğu kullanılmıyor ve çöpe gidiyor. Dolayısıyla bu, ana kaynağı oluşturacak. Hastanın kendi hücresi hemen orada alınıp onun üzerine ekimi yapılacak. Dolayısıyla üç-dört gün içinde yetişebileceğiz.

Sizin tedaviniz iyileşme süreci açısından farklılık yaratıyor mu?

Kesinlikle yaratıyor. Onu biliyoruz zaten. İyileşme sürecini neredeyse yarı yarıya kısaltıyor.

Ne kadarlık bir iyileşme süreci öngörüyorsunuz?

Biz bir önceki çalışmamızda, yedi günde yaraların kapanıp alttan yeni derinin geldiğini görüyoruz. Ama tamamen iyileşmesi bir ayı buluyor.

Yapay deri yanık tedavisi dışında nelerin çaresi olacak?

Önce yanık. Yanık dışında iyileşmeyen yaralar, doku kayıpları var. Deri kayıpları, iyileşmeyen derideki yaralar ya da başka hastalıklarda açılmış yaralar… Bunların kapatılabilmesi için çok önemli bir çare olacak. Estetik alanında da çok kullanılacak.

Yapay deri hayvanların tedavisi için de kullanılabilecek mi?

Hayvan hücreleri olmak kaydıyla veteriner hekimlikte de kullanılabilecektir. Yaralanmalar, iyileşmeyen yanıklar onlar için de söz konusu. Özellikle yarış atları gibi değerli hayvanlar için son derece önemli. Çünkü hayvanlar milyon dolarlık ve tedavileri sahipleri için çok önemli.

Bu çalışmaları yaparken ne tür sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz?

Çalışmanın bir laboratuvar, bir de klinik olmak üzere iki ayağı var. Yani bunu hayvanlara takacak ya da insanlara takacak grup. Benim bütçemi Acıbadem Hastanesi veriyor. Asıl sıkıntı yaşadığımız konu şu: Çalışmayı yapabilmek için etik kurullardan izin almamız gerekiyor. Etik kurullar maalesef bizim istediğimiz hızda çalışamıyor. Ve bizim istediğimiz doğrulukta kararları veremiyor. Türkiye’deki en büyük sorunlardan bir tanesi, profesyonelleşmiş etik kurulların olmaması. Yani düşününki bir etik kurulunu oluşturan kişiler bütün çalışmalara bakıyor. Oysa hücresel tedavide özelleşmiş bir etik kurul lazım. Diğer en önemli sorun da klinisyenler… Hayvanlar üzerinde çalışacak grupla, insanlar üzerinde çalışacak grubun, laboratuvarla koordinasyonu her zaman istenildiği gibi olmuyor. Laboratuvar grubu her zaman klinisyene uymayabiliyor. Bu durum önemli gecikmelere neden oluyor. Bir üçüncü neden de Türkiye’de Ar-Ge’nin hobi olarak görülmesi. Çünkü Türkiye’de Ar-Ge’den bilim insanları hiçbir zaman para kazanamıyor. Bilim insanları öğrenci eğitiminden, doktorsa hasta bakmaktan, ameliyat etmekten kazanıyor. Dolayısıyla Türkiye’de bilimden para kazanan yok. Böyle olunca da bilimsel araştırma sadece hobi oluyor. Bilim hobi olduğu için de insanlar buna yeterince vakit ayıramıyor.

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyeliğine davet edildiniz. Ne yapmayı amaçlıyorsunuz?

Ben aynı zamanda Türkiye Bilimler Akademisi’nin kurulunda da üyeyim. Orada da bunu dile getirdik. Özellikle bu süreçten sonra iki şey yapmak istiyorum. Bir tanesi Ar-Ge destek mantığını değiştirmek istiyorum. Hayalim şu: Bilim insanlarına diyeceğim ki, “Projen çok güzel, seni iki yıl ücretli izne ayırıyorum, maaşını almaya devam et, ek olarak bu projeyi yaptığın süre zarfında bir o kadar da maaş ödüyorum.” Yani ben şunu diyorum: “Kazandığının iki mislini veriyorum ve bütün işin bu proje olsun. Başaramazsan verdiğim paranın yarısını senden alırım.” Amacım fonlamadaki kısıntıları ve saçmalıkları kaldırmak. Bilimi, bilim insanının hobisi değil, işi yapmak ve bilimden para kazanmak. Bir gün yemek yerken bir aile geldi, yanlarında da küçük kızları var. Yanıma gelen altı yaşındaki kız biyolog olmak istiyor. Ben ilk defa altı yaşındaki çocuğun biyolog olmak istediğini duydum. Bu müthişti. Ve benimle fotoğraf çektirmek istedi. Yani ben artık lise döneminde ve daha aşağıdaki dönemlerde, ayrı yaz okulları, ayrı desteklerin oluşması, bilimsel desteklerin oluşması için de gayret edeceğim.

Sizin üç boyutlu yapay organ çalışmalarınız da bulunuyor. 3D teknolojisinin tıp dünyasına nasıl bir katkısı var?

