EN İYİ MODELİ KENDİMİZİ İYİ TANIYARAK BULABİLİRİZ

Posted on Kasım 02, 2017, 3:43 pm
FavoriteLoadingBeğen 15 mins

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI DOÇ. DR. YUSUF TEKİN

 TÜRKİYE’NİN EĞİTİM MODELİ NASIL OLMALI?

“Bir ülkenin eğitim sistemini o ülkenin eğitimden ne beklediği belirler. Biz bunu anlamak için sürekli kamuoyu araştırmaları yapıyoruz.”

Her ülkenin eğitimden beklentilerine bakmak lazım. Bazı ülkeler eğitim sisteminde çok farklı şeyler bekliyorlar. Bu beklentilerine göre kendi sistemlerini düzenliyorlar. Bizim ülkemizin bu anlamda eğitimden ne beklediğine dair kamuoyunda araştırmalar yapıyoruz. Bizim ülke olarak beklentilerimiz çok farklı. Herkes Finlandiya ile karşılaştırıyor, Finlandiya’nın da beklentileri çok farklı. Başarı ölçen araştırmaların ortak yönü şu, okullarda verilen eğitimin günlük hayatta bir karşılığı olması arzu ediliyor. Siz okulda ne tür bir eğitim veriyorsanız verin, gerçek hayatta çocuğun davranışlarına, ilişkilerine ne tür bir katkısı var bunu ölçüyorlar. PISA, TIMSS ya da benzeri skorlar böyle. Bizim rahatsız olduğumuz şey şu, teorik bilgiyle çocuklarımızı donatıyoruz. Sokağa çıktığında hangi bilgileri ne şekilde kullanacağında bir sorun yaşıyorlar. PISA sonuçları tam da bunu ölçtüğü için çocuklarımız orada başarısız oluyorlar. Biz bu yıl başladığımız yeni müfredat ile aslında bunu sağlamaya çalıştık. Çocuklarımız okullarda aldıkları eğitimi, günlük hayatta da kullanabilsinler. Böyle bir mekanizma geliştirmeye çalıştık.


MEF ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ DEKANI PROF. DR. MUSTAFA ÖZCAN

“Dünyada öğretmen eğitiminde dört yılın yetersiz olduğu kabul ediliyor. En başarılı eğitim fakültelerinde mülakat var.”

1978 yılında Türkiye’de daha öğretmen eğitimi üç yıllıkken, dünyada daha reform başlamamışken, Finlandiya bir karar aldı ve dedi ki: “Bütün öğretmenler kendi alanında tezli yüksek lisans yapacak.” O yıldan itibaren Finlandiya’daki bütün öğretmenler kendi alanında tezli yüksek lisans yapıyor, aksi halde öğretmenlik yapamıyorlar. Mezuniyet tezi yaptıktan sonra kendi alanında tez yapıyorsun, bunları yaparken de eşzamanlı olarak pedagojik formasyon dersleri alıp uygulama yapıyorsun. İlkokul öğretmenlerinden ise birden çok konu okuttukları için; gelişim psikolojisi, eğitim psikolojisi gibi bir alanda tezli yüksek lisans yapmaları isteniyor. Finlandiya’da öğretmenlik çok itibarlı bir meslek. Eğitim fakültesine başvuranların yüzde 10’u ancak bu sistemin içine girebiliyor. İlkokul öğretmenliğine başvuranların sayısı, tıp fakültesine başvuranların sayısından daha fazla. Finlandiya’da öğretmen olmak için okuyan çocuklar, en erken beş yılda mezun oluyor; bu, yedi buçuk yıla kadar uzuyor. Dünyada da öğretmen eğitiminde dört yılın yetersiz olduğu kabul ediliyor. Dünyadaki en başarılı eğitim fakültelerinde mülakat var.

 


ERCİYES ÜNİ. GIDA MÜHENDİSLİĞİ BAŞKANI PROF. DR. MAHMUT DOĞAN

“Ezber tekniği değil muhakeme, hayal ve tasarımlara dönük eğitim araçları seçilmeli.”

