Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu ‘Kendi Dilinden FETÖ: Örgütlü Bir Din İstismarı’ başlıklı raporla önemli bir çalışmaya imza atmış oldu. 40 yıl boyunca İslami söylemleri kullanan örgüt liderinin adıyla yayımlanmış 80 kitabı ve 40 bin dakikanın üzerinde ses kaydını inceleyen Diyanet, örgütlü din istismarının boyutlarını detaylarıyla ortaya koydu.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından geçen ay açıklanan ‘Kendi Dilinden FETÖ: Örgütlü Bir Din İstismarı’ başlıklı rapor hem Cumhuriyet tarihi hem bir kurum olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tarihi açısından büyük önem taşıyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca genellikle din hizmetlerini düzenleme görevini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı, bu kez zorlu bir görev üstlenmişti. Artık bütünüyle gözler önüne serilen FETÖ tecrübesiyle hem temel İslam akaidini muhafaza edecek hem de Türkiye’nin bütün İslam âlemi içindeki konumumun altını çizecek bir deklarasyona büyük ihtiyaç vardı.

İşte Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından hazırlanan rapor bu ihtiyacı karşılamaya yönelik önemli bir adım.

Nitekim FETÖ raporunun ortaya çıktığı, 2016 Olağanüstü Din Şûrası’nın açılışını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yapının İslam dinini araçsallaştırarak toplumda taban bulabildiğini şu sözlerle açıklamıştı: “Esasen bu hain yapının 40 yıldır toplumumuz içinde kanserli bir hücre gibi, bulaşıcı bir virüs gibi yaşayabilmesi ve sürekli büyümesi, işte bu dini değerleri öne çıkartan kimliği sayesinde mümkün olmuştur… Milletimiz, meşrebi ne olursa olsun, ‘Allah’ diyen, ‘Peygamber’ diyen, ibadetlerini yerine getiren, hayır-hasenat için çalışan, en azından böyle gözüken herkese, her gruba olduğu gibi, bu yapıya da hüsnü niyetle yaklaşmış, mensuplarını da korumuş, kollamış, desteklemiştir.”

Diyanet’in raporu da tam olarak, toplumumuzda dini yapılarla ilgili oluşabilecek bu türden tehlikelere karşı, İslam’ın en temel ve akli öğretilerinin altını çiziyor. İslam’ın nasıl araçsal bir hale getirildiğini çarpıcı örneklerle gözler önüne seriyor.

 

İstismar ve sızma hareketi

Raporda FETÖ bir istismar ve sızma hareketi olarak nitelendiriliyor ve İslam’a vermeye çalıştığı zararlar belli temele oturtularak ifade ediliyor. Raporun en çarpıcı tarafını ise bu yapının İslam inancının temellerini hedef alan çarpıtmalarından örnekler oluşturuyor. Raporda bunlar şöyle ifade ediliyor: “FETÖ sadece devletlere değil, düşüncelere, inançlara ve kalplere sızma hareketidir. Yanlış bilgileri doğru bilgilerle harmanlayarak verdiler. Hemen her konuşmada mutlaka saptırıcı bir ifade adeta satır aralarına gizlenmiştir. FETÖ takiye sözlerle insanların zihinlerine, inançlarına ve değerlerine sızmıştır.

Mensuplarının karşısında, kendi şahsında hâşâ Allah’ın mütecelli olduğunu söylemekten kaçınmamıştır. Ne hazindir ki, bu sözleri cami kürsüsünde söylemiştir. Bu sözler onun sapkınlık derecesini göstermesi açısından önemli; fakat daha tehlikeli olan ulûhiyet akidesini sistematik olarak bozmaya çalışması. Kendi mensuplarına sürekli Allah’a ulaşmanın mümkün olduğunu anlatma çabasında olmuştur. Allah’ı ulaşılabilir kılmak, her konuşmasından peygamberi İzmir’e getirmesi, camiye, cemaati arasına sokması, onunla görüştüğünü sürekli iddia etmesi artık işten bile değildir. Bunun sinsice yapıldığını görüyoruz. Gözyaşları içinde söylendiğine şahit oluyoruz. Önündeki genç çocukların çığlıklarını artıracak şekilde söylediğine şahit oluyoruz.

