“Yenikapı’da 1. Meclis ruhu vardı”

Prof. Dr. Fuat Keyman, “Yeni bir Kurtuluş Mücadelesi veriyoruz” söylemi için “15 Temmuz, Türkiye'ye yönelik varlıksal bir tehditti. 1. Dünya Savaşı dönemini andıran gelişmeler yaşıyoruz. Bu da 15 Temmuz'daki müdafaa ruhunu anlatmak için Kurtuluş Savaşı’nın doğru bir referans olduğunu gösteriyor” dedi.
Yayın Tarihi: Nis 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 21 mins

PROF. DR. FUAT KEYMAN. SABANCI ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM
ÜYESİ. SABANCI ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL POLİTİKALAR MERKEZİ DİREKTÖRÜ.

Birinci Meclis’in Cuma namazından sonra açılmasına karar verildi. Neden özellikle öyle bir gün tercih edildi?

Ulusal Kurtuluş Savaşı içinde o zaman da şimdiki gibi ‘Yeni Türkiye’ kavramı kullanılıyordu. Yeni Türkiye oluşumunun ilk hamlesi Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasıyla oldu. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda büyük olumsuzluklar, yoksulluklar hatta yoksunluklar içerisinde bu savaş kazanıldı. Bu yüzden de toplumun her kesiminin olması önemseniyordu. Ankara’da kurulan bir Meclis olduğu için toplumun hassasiyetlerine de yer veriliyordu. Kurtuluş Savaşı içerisindeki farklı kesimlerin emperyalizme karşı mücadelesindeki birlikteliğini simgelemesi gerekiyordu. Bu çoğulculuk ve birliktelik içerisinde toplumun hassasiyetlerini de kendi içerisinde barındıran, toplumdan kopuk olmayan bir Meclis anlayışı vardı. Bu hassasiyetler içerisinde birinci Meclis kuruldu. O dönemki tartışmalarda bu yeni ulusa ‘Yeni Türkiye’ adı veriliyordu. İmparatorluktan yeni Cumhuriyet’e geçerken, içinde barındırdığı farklılıkları da simgeleyen bir Meclis olmasının önemi vardı. Yapılan çalışmalarda birinci Meclis, bu çoğulculuk ve birliktelik varken aynı zamanda bu farklılıkların gelip birbirleriyle tartıştığı ve kendi fikirlerini ortaya koyduğu bir zenginliği de barındırıyor.

Birinci Meclis’in dualarla açılmasının önemi nedir?

Ben birinci Meclis dönemine erken Cumhuriyet dönemi derim. O zamanki çalışmalarda Atatürk ülkenin farklı yerlerinde konuşmalar yaparken yanında bir din adamı da bulundururdu. Bu yüzden yeni Cumhuriyet laik olacaktı ama dinden de kopuk olmayacaktı. Toplum, ağırlıklı olarak Müslüman olduğu için toplumla birlikteliğin Atatürk’ün kafasında bir önemi vardı. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçildiği zaman “Devlet toplum ilişkileri nasıl gelişecek?” diye tartışmalar vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinin önemli nedenlerinden biri, Avrupa kapitalizme geçip ilerledikçe Osmanlı buna ayak uyduramadı. Bir modernizasyon paradigması içerisinde süreci gördükleri için kurulan Cumhuriyet’in devlet yapısının laik olmasını istiyorlardı. Bu yüzden şöyle bir ikilem ortaya çıkıyordu. İlk olarak devlet laik olacak, ikincisi Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yaptığımız Batı ülkelerine karşı Türkiye’nin ana rotası batıda olacak. Nüfus da Müslüman. Bu yüzden laik devlet, Batıcılık, çağdaş muasır seviyesine ulaşmada Batı ile birliktelik ama toplumun Müslüman olmasında Atatürk de pragmatik bir lider olduğu için bu tür toplumun hassasiyetlerini içeren hamleler yapıyordu her zaman. Yani sadece Meclis’te değil, toplumun her yerinde yaptığı konuşmalarda bu hassasiyeti görüyoruz. Ulus devlete geçildiği için ulus devletin laik ve Batıcı yanı ile toplumun bağlantısını kurmada hassasiyet vardı. Prof. Dr. Şerif Mardin bu dönemki çalışmalarında ‘sosyal etos sorunu’ olduğundan bahseder. Yani toplumun eğitilmesine rağmen Cumhuriyet elitiyle toplum arasında bir bütünleşme olmadığı, bu tür hassasiyetlere rağmen, Müslüman toplumla laik devlet arasında sosyal etos sorunu olduğu vurgulanır.

O dönemin genel toplumsal ve siyasal havası nasıldı?

