İktidar Dergisi olarak Türkiye’de yatay mimariye nasıl geçileceğini, konunun uzmanlarına sorduk. İnşaat sektörünün görüştüğümüz bütün katılımcıları, şehirleşmede ideal olanın yatay mimari olduğunda hemfikir. İşte aldığımız cevaplar:

REFİK TUZCUOĞLU ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI MÜSTEŞAR YARDIMCISI

 

“Bizim kentsel dönüşümle ilgili İstanbul’da yeni çalışmalarımız var. Yeni kentsel dönüşüm alanlarında, rezerv alanlarda yatay mimariyi uygulayabiliriz.”

 

“Kendi çıkardığımız yönetmeliklere, yatay mimariyi teşvik edecek maddeler koyduk. Yasayla kat sınırı getiremezsiniz. Plan, kanun gibidir. Dolayısıyla planla işin çözülmesi gerekiyor. Plancılarımızın da bu konuda titiz davranması şart. Plandaki sınır, toplumsal anlayışla kontrol edilebilir. Şu gerçeği tüm tarafların kavraması elzemdir: Şehir dinamik bir süreçtir. Ve sürekli yeni ihtiyaçları doğurur, üretir. Çünkü hayatın bir akışı var, durdurulamaz bir değişimin, bir dönüşümün içinde yaşıyoruz. Şehirlerde, bahsettiğimiz planların yapılması gerek. Yatay mimari, özellikle yeni yapılaşma alanlarında uygulanmaya başlanır. Bizim kentsel dönüşümle ilgili İstanbul’da yeni çalışmalarımız var. Yeni kentsel dönüşüm alanlarında, rezerv alanlarda yatay mimariyi uygulayabiliriz.”

 


Hüseyin OFLAZ
ŞEHİR PLANCISI

“Tarihi çekirdekte yüksek katlara izin vermeyelim. Yüksek katlar olmasın ama yüksek katlı olacak bölgeler de olsun. Bu dengeyi iyi kurmak gerekiyor.”

 

“Metropolü büyütmek ya da ‘Yeni bir şehir kuralım’ demekten ziyade, ülkenin genelinde sistemi kurgulayıp dengeli dağıtmak gerekiyor. Yani bugün İstanbul’da iki tane daha ilçe kurmak, doğal olarak birer milyondan iki milyon nüfusun daha artması demek. Yani sonu yok bu işin. Yaşanabilecek mekânlar oluşturmak lazım. Mevcut, eskiyen dokuda iyileştirmeler yapmak önemli. Tarihi çekirdekte yüksek katlara izin vermeyelim. Mevcut yapıları alalım, iyileştirelim, ıslah edelim, dünyaya açalım. Turistler gelsin, gezsin, aynı zamanda da yaşansın orada. Ama yeni planladığımız bölgelerde daha insani ölçülerde, sosyal olarak, ekonomik olarak, yaşanabilir alanlar üretelim. Yüksek katlar olmasın ama yüksek katlı olacak bölgeler de olsun. Bu dengeyi iyi kurmak gerekiyor.”

 


ŞEFİK BİRKİYE MİMAR

“Yüksek binalar özel bir ihtiyaçtan doğmalıdır ve kısıtlı kullanılan bir çözüm olarak kalmalıdır. İstanbul’un en büyük ihtiyacını, az ve orta yükseklikteki binalarla inşa edilmiş mahalleler vasıtasıyla karşılayabileceğimize inanıyorum.”

 

“Dikey mimari bir seçimdir, gereksinme olmadığını biliyoruz. Çabuk genişleyen şehirler, yüksek binaların bir çözüm olduğunu zannedenler tarafından inşa edildi. Sonuç ortada; hem emlak fiyatları çok yükseldi hem de dünyanın en kirli şehirleri oluşturuldu. Paris şehir merkezi, İstanbul’dan beş kat daha yoğun olmasına rağmen, binalar ortalama yedi kattan oluşmaktadır ve kule yoktur. Barselona ve Milano’ya bakarsanız, aynı prensip orada da geçerlidir. Yüksek binalar özel bir ihtiyaçtan doğmalıdır ve kısıtlı kullanılan bir çözüm olarak kalmalıdır. İstanbul’un en büyük ihtiyacını, az ve orta yükseklikteki binalar ile inşa edilmiş mahalleler vasıtasıyla karşılayabileceğimize inanıyorum.”


Prof. Dr. Haluk PAMİR
GELENEKLERİMİZİ VE GELECEĞİMİZİ ARAŞTIRMA TASARIM VE TANITIM DERNEĞİ (GELard) BAŞKANI

“Teklifim, şehirsel dönüşüm modeli olarak ekonomik modeller yanında, sosyal dönüşüm modelini kullanmamızdır.”