 

Ayetleri çarpıtıyor

 

Bir yandan Peygamber Efendimizi hâşâ ayağına getirirken, öte yandan meleklerle görüştüğünü iddia ediyor. Bir cami kürsüsünde Hak’tan nida geldiğini, meleklerin ‘Merhaba’ dediğini söylüyor. Kur’an’ın ayetlerini suiistimal ediyor. Kendinden bahseden ayetlerden söz ediyor.

Bir ayeti siyak ve sibakını kendinden koparıp, kendi örgütünü yükseltmek için çaba gösterdiğine şahit oluyoruz. Dinleyenler için Kur’an dini kıstas olması gerekirken bir araca dönüşüyor, hem de dinin istismarında kullanılacak kadar alçalmış bir kişinin dilinde. FETÖ elebaşısı için ayetler sadece Arapça işarettir. Onun için hiçbir şeyin gerçekliği yoktur. O varlıkta varlığı, gaybı gördüğünü iddia etmektedir. Bu yüzden hâşâ peygamberlerle beraberdir, kendi ifadesiyle mesihin merkebi, ashab-i kef’in kıtmiridir. O helezonda havhav ederek birilerinin arkasından tırmanıp durmaktadır.

Diğer dinleri de kullanıyor

Allah’ı ulaşılabilir görüyor. ‘Her insanın bir dublesi var, peygamberin de dublesi var, vallahi o duble şu anda aranızdadır’ demekten çekinmiyor. Yeri geliyor teslis inancını savunuyor, yeri geliyor Yunan tanrıçalarından bahsediyor. Herkül’den bahsediyor, Herkül’ün resmini yayın organının kapağına taşıyor. Sızıntı dergisinde 19 bin resmin 8 bini başka inanç grubun sembollerinden ibarettir. Mesiyanik, Evanjelizm gibi başka inanç dünyasına ait sembollerden oluşuyor. Tıpkı misyonerlik odaklı Evanjelik akımlardan esinlenildiği gibi. Sızıntı’nın nice kapaklarında, kucağında İsa, Meryem timsali resimlerle karşılaşıyoruz. Zihinleri yeterince bulandırdıktan sonra işi Mesih’e bağlıyor. Kendisine bağlı olanların bu kurtuluşun erleri olduğunu iddia ediyor.
Sözde cemaat, özde istismar
 
Öğretisine göre Hz. Muhammed bir yönüyle Ruhu’l Kudüs’tür. Teslis akidesindeki hâşâ üçlemenin bir tanesi. Bunu yaparken vaktinde diyalog faaliyetleri ve o faaliyetlerin sunduğu imkânları alabildiğine kullanmıştır. Onun için diyalog da bir araçtır. Dünyaya yayılmanın, kendini dünyaya açmanın bir aracı. Bu yüzden o diyalog çalışmalarını başlatanların kastından bile daha öteye gitmekte gecikmemiştir. Küresel bir istismara doğru koşarken dinlerin de izdivacını sağlama gayretine girmiştir. Bu izdivaç safsatasından da İsevi Müslümanlar gibi söylemler üretmeye başlamıştır. Kendi cemaati onun için Allah’ın cemaatidir.
Peygamber’e karşı çıkıyorlar
 
Kendisi kâh Mesih, kâh peygamberin onayladığı kişi olmuştur. Güya niyeti halistir, tüm bu birleştirmeleri peygambere rağmen, peygamber için yapacaktır. ‘Ben bu kötülükleri yaptım’ diyor; ‘ama düşündüm, peygamberi karşıma getirdim, üzgünüm bunları senin için sana rağmen yapıyorum’ diyor. Bu söylemlerini yaymak için camiyi de istismar etmiştir, kürsüyü kirletmiştir. Mabedi, suiistimalinin aracı kılmıştır. Ta ki karanlıklardan yayılan sözde ışık evlerini kurana kadar. Ona göre mabetler kapanabilir artık kendisinin açtığı ışık yayan evler vardır. Kapılarında paslı kilitler olabilir ama bir kısım evlere Allah’tan izin ve ferman var. Mescidin fonksiyonunu eda eden evler.”
Sahte cemaatlere karşı uyarı
 