Birinci Meclis döneminde bir taraftan Osmanlı İmparatorluğu çöküyor, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi veriliyor ve yeni bir ülke kuruluyor. O dönemde bugün sınırda yaşadığımız sorunların kökeni olan Sykes- Picot’lar, Birinci Dünya Savaşı dönemi, dünyanın dizaynı ve özellikle Ortadoğu’nun dizaynı olan bir süreç de yaşanıyor. O yüzden de Ulusal Kurtuluş Savaşı verip yeni cumhuriyetle yeni bir süreci başlatma çabası var. İkincisi, bu sınırlarda olan bu yeniden tasarım dediğimiz sömürgecilik süreci ve o anlamda yapılan anlaşmalara bakarak da güvenliğin çok önemli olduğunu görüyoruz. Devletin yapılanmasında yapılan reformlara baktığımızda, modernleşme ile ilgili çabalar da var ama esasında güvenliğin modernleşmeden önce geldiği, demokrasinin arka planda olduğu bir durum var. O dönemin bugün de çok konuşulmasının nedenlerinden biri de toplumun farklı kesimlerinin bir arada mücadele içinde oluşu. Bu yüzden de birinci Meclis bu farklılığı ve bir aradalığı yansıtıyor. Müslüman ve cemaatleri temsil eden liderler olduğu gibi, bölgelerden gelen Kürt liderler de var. Çok uzun dönemlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yaşamadığı bir canlılığa ve tartışma ortamına sahip. 1921 ve 1924 anayasaları çok önemli metinlerdir. O günkü zamanın çok ilerisindeki metinlerdir. Bu yüzden birinci Meclis bugün ve yarınla ilgili çok önemli referans noktalarını oluşturuyor.

Halk o süreci nasıl okuyordu?

Halkın büyük bir desteği vardır. O alandaki felsefi çalışmalara da bakıldığında Henri Bergson’ın ‘dışa patlama ve içe patlama’ kavramları vardır. Esasında Ulusal Kurtuluş Savaşı’na nesnel ve objektif olarak baktığımız zaman çok başarılabilecek bir savaş değil. Ama öbür taraftan baktığımız zaman Atatürk’ün yapmış olduğu anlaşmalar pragmatizmi ve vizyonerliği ile toplumun “Biz bu işi başaracağız” diye patlamasıdır esasında Kurtuluş Savaşı. Toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelip bu kuşatmaya, Türkiye’nin paylaşılma eylemine karşı başkaldırısı ve patlamasıdır. Bunu o dönemki ağıtlarda, hikâyelerde ve türkülerde de görebiliriz. Toplumun kendisinden beklenmeyeni başarma hikâyesidir. Birinci Meclis de bunu yansıtır. Birinci Meclis’teki o hararetli tartışmalar, birinci Meclis’teki o yeniye olan endişe ama bunu yapacağız isteği, esasında toplumdan alınan desteğin bir yansımasıdır.

 

“Halk ‘Biz bu işi başaracağız’ dedi.”

 

 

Halk yeni bir Türkiye oluştuğunun bilincinde miydi?

Evet. Türkiye’yi korumak en önemlisiydi. Akademik anlamda 1920’den 1927’ye kadar baktığınız zaman yeni Türkiye’nin korunmasında güvenlik çok önemliydi. Atatürk’ün vizyonerliğinden biri de şuydu: “Türkiye’yi güvenli kılmazsak Batı’nın o çağdaş medeniyetine yetişemeyiz, yetişemezsek de zaten Türkiye’yi güvenli kılamayız.” Bu yüzden de güvenlik öncelikli olup ekonomik ve sosyal modernizasyonlarla birleştirilmek istendi.


Birinci Meclis’in yasama, yürütme ve yargıyı elinde bulundurmasının anlamı nedir?

Bu yavaş yavaş kuruluş yapısından çıkışı anlamına geliyor. Çünkü orada yasama-yürütme ve yargı alanında bir birlik var. Ama bu Şeyh Sait isyanıyla birlikte kopuyor. Artık yavaş yavaş Ankara ile Şerif Mardin’in söylediği ‘sosyal etos’ giderek artıyor. Bazı alanlarda çok devrimci olduğunu görüyoruz, vatandaşlık ve özgürlükler alanında gibi. Bazı alanlarda İstiklâl Mahkemeleri gibi tek bir yapıyı diğer yapıların üzerine empoze eden bir taraf görüyorsunuz. Güvenlik ve sosyal modernizasyonu ön plana çıkarmak bu. Güvenliği daha da öne çıkarmak. İstiklâl Mahkemeleri tamamen hukukun güvenliğe mahkûm olduğu bir dönemdir. Orada birinci Meclis’in yapısına uymayan seküler, homojen bir ulusal kimlik yaratılmaya çalışılıyor. Ulusal kimliğin seküler-homojen yapısı muhafazakârlık temelinde çatışma ya da gerilim yaratıyor. Ulusal kimlik alanındaki yapısı da bugün hâlâ yaşadığımız Kürt sorununu yaratıyor. Bu yüzden, esasında birinci Meclis’in çoğulculuğuna uymayan bir durum var. Burada yasama-yürütmeyargının bütünlüğü, devletin inşasının parlamentonun önüne geçmesiyle açıklanabilir. Hukuk alanında da hukuk güvenlik ilişkisi var. Demokrasi sonradan gelecek gibi güvenlik mekanizmasının öne çıkmasıyla oluyor bu. Ama şunu da vurgulamak lazım; Atatürk’ün yavaş yavaş hastalanması, o vizyonerlik kayboldukça, CHP’nin güçlenmesi ve tek parti dönemine gitmesi bunları da görmek lazım. Kuruluş döneminin en devrimci yılları 1921 ile 1927 arasındaki dönemdir. Oradan yavaş yavaş kayılıyor.