Eğitimde başarılı ülke modelleri genellikle kişi başına gelir düzeyi yüksek olan ülkelerden çıkıyor. Bunlardan İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Japonya modellerine bakılmalı. İlköğretim düzeyinde kabiliyetler keşfedilmeli ve IQ testlerine yer verilmeli. Üstün zekâlı bireyler tespit edilmeli. Eğitim kabiliyetler doğrultusunda sınıflandırılmalı. Ezber tekniği değil muhakeme, hayal ve tasarımlara dönük eğitim araçları seçilmeli. Zorlayıcı sistemler değil kolaylaştırıcı, mutlu, rahat ve özgüveni geliştirecek sorumluluk duygusunu artıracak, özgür ama disiplin kurallarını öğretecek bir sistem geliştirilmeli.  İlk ve orta eğitim düzeyinde öğretmenlerin çok daha nitelikli ve seçilerek görevlendirilmeleri gerekli. Başarılı öğrenciler ve öğretmenler mutlaka ödüllendirilmeli. Öğretmenler arasında rekabet ve performansa dayalı ücret politikaları geliştirilmeli.


HASAN KALYONCU ÜNİ. REKTÖR YARDIMCISI PROF. DR. YAŞAR ÖZBAY

“Eğitimin sosyal ve antropolojik dayanakları tespit edilerek bir temel oluşturulmalı. Böyle bir sistem, kendini yenileme gücüne sahip olur.”

Türkiye 2023 ve sonrası vizyonlarına yönelik olarak eğitimde ciddi stratejik planlamaya gitmek zorunda. Sadece günübirlik ihtiyaçları değil de yarınları, geleceği hedefleyen ve planlayan bir eğitim sistemine ihtiyaç var. Yapılan değişiklikler sistem adı altında, mevcut durumda meydana gelen çıkmazları aşmak veya zamanın eğitim trendleri üzerinde çok fazla kafa yormadan adapte etmekten öteye gidemedi. Bir milletin eğitim sistemi, o milletin nasıl bir millet olduğu veya nasıl bir millet olmak istediğinin en önemli göstergesidir. Bu hayati öneminden dolayı milli oluşuna vurgu yapılmıştır. Eğitim sistemi bir milleti doğrudan yansıtan, onun temel varlık kodlarını içinde saklayan yegane sistemdir. Köklü devlet geleneği olan Türk milletinin kendine özgü bir eğitim sistemi olması bir zarurettir. Bunun için yapılması gereken eğitimin sosyal, antropolojik dayanaklarının tespit edilerek bir temel oluşturulmasıdır. Bunun üzerine kurulan sistem, kendini zaman ve mekân bağlamında daha işlevsel ve daha uyumlu olarak yenileme gücüne sahip olur. Bunun için akşamdan sabaha sistem değişiklikleri ve sil baştan düzenlemeler yerine, belki daha uzun soluklu daha farklı yol ve yöntemlerin izlendiği bir sistem arayışı ve tasarımı tercih edilmeli.


BAHÇEŞEHİR ÜNİ. EĞİT. FAK. DEKAN YARD. DOÇ. SİNEM VATANARTIRAN

“Ben insan kaynağımı nasıl yetiştirmek istiyorum sorusuna bir uzlaşı ile cevap bulduğu an eğitim modeli de şekillenecektir.”

Türkiye ülke olarak önceliklerini belirlemeli. Bir ülkeyi hedefine ulaştıracak en önemli kaynak, maddi kaynaklarının da ötesinde insan kaynağıdır. Dolayısıyla ben bu insan kaynağımı nasıl yetiştirmek istiyorum sorusuna bir uzlaşı ile cevap bulduğu an eğitim modeli de şekillenecektir. Bunu yapamayışımızın temel nedenlerinden biri her yaşta her şeyi öğretmek istiyoruz. Öğretmen eğitimini çok ciddi masaya yatırmamız lazım. Bir eğitim sistemi diğer sistemlerden ayrı tasarlanamaz. Yani eğitim sistemi ülkedeki finans sisteminden, adalet sisteminden, maliye sisteminden ayrı düşünülemez. Çünkü her değişiklik diğer sistemler ile entegredir. Onları da etkileyecektir. Dolayısıyla daha bütüncül bir yaklaşımla bakmak gerekir. Biz eğitim sistemini çok sık değiştiriyoruz diye şikâyet ediyoruz ama biz eğitim sistemimizi hiç değiştirmedik. Merkeziyetçi bir eğitim örgütlenmemiz var. İçerikleri, haftalık ders saatleri, okulların misyonları, okulların varoluş amaçları her şeyin merkezden belirlendiği bir eğitim sistemimiz var. Biz sistemin içinde ufak parçalara dokunuyoruz. Özellikle bir üst eğitim kurumuna geçiş nasıl olmalı bununla ilgili çok sık değişiklikler oluyor ama bu eğitim sisteminin sadece ufak parçasıdır.