 

“Ben düşük ve orta yoğunlukta bir nüfus barındıran ve kat sayıları da en fazla beş-yediyi geçmeyen konut çevrelerinden söz ediyoruz diye düşünüyorum. Bu tür bir yapıda yaşayanların hepsi, iyi tasarlanmış bir peyzajda, her katta ağaçlarla, yeşille temas halinde olacaktır. Böylece orta yoğunluk ve orta yükseklikte yapılaşma, aynı zamanda yeşil çevre ile beraber çözülmüş olacak. Teklifim, şehirsel dönüşüm modeli olarak ekonomik modeller yanında, sosyal dönüşüm modelini kullanmamızdır. Yani yeniden kurulacak alanlarda veya yenilenecek alanlarda mahalle, mahalle merkezi dokusu olarak sokak, komşuluk çevresi, semt, semt merkezi olarak külliyeyi kullanarak toplumsal mekânı tasarlamak ve katılımcı olarak yönetmektir.”

 

 

 


Nevzat SAYIN MİMAR

“Yatay mimari yaptığınız zaman bu geniş bir alana yayılmak zorunda. Burada en önemli konu, hangi geniş alana yayılacak olduğu.”

 

“Her şeyi yönetmeliklerle yürütmek mümkün değil. Türkiye’de maalesef şehir planlaması yok. Neredeyse ülke planlaması da yok. Sosyal yapı, endüstriyel gelişmişlik anlamında ne yapacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Bunun için de ortak akıl geliştirmeye ihtiyaç var. Türkiye’de herkesin dikkati inşaat sektörünün nasıl büyüyeceği üzerinde yoğunlaşıyor. Meseleye sadece kazanmak üzerinden bakıldığında ise insan umutlu olamıyor. Yatay mimari yaptığınız zaman bu geniş bir alana yayılmak zorunda. Peki hangi geniş alana yayılacak. Burada en önemli konu, hangi geniş alana yayılacak olduğu. Mimaride önemli olan yataylık ya da dikeylik değil, bulunduğunuz alanda, çevrenizde ne var ve aslında neye ihtiyaç var.”

 

 

 


Prof. Dr. İhsan BİLGİN BİLGİ ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

“İstanbul’da bundan sonra yatay mimari uygulamak her kentte olduğu gibi mümkün. Buna uygun bir yapılaşma modeli için ciddi bir imar siyaseti gerek.”

“İstanbul, şehir kimliği, yapılaşması açısından şu anda disiplinsiz ve şuursuz durumda. Bundan sonra İstanbul’a uygun bir yapılaşma modeli için ciddi bir imar siyaseti gerek. İstanbul’un kendine has formu hakkında bir görüşe sahip olmak lazım. Ancak ‘geçmişine uygun yapılar’ diye üzerinde mutabakata varılabilir bir kriter olamaz; ‘geçmiş’ de ‘uygun’ da her yöne çekilebilir muğlak kategoriler. Sağlıklı bir kentleşme için İstanbul’da nüfusun ne kadar olması gerektiğiyle ilgili rakam değil ölçüt verebilirim. Tasarlanan raylı sistem ağının rutin taşıma kapasitesi limit kabul edilebilir.”

 

 

 


NUSRET SUNA
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBE BAŞKANI

“İstanbul’da, Bağdat Caddesi’nin sahil aksında bir plan mevcuttu. Cadde üzerinde kat yükseklikleri sınırlıydı. Demek ki uygulanmak istenildiği zaman yapılabiliyor.”

 

“Yatay mimari derken illa bir, iki katlı yapı olarak algılamıyoruz. 30, 40, 50, 60 katlı yapıların yanında, altı-yedi katlı yapıları yatay mimari olarak kabul ediyoruz. Elbette Türkiye’de arazisi müsait olan kentlerde böyle yapılmalı. Önceki yönetmelikte taban oturma alanı yüzde 40’tı. Şimdi yüzde 60’a çıkarıldı. Bir binayı eskiden 10 katlı yapacaksan şimdi altı katlı yap ama yayarak yap deniyor. Burada da planlı yola çıkmak lazım. Sosyal donatı alanlarını da ihmal etmeden inşaatları yapmak gerekiyor. Örneğin İstanbul’da Bağdat Caddesi’nin sahil aksında 9-50 dediğimiz deniz ön görümüne giren bir plan mevcuttu. Cadde üzerinde kat yükseklikleri sınırlıydı. Demek ki uygulanmak istenildiği zaman yapılabiliyor. Bunun için ayrıca bir imar yönetmeliğine gerek yok.”

 


MİMAR SERDAR NEBİOĞLU
AYİDER BAŞKAN YARDIMCISI

“Her bölgenin ihtiyaçları ve büyüme oranları farklı olduğundan İstanbul’un kendi Master İmar Planı’nı yapması gerekiyor.”

 

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmeliği daha çok bir kılavuz gibi görüp, her bölgenin başta büyükşehirleri kendi master imar planlarını bölge nüfus yoğunlukları ile sosyal donatı ve yeşil alan yeterliliğine uygun olarak hazırlamaları gerekir. İstanbul Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği olarak, imar yönetmeliğiyle emsalli bölgelerdeki başlıca sorunların hala çözülemediğini görüyoruz. Her bölgenin ihtiyaçları ve büyüme oranları farklı olduğundan İstanbul’un kendi Master İmar Planı’nı yapması gerekiyor. İstanbul da ki mevcut yerel yönetimlerin plan notlarını baz alıp; nüfus yoğunluğu ve altyapı yeterliliğini düşünürsek yatay yapılaşmayı günümüz şartlarında sağlamak imkansız.”


 

 

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)