 

“Dünya siyasetinde liderlerin, partilerin önüne geçtiği bir dönem yaşıyoruz. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de, Narendra Modi Hindistan’da, Victor Orban Macaristan’da, Donald Trump Amerika’da ön planda.”

 

AK Parti hükumeti “Yeni bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz” diyor. Nedir yaşanan?

1920 dönemine benzerlik gösteren iki yapı var. Bunlardan ilki, 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye devletini ele geçirerek, Türkiye’yi işgal ederek ülkeye sahip olma girişimiydi. Darbe girişimleri politiktir ama bu, politik olmaktan öte varlıksal bir tehdit oldu. Devletin askeri, yargı ve polis alanlarına girip hileler yapıp oralara sahip olup son bir hamleyle devleti ele geçirmek ama o yolla Türkiye’yi işgal etme girişimiydi. Bu nedenle Ulusal Kurtuluş Savaşı benzetmesi algı düzeyinde doğru oluyor. Çünkü artık siyasal olmanın ötesinde varlıksal bir tehdit var. İkincisi de son 7 Haziran seçimlerinden sonra artan çatışmalar ve bu çatışmaların ağırlık noktasının Suriye olmasıdır. Suriye ile Irak’taki gelişmelere baktığımız zaman artık buralarda çökmüş devletlerin olması, Irak ve Suriye’nin kendi iç yapılarını ve sınırlarını kontrol edememesi ve bu anlamda kantonyal devletlerin Irak ve Suriye ile bağlantısının kurulması olasılığı Türkiye’nin alansal bütünlüğüne bir tehdit oluşturuyor. Bu ikisi aslında Ulusal Kurtuluş Savaşı benzetmesini doğru kılıyor. Çünkü o dönemde de esasında Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyor ve ülke işgal edilmeye çalışılıyor. Bundan dolayı da algı ile gerçekliğin kesiştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemi anlamak için de ilginç bir şekilde 1. Dünya Savaşı dönemini andıran ve ona benzeyen gelişmeler yaşıyoruz. O yüzden de 1. Dünya Savaşı ile bağlantı kurulması çok doğru. Bu da Kurtuluş Savaşı’nın doğru bir referans olduğunu gösteriyor. Demokrasi dendiği zaman bunu sadece normatif düşünmemek lazım. Halkın siyasete katılımı, sandığın tercihlerinin alınması doğru olmakla birlikte FETÖ deneyiminin 15 Temmuz’a kadar yaptıklarına bakarak, devletin de bu tür müdahalelere karşı güçlü olmasını sağlayacak liyakat ve laik devlet temelinde yeniden inşa sürecinde olması lazım.

“Birinci Meclis ruhuna ihtiyaç var”la neye vurgu yapılmak isteniyor?