Katkısı çok önemli ve çok büyük olacak; çünkü bize çok zaman kazandırıyor. Laboratuvar şartlarında 3D yazıcılar olmadan sizin üç boyutlu doku üretmeniz aylarınızı ve yıllarınızı alır. Dolayısıyla hem büyük paralar harcarsınız hem aylar, yıllar sonra elde ettiğiniz doku çok da büyük parçalar haline gelmez. Ama üç boyutlu yazıcılar olduğu sürece bu zamanı günlere çekebilirsiniz. Çünkü yapmak istediğiniz dokunun temel iskelesini, doğru bir materyal kullanarak iki saatte yapabiliyorsunuz. Bu yüzden üç boyutlu yazıcıların yakın zamanda daha fazla hayatımıza gireceğini düşünüyorum. Biz şimdi üç boyutlu yazıcıyla daha basit organlar yapıyoruz. Kulak gibi, burun gibi çok komplike olmayan… Karaciğer, kalp, böbrek gibi daha komplike organlar ise ileride olacak. Onun için teknoloji ve bilginin oluşması lazım.

Yapay deri, yapay organ gibi çalışmalar çok arttı. Bunun sınırı nedir?

Bunun sınırının sadece hayal etme becerisi kadar olduğunu düşünüyorum. Bunun sınırı yok. Ne kadar zaman içinde olacak onu bilemem ama bütün insan organlarının yeni baştan yapılabileceğini düşünüyorum. Sizin kopyalarınızın da yapılabileceğini düşünüyorum. Bu, teknolojik olarak mümkün. Hatta dizayn edilmiş, daha güçlü, daha yetenekli, daha uzun ömürlü insanlar… Bunları yapabilmek hiç de zor değil.

O zaman çok konuşulan, insanın ölümsüzleşmesi konusu gerçeğe yakın mı?

Bence bunun üstünde durabilen teknolojik bir imkânsızlık söz konusu değil. Bilimin birikmesi gerekiyor.

Başka ne tür çalışmalarınız var?

Asıl benim yapmayı düşündüğüm şey, CAR-T cell. Katil hücrelerin, kanseri tedavi etmek amacıyla kullanılmak üzere yerli versiyonunu çıkarmak. Çünkü normal bir ilaç firması Amerika Birleşik Devletleri’nde bu tedaviye onay aldı. Çünkü tedaviye dirençli hale gelmiş lösemi çocuklarının yaşam süresi çok azdır. CAR-T cell ile üç sene ve üzeri yaşamaları mümkün. Şu an vakaların yüzde 50’sinden fazlası ömür boyu kurtuluyor. Yani bütün tedavilere dirençli olmuş, artık ömür biçilmiş ve üç ayı kaldığı düşünülen çocukların yüzde 50’sini ömür boyu kurtarabilecek ve diğer yüzde 50’sini de üç yıl yaşatabilecek bir teknoloji. Amerika’daki tedavisi 475 bin dolar. Bundan sonraki en büyük amacım, bunun yerli versiyonunu şubat ayı gibi çıkarmak ve özellikle Amerika’daki fiyatın çok altına yerli kullanıma açmak. Şu an testleri devam ediyor.

Katil hücreler derken neyi kastediyorsunuz?

Bunlar tabii öldürücü demek. Zaten bunlar vücudumuzda var, kötü giden bir şeyi gördüğünde gidip onu yok eder. Ancak kanser hücreleri bu saldırıdan korunmak için bazı şeker molekülleriyle üstünü kaplar. Ve katil hücre gittiğinde tadına bakar ve tadını iyi bulur. Ve onu öldürmeden çekilir. İşte katil hücreyi durduran bu mekanizmayı bozuyorum. Ve durdurulamaz hale geliyor. Tadına falan bakmıyor. Yani seni yabancı gördüğü andan itibaren senin ona verdiğin güzel sinyallere asla kanmayan bir katil hücre. Benim heves ettiğim en önemli projelerden bir tanesi bu.

3 BOYUTLU YAZICILARLA YAPAY ORGAN ÜRETME SÜRESİ HIZLANDI.

Teknolojideki gelişmelerle birlikte 4.0 endüstriden bahsediliyor. Tıp dünyası şu an hangi aşamada?

Tıp dünyası bu aşamayı yeni yaşıyor. Tıp endüstriden geride. Tıbbın Rönesans’ı yeni başlıyor. Dolayısıyla bundan sonrası çok hızlı olacak; çünkü biz klasik tıptan son 20 yıldır silkinmeye başladık. Ve son sekiz yıldır da çağ atlıyoruz. Yani Rönesans’a yeni girdik. Çok sürer mi bilmiyorum ama 4.0 tıp için biraz daha var.

Peki akıllı telefonlar gibi akıllı organlar, akıllı deriler tanımlaması da yapılabilir mi?

Kesinlikle yapılabilir. Akıllı ve ihtiyacınıza göre şekil alabilen dokular. Bu, zaten doğada var. İhtiyacınız olduğunda devreye giren, ihtiyacınız olmadığında devreden çıkan sistemler. Zaten ilk modellerini kullanmaya başladık.

Nedir onlar?

Örneğin kemik iliği naklinde zaten kullanılan bir yöntem var. Kemik iliği naklinden sonra kanser yenilememişse içeriğe biz bir grup hücre veriyoruz. Bu hücre gidip kanseri yenebiliyor fakat bazen kontrol dışı çıkıyor. Kanseri yendiği gibi kişinin normal dokularını da yemeye başladığında içinde onu uyaracak akıllı bir molekül var, onu verdiğimizde bütün bu hücreler intihar ediyor. Dolayısıyla dışarıdan kontrol ediliyor. Gerektiğinde devreye girebilen, gerektiğinde çıkan, gerektiğinde ne yapacağını bilen, gerektiğinde ise ne yapmamasını bilen teknoloji zaten başladı kullanılmaya. Bu daha da gelişecek.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)