Raporun en çok üzerinde durduğu konulardan biri de cemaat olma durumu. Ehli Sünnet İslam düşünce tarihi, cemaat denilen büyük bir topluluğun yani bütün inananların ürettikleri kanaat ve tecrübelerin üzerinden ilerler. Bu anlamda cemaat olgusu ayrılığı değil, bir bütün olmayı ifade eder. Aynı zamanda da çeşitliliği ve hoşgörülü olmayı. Nitekim raporla ilgili değerlendirmelerde bulunan pek çok ilahiyatçı da cemaatler konusunda bu durumun üzerinde önemle duruyor.”
İlahiyatçılara göre tevhit dini olan İslam, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun Müslümanların vahdetini emreder. Tevhit dairesi içinde kalmak şartıyla Müslümanların itikadî, fıkhî ve tasavvufî görüş ayrılıkları, İslam toplumunda var olan fikrî ve ilmî zenginliği ifade eder.
Bu açıdan cemaat kavramı ‘ayrışma’yı ifade eder bir hale geldiyse gerçek amacından çıkmış demektir. Cemaatte asıl olan İslam’ın değişmez ilkelerinin doğru bilgi ve üslupla temellendirmesidir. Yani cemaat dediğimiz olguda, İslam’ın toplumsal yapısını bozacak davranışlar olamaz. Bunu hedefleyen gruplaşmalar kesinlikle reddedilir.
Sapkın yaklaşımlar gözler önüne serildi
 
Toplam 140 sayfalık raporda, Gülen’in kendisini olağanüstü bir şahsiyet olarak algılatmak için çok büyük ve sistematik çaba gösterdiği bölümler özellikle dikkat çekiyor.
İncelenen kitap ve ses kayıtlarında, Gülen’in sanıldığı gibi sonradan değil en başından itibaren örgüt mensuplarına, “Fetullah Gülen sıradan bir kimse değildir. O, ahir zamanda İslam’ı ihya etmek için Allah tarafından seçilmiş özel bir kişidir” telkininde bulunduğu açık bir şekilde tespit ediliyor.
Raporda, örgüt mensuplarına sistematik bir şekilde telkin edilen bir diğer konu ise Gülen’in başlattığı hareketin herhangi bir hareket olmadığı, Gülen’in ise ‘seçilmiş’ olduğu inancı. Örgüt mensuplarının da tıpkı Hazreti Muhammed’e inanan sahabe topluluğu gibi güzide bir topluluk, hatta ikinci sahabe nesli olduğu açıkça iddia ediliyor.
Gülen, mensuplarını sapkın fikirlerine ikna etmek için kendisini İslam’ı çok iyi bilen bir âlim olarak sunuyor. Kelam-fıkıh usulü çerçevesinde ortaya konulan İslami bilgi yöntemine değer verdiği izlenimini oluştururken, aslında bunları göz ardı ettiği dikkatlerden kaçmıyor. Gülen’in ayrıca sufi gelenekte kullanılan bazı kavram ve söylemleri bağlamlarından koparıp, örgüt mensuplarını ikna etmek için malzeme olarak bunlardan yararlandığına işaret ediliyor.

Raporun hazırlanması sırasında incelenen kitap ve ses kayıtlarında, Gülen’in uyanık veya uykudayken, her durumda Hazreti Peygamber ile görüştüğünü ima ettiği, örgüt mensuplarına kişisel emirlerini peygamberin emirleriymiş gibi yansıttığının belirlendiği de görülüyor. Raporda, FETÖ’nün bu tutumuyla, bir Müslüman’ın asla tevessül etmeyeceği biçimde din usul ve esaslarını çiğnediğinin altı çiziliyor.

Raporda sufilerin, yalnızca kişisel tecrübelerini aktarırken kullandıkları tasavvufi kavramların, Gülen tarafından istismar edilerek toplumsal bir hareketi yönlendiren ilahi mesajlar gibi sunulduğu yer alıyor.

Kendisini Allah ile eşitledi

Bu yapının İslam inancına verdiği zararla ilgili en önemli unsur, doğrudan Allah inancına yönelik yaklaşımıyla ilgili.

Raporda, güya “Allah’tan gelen bilgileri bir prizma gibi örgüt mensuplarına, bağlılarına yansıtan” Gülen bir konuşmasında, “Kendisini üzmenin Allah’ı üzmek anlamına geleceğini” söyleyerek, ona boyun eğmeyenleri cehennemle tehdit ediyor.