Birinci Meclis’in içerdiği çoğulculuk ve müzakere anlayışı ile “Biz bunu yapacağız” heyecanı. “Buradan güçlü ve iyi bir şekilde çıkacağız” heyecanı. O yüzden de “Yenikapı ruhu” dendi. İkincisi çoğulculuk… Toplumun farklı kesimlerinin siyaset yaparak taleplerini müzakere ettiği bir Meclis olması gerekiyor. Bu yüzden birinci Meclis’e yapılan referans doğru. Diğer bir vurgu, birinci Meclis, 1921 Anayasası’nı yaptı. 1921 Anayasası farklılıklar içerisindeki birlikteliği vatandaşlık temelinde gören bir anayasaydı. AK Parti, “Yeni Türkiye” diyor. Yeni Türkiye’yi kabul edip etmeseniz de uzun süre konuştuğumuz sorunlara bir çözüm olacak bir yeni anayasaya ihtiyaç var. Peki bu ruh nasıl sağlanacak? FETÖ’ye karşı herkes birlikte hareket etti. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olarak, ahlaklı insan olarak buna karşı çıkıldı. Ama daha politik düzeye inersek Balyoz, Ergenekon, Casusluk gibi davalarda sekülerlerin aldığı bir zarar var. Kürtlerin KCK ile aldığı bir zarar var. Türkiye esasında buna “Hayır” dedi. Yenikapı ruhu o gün önemliydi. Hatta dört partinin imza attığı bir parlamentonun buna karşı bir bildiri yayımlaması çok önemli ama birinci Meclis’e olan referans “Bunun biz kalıcı olmasını istiyoruz” demek. Darbe girişimine karşı mücadele ve Türkiye’nin yönetiminde çoğunluğu sağlayacak bir müzakere ortamının olmasını istiyoruz. Türkiye’nin bugün yaşamış olduklarından çıkması çok önemli, 2017-2018 yılları siyasi ve ekonomik anlamda küreselleşmenin krizi olarak da geçecek. Bu da ancak toplumsal uzlaşma ile aşılabilir.

Yenikapı’da 1. Meclis ruhu var mı?

Evet. Çünkü orada üç parti vardı. Fakat HDP var olan gelişmelerden dolayı yoktu. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de ‘Uzlaşma ve Devletin Yeniden İnşası’ projesinde Güneydoğu’da insanlarla konuştuğumuz zaman onlar şöyle bir eleştiri getirdiler: “Tamam HDP oraya gelmesin ama Kürtlerin de oraya katılmasını sembolize eden birkaç sivil toplum örgütü olabilirdi.” O anlamda bir eksiklik olmuş. HDP’nin davet edilmemesini bir anlamda kabulleniyorlar. Yani hâlâ Türkiye’de birlikte hareket etme isteği var. Esasında bunun devam etmesini istiyoruz. Muhafazakâr ve laik ittifak Türkiye için çok önemli. Bu AK Parti-CHP koalisyonu olması anlamına gelmiyor. Bu muhafazakâr-laik ittifak partilerden önce toplumsal sınıflar, kimlikler ve tarih okunuşu temelinde olmalı. Çünkü birinci Meclis döneminde bu ittifaklar var. İkincisi sivil toplum temelinde partilerden daha önce Türkiye’nin bütünlüğünü sağlayacak çalışmalar olabilir. Üçüncüsü ve daha önemlisi bu yeni anayasa süreci ve ondan sonraki reformlar devam ederse devletin laiklik ve liyakat temelinde yeniden inşası çok önemli.

Birinci Meclis’in yapısı nasıldı?

Parlamenter demokrasi gibi düşünebiliriz ama öyle bir kurumsallaşma da yok tabii. İmparatorluktan ulus devlete geçen bir yapı var. Batı demokrasileriyle karşılaştırdığımızda kadınlara seçme-seçilme hakkını veren ilk ülkelerden biridir Türkiye. Farklı kesimlerin seçme ve seçilmesinde bu hakları çok daha erken kazanmıştır. Bu yüzden ilginç bir yapısı vardır. Birinci Meclis’in oluşmasıyla devletin oluşması eşzamanlıdır. Devletin reformlarıyla birinci Meclis’in tartışmaları iç içe geçmiştir. 2011’e kadar, 1980’lerde 1990’larda görmediğimiz bir temsiliyet kapasitesine sahipti. Birinci Meclis, milletvekillerinin müzakere ettiği çok zengin bir Meclis’ti. Çoğu dönemden daha kaliteli bir Meclis’ti. Ekonomik ve sosyal modernizasyon anlamında, eğitim, bölgesel kalkınma, yoksulluk yaşanan bir yapıda çok daha çoğulcu, müzakereci, farklı kesimleri yansıtan vizyoner bir Meclis var.


15 Temmuz’da Meclis’in de bombalanmasının anlamı nedir?

Eğer 15 Temmuz başarıya ulaşsaydı Türkiye’de Humeyni ve İran türü bir rejim oluşacaktı. O gelen kadroyla Türkiye yönetilecekti. Belki Fethullah Gülen de Türkiye’ye dönecekti. Bu ne bir Başkanlık sistemi ne de bir Parlamenter sistem. Bu yüzden de parlamentoyu bombalamak fikri bile onlara çok acayip gelmedi. Çünkü istedikleri böyle bir rejimdi. Önceki darbelerde bir şekilde parlamento lağvedilerek yeni bir yönetim kurulurdu. Bu yüzden de 15 Temmuz bir işgal hareketiydi. Bu yapının gözünde cumhurbaşkanlığının, parlamentonun çok bir önemi yoktu. Bu yüzden de burada Ulusal Kurtuluş Savaşı dönemine bakmak önemli oluyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)