EĞİTİM BİR SEN GENEL BAŞKAN VEKİLİ LATİF SELV

“Başarılı eğitimi olan ülkeler model transfer etmez. Faydalanır ama kendisine özgü olan yapıyı ortaya çıkartır.”

Dünyadaki olup biteni, ülkesinin geçmiş tecrübelerini, yaşadığı sorunlar ve bunlara dönük hangi adımların atılması gerektiğini iyi analiz eden ve katılımcılığa imkân veren zeminde bunları inşa edilirse eğitimde önemli başarılar gerçekleşebilir. Mesela uzmanlar çıkıyor diyorlar ki, “Anayasayı keşfetmeye gerek yok. Biz de transfer edelim kendi ülkemizde uygulayalım”. Başarılı eğitimi olan ülkelerin böyle bir modeli yok. Transfer etmez. Faydalanır ama kendisine özgü olan yapıyı ortaya çıkartır. Japonya ve Finlandiya örneği de böyle. Kendisine özgü olanla, geçmiş birikimi, ülkesinin içinde bulunduğu durum ve dünyada olup bitenleri paydaşlarıyla bir araya gelip masaya yatırır. İmkânlar ölçüsünde doğru adımlar atılırsa bizim kanaatimiz eğitimde önemli bir noktaya gelebiliriz. Eğitimde sonuçlar kısa vadede ortaya çıkmaz ve kronik sorunlar günlük düzenlemelerle giderilemez. Yani eğitimin kendine özgü tarafları var. Bu tarafları gözeterek değerlendirme yapıldığında netice alınacağını söyleyebiliriz.

 


SETA EĞİTİM VE SOSYAL POLİTİKALAR ARAŞTIRMACISI İPEK COŞKUN

“Bize uygun bir eğitim modeli için gerçekliğimizden haberdar olmamız çok önemli.”

Türkiye’de ancak son yıllarda gerçekliğimize uygun eğitim politikaları uygulanmaya başlandı. Geçmiş döneme bakarsanız hep bir uyarlama hali var. Ünlü Çinli eğitimci Profesör Yong Zhao bu duruma ‘öldüren cazibe’ diyor yani ‘iyi’ denilen her modelin ülkelerde kopyalanması furyası. Eğitim sosyolojinizden haberdar olmadan kopyalayacağınız her sistemde bir doku uyuşmazlığı oluyor. Bir dönem eğitimcilerde ABD önemli bir rol modeldi, şimdilerde Finlandiya ve Uzak Asya. Belirttiğim bütün ülkelerin ve bölgelerin her birinin çok ayrı ekonomik, sosyolojik ve kültürel dinamikleri var. Bunu dikkate almadan yapılacak kopyalamalar kısa ömürlü olacaktır. Ve eğitimde sürekli bir değişiklik olduğu söylemini de haklı çıkaracaktır. Elbette dünyaya tamamen kulaklarımızı tıkayalım demiyorum ama önce kendi hikâyemize hâkim olalım. Bu noktada izleme ve değerlendirme süreçlerinin iyi yapılandırılması öncelikli atılması gereken adım. İlkokul düzeyinden itibaren bütün eğitim süreçlerinin akademik ve sosyal boyutlarıyla izlenmesi gerekmektedir. Bu izleme çalışmaları sonrasında telafi sistemleri ile desteklenmelidir. Türkiye’de eğitim sisteminin en akut problemi telafi mekanizmalarının yetersizliğidir.

 


OSMANGAZİ ÜNİ. EĞİT. FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ENGİN KARADAĞ

“Türkiye’de uygulanacak model sosyal, kültürel ve ekonomik uçurumları dikkate alarak kurgulanmalı”

Türkiye, Norveç ve Kanada gibi adaletli eğitim sistemlerine hem ekonomik hem de sosyokültürel yapı olarak benzemiyor. Bu nedenle Türkiye’de uygulanacak model özgün yani Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ekonomik uçurumlarını dikkate alarak, özellikle yoğun genç nüfusa göre kurgulanmalı. Türk eğitim sistemi hali hazırda seçkinlere hizmet ediyor. Yani fakirlerden aldığımız vergilerle zenginlerin çocuklarını elit devlet okullarında okutuyoruz. Bütün çocuklar sınava eşit şartlarda girseler bile hazırlıkları eşit mi? Aileler çocuklarının okul dışındaki öğrenmelerine eşit düzeyde yatırım yapabiliyor mu? Bu soruların cevabı bizi karmaşık bir ikileme götürüyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)