Gülen söz konusu konuşmasında, “Açık, kapalı her şeyin net olarak ortaya döküleceği bir gün var. Allah huzurunda görüşürüz. Belki o gün benim gibi yufka yürekli birisi ‘Allah’ım, bu kobraları bağışlamadan ben cennete gitmiyorum’ diyebilirim ama işin içinde Allah hakkı da olduğu için orada beni dinlemezler pek. Onun için yufka yürekliliğim de çok fayda etmez. Buna çok güvenmesinler” diyerek bunu açık ediyor.

Raporda, bu konuşmasında yaptığı bedduaların kesin olarak tutacağını, cennete gitmesinin garanti olduğunu, orada başkalarını cehennemden kurtarmak için kendisine fırsat tanınacağını iddia ederek Gülen’in, çeşitli isim, benzetme ve lakaplarla devlet büyüklerine yönelik tahkir söylemleri de tespit ediliyor.

Ayrıca raporda, Hazreti Peygamber ile hem rüyada hem de uyanıkken görüşülebileceğini örgüt mensuplarının zihnine yerleştiren Gülen, ‘Ölümsüzlük İksiri’ isimli kitabında bu iddiasını bir ileri aşamaya taşıyarak ondan emirler ve haberler alınabileceğini de kaydediyor.

Raporda, Gülen’in 17 Ağustos 1987’de Salihli’de yaptığı bir konuşmada, Hazreti Peygamber’in onun vaazına iştirak ettiği iddia ediliyor. Gülen’in 6 Kasım 1978’de yaptığı bir konuşmada ise daha da ileri gittiği ve “vaazını dinlemeye gelen Hazreti Peygamber’e alnını öptürdüğünü” söylediği vurgulanan raporda, Gülen’in bu konuşmasındaki şu sözlerine yer verildi: “Resul-i Ekrem’e arz olunduğum zaman ifadelerim ayrı bir hüviyet kazandı. Cemaatimin önünde söylediklerim ayrı bir hüviyet kazansa da hiçbir zaman nifakımı hatırdan çıkarmadım. Nefsim namına alnımı uzatıp Resul-i Ekrem’e öptürdüysem, onu nefsim namına ve Kur’an ve imana hizmet yüklenenler namına yaptım.”

 

Yoğun bir çalışmanın ürünü

Diyanet İşleri Başkanlığı, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in İslam dinine verdiği zararları, Türkçe olarak basılmış 80 kitabını inceleyip, 40 bin dakikayı bulan sesli ve görüntülü konuşmasını analiz ederek raporlaştırdı.

Bu açıdan Selçuklu Devleti’nin en zor zamanında Bâtınî ve Haşhaşilerin ortaya çıkışı, İmam Gazali’nin onlara meydan okuyuşu ve o raporu bizzat Selçuklu Devleti’ne, Nizâmülmülk’e takdim ederek, arkasından nizamiye medreselerini kurarak, İslam noktasında sahih bilgiyle insanların buluşması için başlayan çalışmalar neyse; Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor döneminde Kadızadeliler hareketine karşı onların ortaya koyduğu yanlış düşüncelerden dolayı, Kâtip Çelebi’nin çalışması ne anlam ifade ediyorsa; Türkiye Cumhuriyeti’nin en zor zamanında bugün örgütlü bir din istismarı olarak bu yapının incelemiş olması ve bir rapora dönüştürülerek topluma takdim edilmesi de o kadar önem arz ediyor…

 

Üst akıl yönlendiriyor

Rapordaki önemli vurgulardan biri de FETÖ’nün dış kaynaklı olması, bir üst akıl tarafından yönlendirilmesiyle ilgili. Raporda bu konuda şu ifadelere yer verildi:

“İslam’a ve Müslümanlara karşı kullanılmak üzere bir ‘üst akıl’ tarafından yönlendirildiği artık iyice anlaşılan ve sadece gösterilen hedeflere kilitlenen bu örgüt ve elemanları için artık ne vahdetin ne ümmetin ne de milletin bir değeri vardır.

Bu hedefleri gerçekleştirmek adına bu örgütün, yüzlerce hatta binlerce Müslüman’ı öldürülebileceği, 15 Temmuz gecesi acı bir tecrübeyle görülmüştür. Hedefi ve iddiası ne olursa olsun, karanlık güçlerin maşası olarak Müslüman kardeşlerine, kendi vatandaşlarına silah çekmekten kaçınmayan, kendi halkına savaş açmaktan çekinmeyen malum yapı, bu tavrıyla tevhidi parçalayan, fitne ve tefrika odaklı bir oluşum olduğunu açıkça göstermiştir.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)